Yılda en fazla bir kere kuaföre uğradığım için gittiğim kuaförün dandik olmaması gerekir. Ki bir sene kadar idare etsin.
İyi bildiğim kuaföre gittim. Girdim kapıdan içeri herkese teker teker merhaba dedim. Herkes kibar, bana selam verdi. Kasada duran ultra-modern kuaför (ki sahibiymiş aynı zamanda) ben içeri meylettiğim anda beni durdurup:
'Ne istemiştiniz?' diye sordu.
Haydaaaa, içimden türlü cümle geçiyor, ama birini bile söylemedim, edep açısından yani.
'eeee, saçımı kestiricem, olmaz mı?' (cümle aynen budur, boş bulundum.)
'burası erkek kuaförü'
'hı? Diyildi, burda kestirdim geçen sefer??'
'bayan salonunu yukarı açtık'
'ehehe, aaa, hayırlı olsun yeni galiba?'
'sağolun, bir seneyi geçti'
'ehehhe, hadi yaaa.. Ben bi yukarı çıkiiim o zaman'
'hıhııı, ilerde merdiven var'
'haa şu, evet...'
Çıktım yukarı. Bayağı büyükmüş yav, devasa merdiven, başında da kocccaman kuaförün adı. Görmemek için ben olmak lazım. Hedefe kitlenmiş gidiyorum ya.
'Hoşgeldiniz'
'Hoşbulduk, ehehehe, ben aşağı yere girmiştim de, erkek kuaförü olmuş'
'Iıı, buyrun' (çatlak geldi diyolar içlerinden..)
Adamlar haklı, alışkın değiller. Günde bir kere föne uğrayan bayanları misafir ediyorlar. Senede bir gelene şaşırıyorlar.
Bi kuaför vardı yanıma. Ama baktım, enteresan. Manken gibi hepsi bunların??. Saçlar bişiiler bişiiler, kıyafetler ultra-modern. Ancak ağızlarını açıp konuştuklarında 'evet, evet, kuaför' diyebiliyosun. Ben ise aşağıdaki tezgahtar kızdan daha salaş.. Hay allah. Bi daha yüksek topuk, janjanlı, toptoplu katkatlı giymek gerek.
'Ben şöööle istiyorum, bööle istiyorum. Sonra şööle olmasın bööle olmasın.'
'Hı hı tamam. Ben şöööle şööle yapiim, şööle olmaz, bööle olur'
'Oldu o zaman'
Başladı, tıkııır da mıkıııır, aheste ahesteee. Ben kuaförlerden korkarım. Kızamam onlara, eleştiremem. Öyle bi kuaför korkum vardır. Yalnız bu kardeş, hiç kuaförlere yakışmayan beyaz elleriyle nazik nazik ve itinayla yapıyor işini. Hiç karışmadım. Bekledim. Yaptı da yaptı. Asistanları enteresan, yani çırakları. Biri büyük göbekli genç bi çocuk çok somurtuyo. Kuaför çırağı demessin, olsa olsa tesisat çırağı görüntüsünde. Gömleği beyazmış ama artık gri. Diğeri tam bir çırak. (Sezai) Saçları bi garip. Kuaför kataloglarından çıkmış gibi. İşine bakacağına aynadan kendi saçlarına bakıyo. O bakıyo ben ona bakıyorum, her seferinde gülüyorum. En sonunda 'Güzel, güzel merak etme' diyorum, utanıyor hafif. On kere ne içeceğimi sordular, yanımda eski zaman tiplerinin hazırlıklarından, bir şişe su getirmişim. Var benim içeceğim dedim. Bir yandan aynanın kenarında lcd televizyonlardan komik komik şeylere bakıyorum. Burcunuz, diyetler, hava durumu, kadınların en beğendiği erkek tipleri falan.. :-)
Sonra fön kısmına geçtik düz fön inceliklerini öğreniyorum Serkan'dan (gri gömlekli somurtkan). O çekerken iki adet beyazımı görüyorum şakakta.
Aman koparma tikkat et diyorum.
Arkada da var, onları da koparmadım diyip gülüyor.
Aman diyim ne diyosun?
İki tel gördüm.
Yaaa? (hırk!!)
Bazen erkenden çıkıyor böyle beyazlar
:))))
Benim su bitince Sezai bana nazar boncuklu bi bardakta limon dilimli bi bardak su getiriyor. Imm, musluk suyu diiil. :-P şlafguud...
Kuaförüm Levent, beyaz tel muhabbetine takıldı,
'Niye, sadece iki üç tel beyaz'
'Ben mümkünse 50'lere kadar boya yaptırmak istemiyorum.'
'Aaaa, aynı yaştayız ama bakın sakalım beyazladı.'
Hakkaten keçi sakalı gri.
'Benim de sakalım olsa belki beyazlamıştı, ne belli..'
'Hı?'
'Hı?'
Şu açıdan çok güzel, ilk defa biri bana 'aaa, ayy, ne kadar küçük gösteriyosunuz' demedi. İnsan bayılınca bu muhabbetlerden, tersi istikamet hoşuna gidiyor.
Kesti saçımı, baktım baktım..(yav ne kadar koyulaşmış benim saçlarım. Güneş yüzünü görür görmez sarardı eskiden, şimdi nerdeyse siyah. Yuh yani. Nasıl olur? )
Tam istediğim ve tarif ettiğim gibi oldu.
Levent şakıdı:
'Buna bi gölge çok yakışırdı. Zamanınız olursa bir gün gelin de yapalım ne dersiniz?'
İçimi okumuş gibi.
'Ben öyle sevmiyorum aralarda sarı sarı. '
'Sarı olmaz ki, bir ton açığını düşünün, çok doğal olur, biraz aydınlık katar. '
'Tamam, şimdi yapalım.'
Bu kadar şappadanak karar verir insan..Kesim üzerine güvendim birden, boya işlerine gönlüm elvermez ama..
O kadar ince ince yapıldı ki saç, patlayıvericektim. Sadece sıkıntıdan değil, bir galon su yutmuşum. Ayrıca aynı yayını on kere izlemişim, başak burcu olanlar, bu arada, herkese güvenmiyceksiniz bu ay, ona göre. Antraktta tuvalete koştum. Umumi ya, bir kişilik değildir deyip kapıya abandım, haydaa niye açılmıyo bu diye ikinci kere hatta. Omuz da atmış olabilirim. Sahneyi tahmin ediniz. Biri 'hanfendi, mesgul galba' diye sırıtınca durdum. Sonra bekledim bekledim. Sonra tekrar bekledim, bayan çıktı bu sefer Serkan girdi içeri kağıt havluları asamadı bir türlü, ortası mı sıkışmış bişiii olmuş artık dayanamadım, elinden kaptım 'Serkan boşver ortasını ver sen bana o ruloyu'.. Napiiim ya ölecem.
Sonra baktım saç, Levent'in deyimiyle 'süpper oldu yaaa'... Enteresan, sanki eski zamanlardaki açık saçlar gibi.
Benim bir günümün 3 saati önemli bir dilim. Ama senede bir katlanılacak artık.
Levent çıkmadan:
'İnşallah seneyi bulmaz tekrar gelişiniz' dedi.
'Söz veremem ama denerim' dedim ve kendimi açık havaya attım.