20 Temmuz 2007

Deniz, deniz, kum ve sıcak

Güzelce ayıklandık ve pişirildik. Kızarmış tavuktan halliceyiz. Gittik ve geldik. Bir haftada bunalım ötesi... Çok sıcak, bir yandan da fön gibi bir rüzgar. İki saniye içinde saçlar kuruyor. Gerçi eşzamanlı olarak içimiz de kuruyor gibi.
Deniz'in yüzündeki diş izleri hala geçmedi. Yanınca bir de koyu bir mor gibi bir hal aldı. Her gören ve her seven bir posta 'noooldu senin yanaaana bakııım?' diye sordu, Deniz bunaldı.
Yolda gördüğü herkesin adını sorup arkadaş aradı iki gün. İkinci gün Zeynep ve Melis'le arkadaş oldu. Birlikte yüzdüler, yüzerken Deniz denize şarkılar yazdı: 'İçinde balıklaal vaaaal, beyaz beyaz dalgalalıın vaaal, ne güzelsin deniiiizzz'
Bir gün de küçük kuzeninde kaldık. Görür görmez: 'Hatılladın mı ben senin eski alkadaşın deniz' diye kendini hatırlatmaya çalıştı. Biz dönüyoruz diye yüzünü buruşturan minik kuzenini de telkin etti: 'Böyle alkadaş olmak oynamak çok güzel ama ben evimi özledim, şimdi dönmem gelekiyol'. O da ona: 'Oççakaal' dedi. Mutlu mesut ayrıldık.
Ankara'mın gözünün yağını yiyim.
Sıcak da olsa nefes almak hala mümkün.

11 Temmuz 2007

Survivor

Sonunda tellerimi kopardılar.
Deniz anaokuluna başladığından beri, yani 5 haftadır iki üç hırpalanma vukuatı yaşadı. Diğer çocuklar tarafından. Bir gün kolu üzerinde çizik ve morluklar vardı. Bir diğer gün sırtında 16 adet tırnak izi vardı 10-15 cm. uzunluğunda. Hep olur böyle şeyler cümlesini geçirip duruyordum kafamdan. Birikmiş bunlar meğer.. Beynimi şişirmiş..
Dilbermiş bugün kızımı biftek zanneden. Dilber. Dişber artık o.
Bir gittim almak için Deniz'i, yavrucağız hıçkır hıçkır bir döndü yanağını, elmacık kemiğinin üstünde şiş bir mor, ceviz büyüklüğünde.. Kenarları kırmızı dantel gibi işlenmiş. Yanak çıkıntısı iki katı gibi olmuş, moğol gibi duruyor.
Dilber, konuşma zorluğu çektiği içinmiş, anlaşamazsa, kızarsa veya çok severse ısırıyormuş. 'Ne hoş' dedim, 'ısırmadığı zaman var mı peki, geriye bir ruh durumu kalmadı da? Siz niçin müdahale edemiyorsunuz?' Her zaman yapmazmış, çok ani olmuş. Hmm...
Arabaya binince cozutmaya başladı. Daha taze olduğu için olay, acı yerini yeni yeni kızgınlığa bıraktı sanırım. Çok kızmış, çok kızmış. Bağırıp duruyor. Ben de ona yapıcaaaaam. Bana şu şalkıyı çaaaalll. Çişim geldieaaa! Doktola gitmek istemiyoluuum. Okula da gitmek istemiyoluuum.
Valla ne yalan söyliyeyim benim de götüresim yok.
O kadar kızdım ki (içimden) kuduz aşısı yaptırmak istedim. Saçmaladığımı farkederek en azından baticon süreyim dedim. Sürerken şişliği gördükçe hem gözlerim büyüyor, hem de kalbimin sızısı. Deniz ise hala kızgın. 'Demek Dilber seni yemeye çalıştı. Acıkmış olabilir mi?' diyince o kahkahalar attı ben rahatladım mı daha mı çok sinirlendim hatırlamıyorum.
Olayın şoku geçince bana anlattı: diş fırçalıyorlarmış, Deniz'in ağzındaki diş macunu ağzını yakmaya başlamış ve dilberin lavabosuna diş macununu tükürmüş. Dilber de nakış işlemiş.
O çocuğun da problemleri varmış, anlıyorum ama ya kalıcı bir hasara neden olursa birgün? Öğretmenlerin elleri armut toplarken? Bir saniyede türlü bela olabilir. Bu durumdaki çocukların üzerinde en az dört gözün nöbet beklemesi gerekmez mi? İşte bunu anlayamıyorum.
Doktor 'kreşlerde olur hep böyle şeyler' dedi.
Bu kadar da olur mu hakikaten?

6 Temmuz 2007