29 Ocak 2008

Pain in the ass diyollall

Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler'e..
Ekmekciimkizciim topu havaya atmış; işbu bu top, Matrix'teki gibi orda 'ööölecene dondum ben' veya 'portakal orda kal' şeklinde beklemiş olsun ki bendeniz, henüz görüp daha evvel yazmamama kılıf bulayım değil mi ama?..
Yerden, Deniz tarafından düşürülmüş bilumum şeyleri almak. Hayır, kendisi alsın diye eğitiyorum güya. Kimsecikler almıyor, kabak Ülkü'nün başına patlıyor.
Hergün doğalgazı ve jeneratörün benzinini kontrol edip ilgili önlemleri almak.
Süpermarket fişlerini aldıktan sonra çöpe şutlamak yerine, içinde boğulacak hale gelene kadar orda burda ve dahi şurda bekletmek.
Seslerini duymak için çok hevesli olmadığım ama ailevi nedenlerden aramaya mecbur olduğum kişileri aramak... (dedikten sonra iki görüşme yaptım geldim, ne sevimliyim)
Gece susayınca mutbağa gidip (canım dedem ağzı) de bi bardak su almak yerine'süüüü, süüü, çoğfenayımmm' diye inlemek yoluyla sevkilimi (ayşe arman jar-gonu) uykusundan edip bana su getirmesini sağlamak bu klasmanda yaptığım işlerdendir. (Çok sık bu cihete gitmem ama yine de, vardır bir insaf bende de..)
Ne kuzuyum ben (sağ omuz), ya da şuursuz (sol omuz), başka da birşey yok, olamaz zaten (sağ omuz), aklıma başka şey gelmedi şimdi (sol omuz)..

23 Ocak 2008

Müzik şeysi

Artık blogunu tesettürlemiş bulunan köşelerimizin delisinden aldığım icazet ve nov-hav'la (türkçeme saygılar!) bir müzik şeysi attırdım yan tarafa, yanar döner. İşin özel tarafı, benim müziklerimin yanıp dönmesi...
Fakat ki, kendi kendine, kimse 'yürrüü' demeden başlayıveriyor, bu özelliği beğenmeyen olursa bana söylesin de ben de 'isteyen dinlesin seni kardeşim' diyeyim bu vicıta/gecıta.
Yoksa baştan mı deseydim?
Neyse artık, görüş bildiren?

...ve fakat r.stones'dan honky tonk women'i da tavsiye ederim icabında, ya da aynı grubun beast of burden'ı da olur...halet-i ruhiyemi gözler önüne sersin diye....

19 Ocak 2008

Uy anamlar!

Sabah 33.4 yaş dişim çekilsin diye bir ay önce almış olduğum randevuya gitmek gereği vardı. Denizle Yoort da beni yalnız bırakmadılar. Vakitlice çıkmayı beee-cer-diiiik. Beceremedik diycem sanılıyo di mi? He heyyy!
Hekimim devamlı güldürüyor. Espiriklerine aynı komiklikte yanıtlarım olduğunu tecrübe etmiş olduğu için, ya oyarken ya da içine bade koyarken güldürüyor ki cevap veremeyeyim.
Ama artık tele-patik olduk. Tam dişime abanmışken arkadan vıdı vıdı kulağa gelen müziği farkettim, eddie abi 'hiyyeeyyt, i'm still alive' kisminda bağırıyor. Kaşım gözüm oynadı boğaz suyum fokurdadı, 'biliyorum biliyorum mahsus koydum' deyip konuyu kapattı.
Deniz'e 'Bir ara senin dişlerine de bakalım gel de' dedi.
Deniz de 'Gelemem, ben pedodontiste gidicem' dedi.
Pedodontistin bayan olduğunu ve önceden bu konuyu konuştuğumuzu anlatıp gönül aldım.
Dişimi son anda çöpten kurtarıp cebime aldım, Deniz'e göstermek için. İki kez de anlattım prosedürü. Yüz kez de göstermek zorunda kaldım. Bi daaa bakiim, bi daaa bakiim. Yastığın altına koyucam bakiim peri meri geliyo mu yoksa kandırıldık mı?
Şuşiciye gittik ama ikimiz de şuşi yiyemedik. Ben bayılırım ama pirinç yasak. Oyuğa kaçmasın diye. Yoort da bıkmış olduğunu söyledi ki, acayip gıcık oldum. Yok o toplantı bu iş yemeği derken su-şii yiyip duruyorlarmış meğer. İnsan kalanları paket yaptırmaz mı? Evdeki de nasiplensin!
Biri damaktan olmak üzere yediğim iki iğnenin etkisi şimdi geçiyor. Iyyyggg.
Dişimle (ve erkeğimle) oynanmasından oldum olası hazzetmem zaten.
Aarıya!

17 Ocak 2008

Pnömatik

Şöyle eğlenceli, çerezlik bir yazı yazmak vardı ne zamandır aklımda. Hatta eve gelirken de o yönde bir hevesim vardı. Dakikalar geçtikçe üstüme bir karabulut çöktü. Sıralı nedenleri var, canım sıkıldı.
İş arkadaşının dakika bir, usturuplu bir gammaz olduğunu öğrenmem,
mis gibi mutfağımın davlumbaz borusunda fare sesi duymam,
biraz önce gazete odtülüde akıllara zarar bir hanfendinin yazısını okumuş bulunmam,
grip olmam, köh köh köhmem,
bugünün TGI friday değil de OGIS (oh god it's still) thursday olduğunun farkına varmam
sıralı nedenlerden sıraya koyabildiklerim.

Gerzek bir eğitim aldım. Aklımda kalan tek şey gereksiz, yersiz, uygunsuz bir fıkraydı. Daha acısı herkes anıra anıra gülerken dudaklarım 'imdak kurtarın beni' formunda kıvrılmıştı. Bol bol, mühendislerin 'seçilmişler' olduğunu, sosyal bilim icra etmenin ne kadar kolay olduğunu anlatıp durdu anlatan. Kocaman, aklı çalışan bir adam yahu. Herkes de kafa salladı. Ben de salladım. Ama kafamı değil. Pozitif bilime sıkı sıkıya bağlı olup bazı şeylerin nane kıvamında olduğunu düşünsem de, bu kafa yapısına kafa atasım var.

Sırf rahatsız etmemek için, zamanı olduğunda ilgilensin nasıl olsa acil değil diye düşünerek bir iş arkaşıyla emailleşiyordum. Son mektubumda kusura bakma senin de zamanını alıyorum gibi birşey yazmıştım cevap verme tenezzülünde bile bulunmamıştı. Bugün beni arayıp beni telefonla da arayabilirsin diye izin verdi. Sağolsun.
Bizim bölümün en alt veledi bana istediğim dokümanları yollarken 'bunları çözmeye kafa patlatma çoğu çözüldü' gibi talihsiz bir cümle kurmuş. Ona da 'burda çözmeye uğraşacak birşey yok zaten gayet sarih' diye ağzının payını verdim, bugün sinirliyim. Millet emailde ne kadar yavşarsa yavşasın, benimle telefonda konuşunca siz'lemeye başlıyor. Millet işte.

Saçmasapan fanatik dinciler yüzünden deyimlerimi bile değiştirdim. Allah insanı açlıkla terbiye etmesin"i, üstün pasife çevirme yeteneğimle çevirip söylediğimi, üstelik bunu bilinçli ve düşünerek yapmadığımı farkettiğim anda tepem attı. Şöyle demiş bulundum, açlıkla terbiye olunmasın (mümkünse). Yok ki bu deyim. Ne hale sokuldum. (pasife çevirme yeteneğim burda da gayet açık görünüyor)

Bir avuç, merhaba demekten imtina eden (veya utanan, nasıl birşeyse) insana, sabahları günaydın demeyi öğretebilmek için koridor boyu topuklarımı çınlata çınlata yürüyüp, gözlerinin içine bakıp günaydın demekten bitap düşmüşüm bugün. Bunu da farkettim. Ne vasıtayla olursa olsun merhabaya karşılık vermeyen kılları da hatırlayıp yine sinirlendim. Vasıta canlı olur, sanal olur farketmez.

Dün zaten eskişehir yolunda, üstü gazeteyle örtülü bir cesedin yanından geçip fötr şapkayla sarı çoraplarını gördüğümden beri düğüm düğüm boğazım.
Üstüne bu sabah duramayacağım yolda can çekişen kedi görmez miyim! Hoş, durabilsem ne yapacaktım, bakamıyorum bile, bırak eline alıp veterinere götürmeyi.

Gazım var, alamıyorum. (tamamen allegorik)

7 Ocak 2008

Ehe aha

Ihlamur da varmış burda. Açık çay sanıyordum ben. Bir de kahve makinesi koydular, italyan usulü (türk değil) espresso içmek mümkün. Üç yudum espresso 0.75 ytl'ye. 1 ytl'den küçük bozuk bulamadığım zaman 1 liraya üç yudum alıyorum. Dimağım açılıyor. Sonra da bir famodin attırıyorum, malum midem. Bir famodinin maliyetini de katarsak pek akıl karı sayılmaz ekonomikman..
Bana verilen procelerden biri ertelendi. Müdürüm aradı, söyledi. 'Sana yeni birşeyler bakıyorum' diye ekledi. 'Çok incesiniz, hiç zahmet etmeseydiniz' dedim. Eminim ahizeyi koyduktan sonra çook gülmüştür.
Bugün hiç çalışasım yoktu. Zar zor çalıştım. Öğlen götürdüğüm çoban salatamı ses çıkmasın diye zar zor çiğnedim. Tam çiğnenemeyen hıyarın tuvaletin hijyenine olan etkileri konulu brifingi online olarak ileteceğim. Asenkron. Bundan tez konusu da olur zannımca.
Toplantıdan çıkan arkadaş kar yaayomuş dedi. Yağmış hakikaten. Pencere yakını oturmama rağmen, ben görmeden attırmış, çok bozuldum. Yollar kayan arabalarla dolu. 30la eskişehir yolundan gitmenin ayrıcalığı insanı bi hoş yapıyor. 50'ye çıkınca pis pis bakışlardan nasiplenmek mümkün.
Şimdi nasıl yapacağım da kızımı almaya gideceğim annemlerden onu düşünüyorum.
Etrafta kayan arabalar olduğu müddetçe kar lastiği gereksiz bir lüks. Kaldılar mı kalıyorsun yolda, son model ultra süper kar lastiin olsa kaç yazar.
Epostalarımın kibarlık katsayısını düşürmem lazım. Dolmuşa binen istanbul beyefendisinin anısı gibi: 'Şoför bey, rica etsem beni müsait bir yerde indirmeniz mümkün mü acaba?' Yanındaki muavine dönmüş sürücü: 'Ne diyo lan bu?' 'İncekmiş abi' 'E ööle dese ya, ne yalvarıyo?' Ne kadar kibar, o kadar yumuşak. Otur yerine, sıfır!
Çoban salatasını yoğurtla yerim hep, cacık gibi olur. Üstüne de naneyi ihmal etmeyelim. Mümkünse sarmısak.
Lkyhn söyledikten sonra ben bunun arkaplan, önplan ne tür renk varsa değiştirmişim. Pek kötü olmuş, bir ara uğraşabilmeyi diliyorum, özür de diliyorum, üstüne bir de tarak vericem, mağduriyet olursa kullanılsın diye. Mağduriyetin saçla alakası olmasa da üste taraktan başka bir tek para vermek mümkün, o da ticaret dengemi bozar.
TDK'dan en son kulüp'ün yazılışını öğrenmiştim, klüp zannederdim ben; bugün ise metod sandığım şeyin yazım kılavuzundaki kıyafetinin metot olduğunu öğrendim. Bu sonuncusu iş hayatımda bana yarar. Kulüp ise daha sosyal bir olgu, iş yerinde kullanamam.
Gidiim ben, ocakta yemeem var.

1 Ocak 2008

Bi dakka yaav

İşyerindeki odada dört kişiyiz. Aralarından bir kişi ikinci kişiye küstü. Bu arada ikinci kişinin bölümdaşı üçüncü kişi birinci kişiye küstü. Birinci kişi üçüncü kişiye de küstü. Sıkıldım biraz.
Günde bir adet çok açık çay içmeye başladım. Bunun dışında içine çeyrek dilim limon atılmış kaynar su içmeme şaşan çok kişi oldu. İçtiğim çayın veya bitki çayların tadı o kadar da farklı olmuyor ki.
Öğle yemeklerinde aşağıdaki yemekhaneyi tercih etmemeye başladım, en son fularımı domates çorbasına sokup gömlek ve ceketimi lekeledikten sonra... Ben ben olmasaydım fular takmamak da bi alternatif olabilirdi.

Değiştirdim biraz görüntümü bloğgda.
İşle ilgili bir sertifika almam lazım. İki tane de büyük kapsamlı işim var. Ne zaman yüküm sırtıma fazla gelecek bilmiyorum ama şu anda durum iyi.

Bahçede dün bir doğan, bir güvercini (veya kumruyu) halledip tüylerini iki saat yoldu, gözümüzün önünde. Elektra!

Mutlu ve huzurlu yıllar.