13 Haziran 2009 Cumartesi

Going, Going, Gone

İçerik lişkisi yok başlıkla kapsamın. Tek ilişki, arkada, daha önce hazırladığım oynalistesi (playlist)nin çalması. Başlangıç şarkısı bu.
Yavru ilköküle başlıycak. İki alternatiften ilki, ona gidecek. Tek düşündüğüm seçeneğin ta kendisi.
Kendi okuluma niye vermedim? Bazılarının gözü büyüyo başvurmadığımı bile duyunca. Hem girişi kurasızdı zamanında verseydim eğer, hem de
(Niyazi Köfteler - C.Karaca)
hem de yarı fiyatına okutacaktım.
Hiç de bile.
Bugün markette dönemimden eski bir öğrenciyle karşılaştım. Yanımızdan geçmek için market arabamızın ortada olduğu bir durumda, 'Parrrrdon, geçebilir miyiiiiim' dedi. Bir gözgöze geldik ve ben onu tanıdım. Onun durumunu bilemem, suratıma bakıp yabancı yabancı geçti. Ağzımı açmıştım merhaba demek için. Sinek yoktu allahtan. İyi market, güzel market..x
Dönem diyorum ama, öyle değil, zaten küçücük bir okuldu zamanında, herkes herkesi tanır. Dönemini tanımamak için ya deligibiunutkan olmalı ya da gerçekten önemsememesi lazım. Hayatına önemsiz olmalıyım. Olabilirim, öyle olmalıyım. Olabilirim, olmak isterim..
(Mamma, you've been on my mind - Jeff Buckley)
İşte, dedim, tam da durum budur. Burdaki öğrenciler birkaç gruptu. Zengin çocukları, entelektüel çevre çocukları, bir iki grup memur çocuğu.
(Sweet the Sting- Tori Amos)
Zengin çocukları paralarıyla, dantel çocukları ebeveynleriyle poz yaparken memur çocukları
-Arada bahçeye yardım ettik-
(Chain of Fools- A.Franklin)
Ben gibi memur çocukları da nereye monte olsam diye bakınıp duruyodu sanırım.
Yüreklendirmek yerine çocukların cesaretini kıran,
Hamuru kıvamda değilse doğdukları ailelerden utanmalarını bile sağlayan
Önyargılı, müsamahasız ve snob öğretmen ve yöneticilerden oluşan bu grubu sevmedim.
Kızımı da oraya verirsem na bööle oliiim.
Tek sevdiğim üniversite. Kim kime dum duma.. Kim ne isterse yapsın..
(Man of Constant Sorrow - Dan Tyminski - Sountrack ' O Brother Where art Thou?')
(Mother Revolution - T. Amos)
Aslında açılış cümlesine baktım da, galiba biraz var alakası....
(John Cockers- J. Mellencamp)
Falan filan....

08 Nisan 2009 Çarşamba

Ben aslında yani

İyi biri değilim. İyi biriyim ama aslında değilim. İyi olduğunu sanan iyi olmayan biri miyim?
İyi nedir, o da duruma göre tanımlanır birşeydir diil midir.
Olabileceğimden iyi değilim. Olabilmeli miyim? Olabileceğimin çıtası zaten olabilesi hissetmemle çizilmişken.
Düşüncesiz ve nankör, bencil ve benmerkezci biri olabilirim. Ortam müsait olursa olabiliyorum rahatça. Bu ortamdaki beni böyle tanımlayabilir. Ortam müsait olmazsa olabilemiyorum, olmamayı seçebiliyorum, olmamayı seçmem gerekebiliyor. Bu ortamdaki ise fedakar, verici vs. diye tanımlayabilir.
Context-sensitive bir çoban.
Bir yanım fena halde yanıyor. Çok feci halde.
Yanıyor.
Ama geçer...
Geçmez mi ki..

21 Mart 2009 Cumartesi

Ayaklarım üşüdü, tabanlarını birbirine çevirdim ve yapıştırdım. Televizyonda çocuk kanallarından biri var, alışkanlık kespetmiş gibi. Kafaanne olmaya yatkın, sıfırgündemanne olmaya daha da yatkın bir ruh haliyle. İçimin kenarları çemen çemen olmuş gibi. Bi yıkanasım var. Geçmeyeceğini bile bile.
Pasta yaptık ama benim pastalarım pastalara benzemiyor, sanırım yavrumunki de öyle. Tatlı sevmeyen bir çift dilin arkadaşları eller, ne yapar ne de yer, ne yer ne de yapabilir, ne de yaptığını başkası yiyebilir sanki. Ama hakketen yahu, tatlı yemeyi hiç sevmeyen bi muhterem, nasıl tadı möhteşemmm tatlılar yapar da diğer-onlar da yer ki.. Damak tadına uymayan birşeyi yapmaya çalıştığını hissedersen, uydurarak yaparsın en fazla. Şööle: 'ııy, şeker bööö, az mı olmuştur acaba, biraz daha koyuum'. Sonra da, beğendiğini söyleyen ya fazla şekerden beğeniyordur ya incedir nebliim. Bir ihtimal beğeniyordur ama neden beğendiğini anlamazsın, çünkü yaparken nesini beğenir bunların dersin, sen beğenmezsin ki, anlamazsın dolayısıyla.
Dolayısı diyince aklıma hep kayısı gelir, bu da ne denli dilsentrik (süper kelime) olduğumu gösterir. Ben buyum, bu benim, napim ne diyeyimm....
Bu pasta olayı alegori, söylemedi demeyin.
Bazen ve bazen kilitleniyorum gibi sanki, kimselere de birşey anlatmak istemiyorum gibi his ediyorum. Yazasın geliyor ama hiç de birşey yazamayıp sudan havadan yazınca da yazmış gibi olmuyor ki hani. Kelimelerin arka kapıları var, içeri gir ordan sola dön, tam da benim dediğim şey bu idi de diyemiyosun. Burda bi sorun var işte. Birşey demek istiyorsan ne alegori yapacaksın, ne labirente sokacaksın, direkt diyeceksin. İşte bu, hiç bir kimseye enteresan gelmeyen bir doğruluk ve doğrudancılık. Benim göze alamadığım, ya da beceremediğim olaydır. Enteresan olmadığı konusunda ısrarlıyım. Ben yazarken yani, diğer edebi abla ve abilere, kardeş ve kardeşlere saygı duyarım.
Yazı itibariyle krep süzetin akıtma hali gibi bile olmadık.
Gibi...
Hayat dediğin ne ki ayrıyeten ve de fakat.

02 Şubat 2009 Pazartesi

Kaza ne der ne demez

Bugün kaza yaptım (a'lar kısa okunacak). Trafink.
Kirokisini çizemeyecem şimdi o yüzden detaya da giremem. 8de8 kusurlu bulunabilirdim polis gelse idi, bu amca da öyle arka-yargıya vardı, fakat bence hiç de öyle değil. Hala çok haklı olduğumu düşünüyorum. Varsayarak. Trafikte varsaymak cana bile malolabilir. O yüzden varsaymayalım.
(Ama ben haklıydım)
Bu vesile ile eski arabama kavuştum: babam almıştı eskisini ondan alıverdim 5-10 günlüğüne çok özlemişim. Pedalları, amortisörleri sert, yere yakın, iki kapılı, elini vites kolunun üstüne koyabiliyosun ve el freni bile var. Cart diye çekebiliyosun. Konvansiyonel ve zportt. Aile arabasından spora geçtim. Arada bir salon koltuklarını ve tv yerini değiştirir gibi böyle değişiklikler yapması gerekir ademkızının.. İyi geliyor. Sanki ben aynı ben değilmişim gibi. Düzlemi, alanı, koordinatları değiştirince başka biri oluyomuşum gibi. Teheyt.. Ne var, avuntumu seveyim.
Kaza tutanağım yoktu, karşı tarafın da. Sonra bir bolluk geldi, tanesi 111 tl'den isteyen varsa satiim tutanak.
Tutamak.
Yazmadığım işbu zaman diliminde (canım portakal istedi) yazacak da birşey olmadı. Ya da eskiden daha detayda yaşıyordum şimdi özetesim var.
Andy dedi yazarsan ben de yazacam, ya da öyle anladım. Hadi yaz Andy, okiycam.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Fotosentez

Bir Afgan şiiriymiş, ya da türküsü...Ülkü Tamer yazmış tam 7 sene önce Radikal'de.
Güzelim tatlım göndermiş bana:

Sürüyü güden keçi çobanı
Geceleri aya bakıp
Neden ağlar?
Ay onun ağladığını görmemek için
Hilmend'in sularına batar.

Keçi çobanı gündüzleri de
Dağın başına sarılmış
Buluta bakıp ağlar.
Bulut onun ağladığını görmemek için
Kendi kendini siler gökte.

Geceleri ayla konuşur keçi çobanı:
"Kandahar'a varacağım günün birinde.
Pazardan anama şal alacağım,
Babama bıçak alacağım,
Kadeşlerime şeker alacağım,
Ümmiye'ye sürme alacağım.
Kendime de bir at alacağım
Terkisine atıp kaçırmak için Ümmiye'yi."

Ay bütün bunları dinler,
Sonra utancından kızarıp
Herat'a kaçar.


(Burda ben,
Gerçekten Çoben)