19 Ağustos 2013

elimde kamera

şu teknoloji yüzünden, anı yaşamak yerine elindeki kamerayla anı kaydetmek elzem oldu genele, elbette bize de oluyor. fakat sorun şu ki, o anı o anda o şekilde yaşama sırasında hissettiklerini, asla,  kamerada kaydettikten sonra izlediğinde hissedemiyorsun. başkalarına izletmek ise farklı değil. ki, asıl amaç ileride izle(t)mek..
şey oluyor yahu.. detaylarını hatırlatmış oluyor ne güzel.. fakat nebileyim ..
hissettiklerin/gözlediklerin azalıyor, ay kameraya su kaçtı mı, doğru açıyla alabildim mi, sesler çıktı mı falan derken an kaçıp gitmiyor mu?
iki ucu boklu değnek bu teknoloci dedikleri...

2 Temmuz 2013

Ne kadar enteresan

Bugün onlayyn kitap mağazalarına bakıyorum. Kıza güzel birşeyler alayım, tatildeyiz okusun.
Dikkat ettim ki, uzun, büyük, ciltli kitaplar var sıra sıra pek hoş. Kendime de bir iki (öhmm)..
Sonra bir de çizgi romanlara bakayım dedim.
Neler dolmuş neler, Osmanlı'nın torunları, Mısır Fatihi Selim, Veli Sultan ikinci Bayezid Han falan filan. Hap gibi eğitim. Planlı, bilinçli aktiviteler gibi sanki.
Ya da ne bileyim, bunu nasıl yorumlamalı bilemedim. Hassas mı olduk nedir.

Öte yandan Pecos Bill ve Red Kit'leri görmek de zevkli. :) Hala yaşıyorlaaar.



Ne hoş

19 Mayıs 2013

Artık olsun bunlar!

Teknoloji dedikleri canavar (diş sayısını bilemiyorum) böyle birşey. İnsanın tembelliğe meylinden ziyadesiyle faydalanıyor.
Çok cin fikirli olduğum için niye şöyle olmuyor diye düşünürüm: Dün akşam kafamda blog yazısı yazdım. Fontlarına kadar hepsi RAM'de. sonra sleep mode'a geçtim sabah bi reboot gerekti gitti mi hepsi. Bırak fontu konu neydi onu bile hatırlamıyorum. Halbuki ne var beyin dalgalarımlan wi-fi bağlansın, girsin şifremi falan okusun gri madde içerisinde bir yerde vardır, oluşturuversin bi zahmet şu yazıyı sonra bana geri sorsun 'böyle bişi oluşturuyorum uygun mudur patron' diye, koyuversin bulut'a.
Yağmur olsun yağsın yurduma
Herkes faydalansın. (vallahi güzel bi konuydu da!)

Yeni iş yeri maceralarım var fakat fazla encryption gerektiriyor mir'im, en iyisi bir masal kitabı şeklinde yazayım,
Dur bir tasarımı düşüneyim önce

hmmm. ımm..

Evet, şimdi seçkin yayınevlerinde. Adı Çoban'ın Çitfliği.
Alınız.

13 Ekim 2012

Kalıpta erimek

Dışarı çıkınca nefes alır almaz kokladığım havanın kokusu içimi ferahlattı. Özlemiştim. Tanımlamaya çalıştım hemen. Sadece ilkbaharda ve sonbaharda arada bir çıkan koku. Hava serincedir, sıcak değildir, toprak nemlidir, güneş vardır ve ısı marifetiyle toprak ve etraf bir koku saçar. Severim çünkü kavrulmuşların kokusu yoktur, donmuşların kokusu yoktur. Serin birşeydir ama hafiften ısınır, ısınınca verir o kokuyu.

Sonra da tanımdan geçtim çünkü beceremedim, bunu nasıl tutarız, nasıl anlık olmaz, nasıl durur, nasıl canımız çektiği zaman koklar hale geliriz diye düşünmeye başladım. Parfüm romanı aklıma geldi. Parfüm olmaz dedim, parfüm sentetik, tek bir nesne. Bu kokuyu her içine çeken aynı şeyi hissetmez, bazen ayırdına bile varmaz, aynı kokuyu koklamamış olur. Bir yandan da bu kokuyu saklarken nesnel olmayan herhangi bir şey kullanamayız dedim.

Sonra, herşey öznel değil, herşey nesnel değil diye düşünürken dün işyerindeki toplantı aklıma geldi. Granül kahvenin ne zaman suya atılması gerektiğini konuşan birkaç üretim mühendisini dinledim. Kahveyi tam 90 derece olmadan ya da 90 derece olur olmaz atmak gerektiğini, o zaman tadının daha iyi olacağını söylerlerken, nasıl biliyorsunuz 90 derece olduğunu da 95 olmadığını devamlı derece mi taşıyorsunuz diye sordum. Sonra bıraktım kendilerri içerisinde bir nevi bilimsel konuşma döndü. Tanıştığım zamanın ilk anından beri tam bir kalıp mühendisi olduğundan emin olduğum kişi beni yanıltmadı, tanıştığımızda gözlerimin içine bakmaktan ziyade 'sizden talep edeceğim çok fazla iş var' diyen ve 'mühendislerin olduğu toplantıda zaten ne olacak, termodinamik vesaire konuştuğumuz konuya bak, ehehe' cümleleri ile bezeli, kritik eleştirmekten çok kendi klanını övmeye dayalı, bu şekilde düşünmenin ve hayata devamlı bu şekilde yaklaşmanın ne kadar 'özel' olduğunu hissettiğini hissettiren bir takım cümlecikler kurdu. Fakat garip şekilde beni de aynı klanda zannetti sandım. Çünkü titr ve konumum gereği ben de 'mühendis' olmalıydım başka türlü bu konuda yönetici olamazdım. Biyografime veya özgeçmişime bakmamış olduğunu anlamış oldum.

Yine döndüm 'mühendis'lerin arasına. Muhan Hoca'mı da andım. 'Mühendislerden nefret ederdi' der ve yanılırlar, bu çeşit 'kendi kalıbının içinde eriyen' düşünme şekline gıcık kapardı diye düşünüyorum. Böyle düşününce biraz daha anlıyorum.

Olgulara bilimsel bakış açısıyla yaklaşmak ile bunu baz alarak diğer alanlara doğru genişlemek farklı şeyler. Mühendisliğin öğrettiği sistematik bakış açısı, mühendisliğin öğretildiği her bir bireyde farklı tezahür ediyor, kalıpta donuyorlar genelde. Mühendisliğin öğretilmediği bir bireyin de sistematik bakış açısı olabiliyor.

Çok lazımdı diye ifade etmek isterdim. Kalıpla şekillenmiş olmak, kalıbın içinde eriyip katılaşıp farklı şekil alamamak nedir yani... zaman zaman çok öğretici bir yanım vardır

9 Ekim 2012

Sosyal Medyaya Self Servis Fotoğraf

Geç Edit: Fikrim eksimiş. Artık ben de bol bol çekiyom ferdi. Alıştım seviyorum hatta. Gidip konuşayım.


Bir müddet sonra ifrit olduğum bir şey daha keşfettim, stoğum eskimişti zaten.
Orda burda profil fotoğrafı olarak kendi kendine kendi telefon veyahut kamera veebennzerii alet aparat kullanımından muzdarip ucube garip gıcık fotoğraflar devvvvvvamlı.. Pampiş Pampiş tabir-i caizse..
Rica edeyim;birilerine rica ediniz de çeksin fotoğrafınızı.. Gezdiğiniz yerlerde, oturduğunuz restoranlarda bile ele teslim edebilirsiniz kameranızı, yüzde 99 geri geliyor zaten. %1 varsa, bedevi kontenjanı... Takdir-i kutup ayısı!
İki nedenden rica ediyorum: En önemlisi, kendi kendimize gülümseyip baksak bile  bi anlamı dışarı vurur, nefret, narsizm, kızgınlık, sevinç, mutluluk, sapıklık, bişii. Bir telefona veya kameraya anlamsız bakıyor insan, ister istemez.. Baktığı kamera değil, objektif değil, nasıl görüneceğini hayal ediyor. Dolayısıyla kasılıp da kasılıyor. Ama aynı zamanda doğal olmalı. İkinci faz kasılma yaşıyor... 'biraz güleyim, amanın çok gülmiiim de kaz ayaklarım çıkmasın, fazla gülmiim ama somurtuk da çıkmiiim, kol kaslarım görüküyo mudur şeklide 'it...erasyon'..
iki: saçma sapan bir kompozisyon oluyo, bir kol ve omuz önde, fakat el görünmüyor, hep saklanıyor o el! (bir daha düşündüm de, fiziksel olarak biraz zor zaten el görünmesi, kolun ele yakın kısmı diyerek düzelteceğim. ) Biz de angutuz sanki, sanki duruştan anlaşılmıyor kendi kendini çektiğin! Garip bir kompozisyon.. Ayağınla çeksen takdir edilesi tabii. Ya da artık nasıl bir yaratıcılık varsa daha bile takdir edilebilir...
Üç olacak ama, idare ediniz: Bir de yalnızmışsınız izlenimi veriyor ona buna. 'Garibim kendi kendine kendi fotoğrafını kendi çekiyor' gibi. Halbuki bu sosyal medyada varsanız, vermemeniz gereken bir mesaj.
Ya da tam tersi şimdi bilemiyorum, kafam karıştı, arı soktu kolum acıyor..