4 Ekim 2007

L'lerimiz mazi olmak üzere. Yaşasın rrrr

Eğitim sisteminin rezaletinden bahsediyoruz. Çocuklar yarış atı gibi oldu diyoruz, bunu ben ilkokula başlarken de diyorduk. Diyorlardı, ben de dinliyordum. Şimdi yarış atı yetiştirmeye başlama yaşı 3 ila 4müş. Yaşadım da gördüm. Gördükçe kalbime asitler dökülüyormuş gibi, kalbim eriyormuş gibi oldu.
Deniz anaokuluna büyük bir neşeyle gidiyordu, çok eğleniyordu. Hatta yarım günden tam güne hiç sorun yaşamadan geçti. Gündüzleri uyumaya bile başladı. Ben şaşıradurayım meğer pıhtı branş derslerindeymiş.
Tıkandık.
Geçen hafta listeyi verdiler: Satranç, seramik, eşli danslar, drama, bale, binicilik, halk oyunları, piyano (veya keman). Dersler bunlar. Hangisine göndereceğime karar veremedim bir türlü. Dedim ki hepsine bir kez baksın. Hangilerinden hoşlanacağımı kestirebilmekle birlikte, ortam, öğretmen ve hangi arkadaşlarının katıldığı da bu derslere olan bakışını değiştireceğinden tecrübeyle kendisi sabitlesin istedim. Kendi kararını vermesi konusunda biraz abartmış olabilirim, evet. Ama nihayetinde, bir dersin ismini duyduğunda gözleri parlıyorsa ona gönderirim dedim.
İlk başta eşli dans eşli dans dedi. Başka da birşey demedi. Tamam dedik. Ondan önce satranç, bale ve dramayı denedi. Bir sorun görünmüyor ama gözleri de pek parlamıyor. Sonra seramik, yaptığı bardağı bütün fazları ve detaylarıyla anlattı. İstiyorum dedi. Elde var biiir.
Dün ağzından düşürmediği eşli danslara gitti. Rusvari bir hanımkızımız, kırmızı saçlı ve yeşil, uzun, parıl parıl parlayan tırnakları ve şekilli vücuduyla pek hoş. Pedagoji bildiğinden emin değilim. Tüm ders boyu izledim kendilerini kameradan çünkü. Bir iki tane biraz büyük abla ve yaşdaşı bir oğlan çocuğu var. Hakikaten hareketleri çok güzel yapıyorlar. Ben bile izlemekten keyif aldım ve aferin dedim. Arada bir denize de bakıyorum tabii. Deniz hareketlerde zorlandı. İlk defa dans ediyor, büyük bir kalabalığın ucunda bir yerde ve diğer çocuklara bakmaktan öğretmene bakamıyor. Belki de öğretmeni göremiyor bile. Arada öğretmen aralarına geçip hareketlerini düzeltiyor. Yavrum deniz geç kaldı, herkes yüzükoyun yatarken deniz sırtüstü yattı. Canım benim diyip gülerek izledim. Yanımdaki teyze de güzel dans eden oğlan torununu izliyor. Benimkini sordu. Söyledim hiç yorum yapmadı. Aferin oğluma diyip diyip durdu. Ne hoş. Bak yeteneğini bulmuş oğlancık. Ama öyle bir babaannem olsun istemezdim, samimiyetle. Öğretmen denizin yüzüne bakmıyor. Hemen herkesin ufak hatalarını düzeltiyor, denizin yanından su gibi akıp geçiyor. Neden acaba?
Öğreniyorum ki sınıfta daha önce de dans dersi almış çocuklar var. Şimdi bu çocukları aynı kefeye ve aynı yere koyup da en iyiye çikolata vermenin pratik faydası nedir acep? En iyiye çikolata versinler tamam da, öte yandan ilk defa böyle bir ortama giren ve ilk defa dans etmeye çabalayan bi küçüğe de ( kesinlikle benim kızım diye demiyorum, kimin çocuğu olursa olsun) en azından bir kafa okşayıp ilgi gösterip biraz neşe verilse çok mu olurdu?
Kadın, çok eminim ki, ders vermek yerine kendilerine yeni dansçı arıyor. Ben kızımı dansçı olsun diye göndermiyorum fakat o okula. Bunu anlatabilebiliyor muyum?.
Derken ders bitti. Öğretmen yetenkli bulduğu çocukların aileleriyle konuşacakmış. Yanımdaki teyzenin yanına geldi.
Torununuz çok yetenekli.
Çikolata da kazandım baabaaanneee.
Aferin oooluma.
Torununuzu bizim federasyondaki yarışmalara hazırlamak istiyorum.
Aaa tabi ne gerekiyorsa yapalım sonuna kadar. (evet, aynen ve aynen boyle dedi, sonuna kadar! Neyin sonuna kadar be teyze)

Çok güzel de, benim kafam allak bullak oluyor. Bu dersin amacı yarının dansçılarını seçip diğerlerini elemek mi yoksa tüm çocuklara, yetenekli_yeteneksiz, bir dans sevgisi aşılamak, ritm duygusu kazandırmak ve onların eğlenmelerini sağlamak mı? Bir yarış atı niteliklerine bakıp onu o şekilde kanalize etmek ve kaslarına kas katmak mı yoksa çok yeteneği olmasa da, bazı çocuklara da bu güzelliği bir oyun şeklinde vermek mi? Konservatuar elemeleri mi, neşe ve ilgi mi?

Deniz bugün ağlayarak gitti okula. Hayalkırıklığı, en çok istediği derste hiçbir boka yaramadığını, hiç yeteneği olmadığını varsayıp cesaretinin ve özgüveninin saklambaç oynamaya gittiğini görmek onun tüm derslere katılmak istediğine birden ket vurdu. Değer miydi?

Okul yönetimine birşeyler söyleyesim var bugün.

Ayrıca, anababalara, özellikle çocuk okula başladığından itibaren psikolojik destek verilmesi taraftarıyım şu günlerde. Ne kadar aklıbaşında bir anababa profili olursa olsun bu dayatmalar ve hırslarla raydan çıkmak an meselesi. Ben kendime hüsssst demiş bulunuyorum.

Okul müdürüne söyleyeceklerim işte bunlar.

15 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

Kıyamam ben ona üzülmesin...sen de üzülme sana da kıyamam :(( Kuzum benim ya çok küçük o daha... sinir oluyorum ben düşünce yoksunu odun insanlara (vücutları isterse top modellik olsun)küçücük çocuğa nasıl yaklaşmaları gerektiğini bilmiyorlarsa ne işleri var orada...bi çuvalla para alıyodur o kadın yabancı olduğu için kesin...sinir oldum...

kecilerin cobani dedi ki...

yabancı diil yaa rusvari dedim ama tülk.. türrrrkkk.
iste bi de bu isler varmis yani delicim. daha neler gorecem acaba. her bir tecrubeyi senin icin de sakliyorum kafamda. (hiii, benim kafama guven olmaz gerci)

Köşenin Delisi dedi ki...

olur olur, senin kafana da kalbine de her şeyine güven olur :)

jasmingreentea dedi ki...

off içim daraldı valla. şiştim daha doğrusu. okul yönetimini bi temiz benzet. anlarlarsa tabii.

kecilerin cobani dedi ki...

hosgeldin cayciim. nasildi bakiim ramazan ramazan zindiklarin memleketleri. ehehe.
yok daralma vallahi. mudurle konustum. son derece olumlu yaklasiyorlar.
ben rahatladim.
yirim seni

elektra dedi ki...

çobancım, pek şık olmuş sayfan. diğeri açılırken epey uğraştırıyordu. hani yüzüne demiyordum ama, arkasından konuşmak iyi geldi diğerinin. yeşillenmişsin, pek sade, pek hoş olmuşsun.

bu faslı böyle atlayalım. asıl meseleye bakalım. bu hırs küpü veli olayı benim öğretmenken de, kendim bizzat veli saflarına geçtiğimde de takıntılı olduğum en önemli şey. şu kurs senin bu kurs benim, onu da yap çocuğum bunu da yap çocuğum, bak diğeri şunu yapıyor, sen de yap çocuğum diye diye çocukların canına okuyorlar. ben dersane sektöründen ekmek yiyorum malum. ama ben bile şöyle uçuk bir dileğe kendimi kaptırıyorum bazen. bir sene herkes bir karar alsa, kimse çocuğunu sınav için dersaneye göndermese. evet netler düşer, ama inan, sıralamada kazanan yine kazanır, kazanamayan yine kazanamaz. tabii, demiştim çok uçuk bir düşünce. bir mızıkçı hırslı veli çıkar, herşeyi bozar eminim.
neyse, şu senin rusumsu, eğitimci değil bir kere. dansçı o. yorumlardan öğrendiğim kadarıyla asıl eğitimci olan yönetim, mesajı almış, doğrusunu yapmış.
ay, yazdıkça yazasım geliyor. çok sinir oluyorum insanlara.
ben bir de şöyle annelere gıcığım: sen çocuğunun elinden tutmuşsun, koruyorsun onu, onda da var, ama senin çocuğunun kafasına çantası çarpıyor haspanın umursamıyor bile. kucağımda bebek var şişşşt şeklinde ters bile bakabiliyor insana. kendi çocuğu dışındaki çocukları sevmeyen ( ki böylesinin kendi çocuğunu bile sevdiğinden emin olamam) annelere hayır...
saygılar efenim.

kecilerin cobani dedi ki...

valla elektrrrraciim (artik boyle), herkes tasiniyo diye bana da heyheyler geldi. ama daha daha guzel bisiii yapmak istiyorum. oturtana kadar daha cok degisir benim sayfa sanirim. gec acilan sayfalara hayiiir.
cok panik anneler, bunu anladim. bir de cok gosteris budalasi var bizim buralarda.
herkes bi gondermese keske, dedigin olsa. ne guzel olurmus. stresten uzaklasinca cocuklarin netleri bile yukselirmis belki, ne dersin.
evet. bir tek benim cocugumcu anneler var hakikaten. silkinip kendilerine gelmelerini beklemek pek safdillik olur.
du..

sule dedi ki...

Ozan anaokuluna giderken, bir akşamüstü kapıda bekleşiyoruz, velilerle çocukları teslim almak için. Bir anne'nin "fen laboratuarı dersinden memnun değilim, hiçbirşey öğrenmiyorlar" demesi üzerine "ben aslında anaokulunda fen laboratuarı diye bir ders olmasını çok anlamıyorum. Hadi madem var, büyüyünce böyle bir yerde değişik deneyler yapacaklarını öğrenmeleri yeterli bence" dedim diye, tüm anneler bana uzaylıymış gibi bakmıştı.
Daha kötüsü bu hırs sınıflar büyüdükçe katlanarak büyüyor... Yalnız babaannenin "sonuna kadar gidelim" lafina guldum. ne dusunuyor acaba? sonu ne yani? hayir, bi de buyuk olasilikla , cocuk ilerde konservatuara gidip dansci olmak isterse, ona da karsi cikip muhendis, doktor falan olmasi icin zorlar bu insanlar...Ay ay, yazarken bile icime fenalik basti. ben susayim en iyisi...

kecilerin cobani dedi ki...

sulee, hosgeldin. iste bu ya. tebrik ediyorum seni. allah askina rahat olun ey anneler diyecegim en sonunda baaara baaara anaokulunda, mizansen su: bir yandan da gomlegimi yirticam. guvenlik gorevlisi sok gecirmesin diye de icime t_shirt giycem tabii.
eger cok istiyorlarsa cocuklariyla kendi evlerinde deneyler yapabilirler. ne var, suyun kaldirma kuvveti, isinan havanin yukselmesi, tohumdan cicek olusmasi. bunlar zor seyler degil ki.
once kendine bakcan demis ataturk.
bi dakka, ataturk diildi ama biri demistir, dememisse ben diycem yaa imdak.

sule dedi ki...

ya zaten anaokuluna giden biciriklarin deneyi ne olacak? sinifta da yapilabilecek basit seyler...fen laboratuarinda kurbaga kesip ic organlarini ogrenecekler sanki...
yalniz mizansen muthis, gozumde canlandirip guldum :)

kecilerin cobani dedi ki...

ayy hakketen, zavalli kurbagalar. biz de kesmistik. hayir, kesik olana bakmistik. cok lazimdi sanki.
ben en cok mikroskopta mantar incelemeye bayilmistim. cunku sonunda mantarlari yikayip yiyoduk. cok severim cig kultur mantarini ben.
konu daaldi yine.

kecilerin cobani dedi ki...

yani ben daattim. yine yemeye icmeye yamadim isi.
yatcam uyuycam.

reyhan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Evin Kedisi dedi ki...

Allahım yallebbimmmm!!!! Yani yeminlene şu noktaya gelene kadarki çırpınışlarımı anlatmaya kalksam dört tane blog yazısı çıkar. Yok! Sorunlar bitmiyor hala başka bir hesaptan açılıyor, ismim çıkıyor, deli olicem ya!

Neyse...Yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum çobanım firarım. Bu yazının üzerine ben de Chloe'nin 3 yaş tecrübelerini kaleme alayım dedim. Uçaktan ülkeyi terkedenki duygularımı ve haince gülümsememi hatırladım. Orta direk falan kalmamış memlekette, bir taraf sonradan görme ne bok yiyeceğini şaşırmış, bir diğer tarafta Türkçede iki kelimeyi biraraya getirmektan aciz. Iyyy! Iy!

Bak, yine bana ilham verdin, onu da yazayım...Ben o Deniz kızımı da yerim ayrıca. Daha çok var karşılaşacağı olumsuzluk ama onun için içine t shirt giyip bağrını yırtarak açacak da bir annesi var. Ahhh ah diyorum ya yazdıkların beni gerilere götürdü şimdi.

Yeni şablonunuzu kutlar şak şak şak alkış seslerini de fondan sunarız :)

Eşli dans kadar kafalarına taş yağsın inşallah, oh final bedduamı da ettim ben gidiyorum. Selamlar, sevgiler, saygılar :)

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

merhaba, ben blog blog dolaşıyorum da bu aralar, yolum buralara da düştü, konuyla ilgili bilgimi paylaşmak istedim: on bilgi bir ozel anaokulunda bir aylık bir tecrübem var, o tecrübeden oğrendiğim çok şeyler var: o ozel okulların ana hedefi çocuk yetiştirmek, topluma sağlıklı yetişmiş bireyler sunmak değil maalesef, boyle duşunmek büyük saflıkmış, onların ana hedefi mümkün olabildiğince çok veliyi tavlayıp şirketlerinin şey okullarının müşteri portfoyünü genişletmek. Bu yolda da her yol mübah. O dansçı kadın onların gayet de işine geliyordur, sebebi şu:eğer o sınıftan bir oğrenci bile federasyon yarışmasında derece yaparsa o oğrenciyi tanıtımlarında reklam aracı olarak okulun kullanması. Dans federasyonu birincisi bizim okuldan çıktı dedi mi bazı hırs düşkünü velilerin ne kadar da gozleri parlar, onların hesabı o. Evet çok acı biliyorum ama durum bu. Müdürle konuştuğunuzda size neler dediğini bilmiyorum ama onyargılı olmadan da duramıyorum. Benim henüz çocuğum yok ama olduğunda nasıl bir okulda okutmak isteyeceğimden emin değilim. sevgiler.