19 Ocak 2007

Hadi diyorum...

Ankara'da yaşamanın bahane amaçlı güzellikleri var; Istanbul'da bir gıdım yaşamış olduğum için son derece yerinde kullandığım bir lüks.
Şöyle ki,
Chuck Berry gelmiş. Chuck beri gelmiş de denebilir. Gidilebilirdi.
Wine Istanbul ve Gourmex fuarları başlamış, Anatolive başlamak üzere. Tadılabilirdi.
Marc Levy söyleşecekmiş. Bakılabilirdi.
Ve kimbilir hangi sergiler, daha da neler vardır.
Hülasa, ben Ankara'dayım. Hay bin hindi.
Bunu konuştuk geçen gün normal çay olmayan yaseminliçay'la. Nası gidecen diyo ki, amanın, o ki tak sepeti koluna yürü boğaz yoluna terennümüyle her haftasonu evden ayrılır, yürür anam yürür. Eve vardığında 'ay acicik yoruldum' der, üstüne su içip ıspanak yerdi; Meğer sahil yolu vasıtasıyla Beşiktaş'tan siz deyin Sarıyer'e ben diyeyim Karadeniz'e kadar yürürmüş ve o pide ayaklarla geri bile gelirmiş. Trafiğin tek dişi kalmış halinden önceki zamanlarda, yürünecek ayakların sağlam olduğu o 'Istanbul gıdım günlerim'de bile evden dışarı çıkasım yoktu. Gerçi fena hastaydım, belki fark yaratırdı sağlık. Benim de sepeti koluma takasım gelirdi de ciğerlerimin iflası yakındaydı, hissiyat olarak yani. Kendileri hiç hazzetmediler Istanbul havasından.
Ama şimdi Istanbul'da olsam kesin giderdim, kaçırmazdım. Sizin ruhunuz sönmüş.

Bu lakırdıları beğeniyorum; şu anda oturduğum koltukta rahatça yayılanı güldürüyor
Içimi biraz daha ısıtıyor..
Gitsenize....Hadiyin...

9 yorum:

Elif dedi ki...

Ben korkuyorum İstanbul'dan ya, sanki herkes üstüme üstüme geliyo gibi oluyo... ama Boğaz'ı ilk gördüğüm anı da unutamıyorum...ağzım beş karış açık kalakalmıştım...resim-fotoğraf hikaye...orası bi başka bi şey yaaaa...

kecilerin cobani dedi ki...

biz ödlekler Ankaraliyiz, taşralıyız. Biri bize böö dese hemen ağlarız.
Sana şunu demek istiyorum: Portakal orda kal

jasmingreentea dedi ki...

istanbul öyle bir etki yaratıyor insanda ilk gelindiğinde. içinde yaşamaya alıştıktan sonra da fenalık geliyor kalabalıktan. biz mesela (ailecek) şöyle bir savunma mekanizması geliştirdik: her yere kimsenin gitmeyeceği saatlerde git. sinemaya ilk seanslara, kahvaltıya sabahın kor karanlıgında, parklara ve yesil alanlara keza..bir de istanbul'daki keşmekeşte yaşamak insana bir nevi survivor meziyetleri de kazandırıyor, mesela sıranı kaptırmayacan canın pahasına, trafikte lay lay lom yapmıycan yesil yanar yanmaz gazlıycan, boş gürdüğün yere küt diye park edicen oyalanmadan falan...ben de hibrit bi istanbullu oldum 10 senede. ama ruhum hala ankaralı.

kecilerin cobani dedi ki...

bak bu dediklerini, caycigim, ben de yapiyorum. sirami kaptirmam, yesilde gazlarim, park konusunda uyaniktirim.
iyice arapsaci bi konu oldu bu simdi bak.
ankara ruhlu hibrit istanbullu; ne menem ruhlu kibrit ankarali..

jasmingreentea dedi ki...

bi de bi müddet istanbul'da yaşamış veya bir vesileyle istanbul'la bağı olan ankaralı'larda (misal sen ve ablam) şöyle bir özellik geliştiğini gözlemledim; bu kültürlü doğmuş zat istanbul'da ne var ne yok istanbullulardan daha iyi bilirler. yok çak beri, yok mark levi, yok tünelde bilmem de sokağında bilmem ne kafesinde caz dinletisi gibi binlerce bilgi vardır bunlarda. kardeşim biz normal istanbullular böyle yaşamıyoruz. ev iş iş ev market ekseninde geçiyor ömür. çak beri geldiyse geldi, yine gelir.. öyle her gelene gitseydik. ohooo. bak koccca morrisey geldi, ben gidemedim. çak beri'ye gitsem nolur gitmesem nolur artık. peh.

Elif dedi ki...

Bu ünlüler cemaati Ankara'ya pek nadir geldiği için kıskanıyoruz galiba İstanbul'u o açıdan...ayrıca da "portakal orda kal" çok komikmiş :)) Nerden buluyosun sen bu lafları yaw? Deniz'den mi? :)))))))

Yogurt mu didin? dedi ki...

Hanımlar sizi daha medeni, üstün teknolojili ortamlarda blog yapmaya davet ederim. O zamana kadar birşey yazarsam ne olayım. Halbuki ne güsel yorumlarım varıdı.

Gezici vaiz.

kecilerin cobani dedi ki...

nehehe.
allah iyiliginizi versin, pek eglendim bu postta. -koyun postu-
kronolojik olarak:
cay lan, cok komiksin. aynen oyle, zugurdun cenesini yoran mal hesabi. icimize oturuyo tabi, sanki orda olsak biz alemi dagitirmisiz gibi bi havalar di mi. tam oyle bi sendrom, tarifini yazdin, ad annesi de sen ol artikin. (halbuysa kune ben dedimdi yazimda, ordayken degil parmagimi oynatmak gozumu bile kaydirmiyodum, sabit karsiya bakiyodum, hatirlasana. yine oyle olsa yine oyle yaparim)
yalniz tom waits'i kaciran aha boyle olsun. ahdim var.
elif portakali bebeklikten bilirim fakat bu gibi diger laflarin kökü muhterem zat, esime dayanir. ismini zikretmiyoruz cunku oyle bi durumda ortami terorize edecegini bizzat bana ultimate etti zira. (var mi boyle bir laf)
yoort yidim; 'hanimlar' cagrinizdan bey oldugunuzu cakozlamis vaziyetteyim. cok mu zekiyim. davet eden adresini de verir.

Dufresne, dedi ki...

Aslında kimse bok atmasın yazdıklarına, her söylediğine katılıyorum ve dedemden kalma padişah tuğram olsa hiç düşünmeden basardım altına çekinmeden. Hovardayım biraz üzgünüm ! :) Biz Ankara'lılara züğürt tesellisi lazım ve tesellinin bir istanbulludan gelemsi hayal olduğu için en kolay yolu seçip atıyoruz bokumuzu..hücuuum.Biletix sayfasını açıp ohaaaa odamı geliyo hadi ya ne zaman? nerde? ve bu arada ağızdan saylalar akmaya başlayıp iş mekam zaman kontrolüne gelince tüm Ankaralılar sonu has s..r ile biten bir cümle kuruyoruz. Aslında fenamı olur salyalarımız yarım kalmasa, hatta gidip o malum mekanda aksa, coşsa. Orhan Veli bile Ankaranın en çok gardan İstanbula dönüş yolculuğunu severken biz o üstattan dahamı iyi bilecez . istanbul'un altın anahtarını almak için yalakalık yaptığımı düşünebilirsiniz ama Ankara'da o anahtarda işe yaramazki :(