28 Eylül 2007

Esat4Yol

Sabahları Deniz'i okula bırakırken bir on dakika kadar modern sabahları dinliyorum radyoodtü'de. Sabah sabah içimi açıyorlar ama bugün ayrı bir güzeldi çünkü şarkılarına denk geldim.
Esat4Yol
Özellikle sonu patlattı gülmekten. Tavsiye, buyrun.

27 Eylül 2007

Kısım 2: Anne ebesi. Annemin ebesi kimdi acıba?

Ağaçkakancım dürtmüş gitmiş.

Nasıl birşey anne olmak.

Güzel bişiii öncelikle. Ehehehe...
İnsanın hafiften karakterinin kemik kısımlarını törpüleyip acıcıktan şekil şemal veren bir durumdur.
Zordur bence. Hiç de kolay değildir. Ama bu kişiliğinizle alakalıdır. Herşeye kafayı takan mükemmeliyetçi bir anneyle hayatında rahat ve vurdumduymaz iki annenin anneliği algılayışı da, yaşadıkları tecrübelerin şiddetleri de farklıdır.

Geçen gün düşünüyordum. Ben günlerimi kolay geçirmedim ilk iki sene. Peki benim annem 14 ay arayla iki çocuk ve aynı zamanda iki yaşlı kişiyle nasıl ilgilendi. Efenim, şöyle ilgilendi: Mesleğini bıraktı, eve girdi 6 sene kadar evden pek çıkamadı. Sosyal hayatı hafiften pörtledi sonra da panik atak oldu. Buyrun. Ama bizi harika yetiştirdi ve baktığı iki insandan biri olan ve kendisine pek iyi davranmayan kayınvalide son nefesini vermeden önce gelininin elini öptü.
Hiçbir zaman şikayet ettiğini duymadım. Böyle de yaptım şöyle de yaptım dediğini de. Evet, çoklukla kişilik özelliği ama zamanla öğrenilmiş bir durum da aynı zamanda. Biliyorum, çünkü ben de şikayet etmedim. Çocuk olmasaydı mevzu bahis az şikayet etmezdim.

Öte yandan, şu günler eski günlerle karşılaştırılabilecek günler de değil. Rekabetçilik diz boyu, oyuncak sanayii fena halde gelişti, herkesin herşeyi olması gerektiği gibi bir baskı altındayız. Eskiden kreşe mecburiyetten gidilirdi şimdi branş dersleri yok piyano yok yüzme yok cart yok curt diye çocuklar erken geliştiriliyor eskisine göre. Haliyle insan da aman benim çocuğum eksik kalacak paranoyasıyla yüzyüze geliyor. Bundan arındırmak çok kolay değil kendini. Bu yüzden işte annelik zor. Keza babalık da. Babalık komik bi laf..

Annelik, yavrunun yüzüne baktıkça daha önce hiç olmadığı şekilde içinin tir tir tirrrtemesi olduğuna göre önceden pek rastlanılmayan çok yoğun bir duygu olsa gerek..
İnsanı ayak öpmeye alıştırdığı için bet bişii.
Sabrı sınadığı için öt bişii.
Gururlandırdığı için tehlikeli bişii. Ben yaptım bunu bak nasıl olmuş, ben öğrettim, ben şeyettim, ben şoyettim.
Estetik kaygıları yok ettiği için tebrik edilesi bişii. Annenin hem kendine bakışı hem de çocuğuna bakışı açısından.
Fedakarlığa zorladığı için de biraz nazik.
Koşulsuz sevgiyi tam anlamıyla öğrettiği için de kutsal bişii.

Öööle de bişii galiba.

Guncelleme: Bi dakka, bu isin sonunda baskasina sobe demezsen ömür boyu ebe kalabiliyo musun? aman diyim. Yorumlar arasında içindeki cevheri iyice açığa çıkardığını gördüğüm için ELEKTLA seni sobeliyorum..

Kısım 1: Sevmem ebesi. Ebesini de sevmem zaten.

Önce Elektra, sonra Agaçkakan sobe etmişler. Kronolojik sırayla yazmak icab eder.

Neleri sevmem ebesi:
Önce başlıklara ayıralım, düzen, tertip arkadaşlar:

İnsan manzaraları:
Yüzüne pek cilveli gülüp dünyanın en iyi dostuymuş gibi konuşan arkandan yerin dibine sokanları sevmem.
Devamlı harisçe gözetleyenleri sevmem.
Sürekli kendinden bahseden ve karşıdakini dinlemeyeni sevmem.
Riyakarlar. Çıkarcılar. Bu da ilk yazdığım grupla çakışır zaten.
Softalar, köktenciler, ömürcek kafalılar, fanatikler..
Çocuğu istemediği birşeyi yaptı veya istediği şeyi yapmadı diye ona git seni sevmiyorum diyen annelerle çocuğunu döven anneler...

Yemek manzaraları:
Her türlü tatlı, çikolata.
Midemi yakan şeyler: kahve, çay..
Ciğer dışında sakatat.
Kuyruk yağı da.
Domuz hele hiç.
Kars gravyer, çiğ semizotu ve ayva yedikten sonra ağzımın içinin hali...

Vücutsal:
Ayak, ter, öt, kusmuk ve ağız kokusu.
Yanaklarımın kızarması. O yüzden başkalarının yanakları kızarırsa da bakamam.

Meslek gruplarına göre:
Ustalar.
Diş hekimi severim, kendilerini ziyarete gitmeyi sevmem. İade_i ziyaret olursa iyi ağırlarım.

Kategorisiz:
Unutkanlık ve konsantrasyon bozukluğu yüzünden anlatırken anlatırken fıkranın sonunu unutma halleri.

Burda bitiriyorum. Aklıma gelmeyen vardır.
Aklıma gelmeyen başıma da gelmesin işalllalaaaaahhh.

26 Eylül 2007

Kuşşşştt

Kafayı yiycem lafını sadece vejetaryenler kullanmalı. Yoksa etbeyinlilik tescillenmiş olur ki hiç iyi olmaz. Kuş beyinli deyişi de kesinlikle tesadüfi değil. İkisi de bugünkü yazımın konuları.
Çıldıracaktım bugün.
Kuraklık ve tadilat dolayısıyla çimlerimizin bir bölümünü kaybetmiştik.
Havalar serinledi. Şebeke suyu kullanmayalım diye ayrı depo yaptırıldı. Hidrofor eşliğinde sulama sistemine başlandı. Güzelce çim tohumları, gübreleri alındı ve özenle yama yapıldı.
Hatta kuşlar tohumların birazını yer diye bolca çim tohumu atıldı.
Kuşlar naaptı. 'Oooo abi, ramazan diye galiba, tohumları artırmışlar, sülaleni topla da gel' diye çevrelerini organize ettiler.
Yandaki teyzenin pis kırık bi toprak kabın içinde 'şapırtt bir sürü ekmek' ziyafeti de bölgenin 'bi uğrayalım dedik, aaa yemek mi yapıyodun şansa bak çok da açım' kuşlarının nüfusunu her geçen gün artırıyor zaten. Teyzenin hiçbi yeri yemiyo bittabii kendi bahçesine koymaya, hafiften ayağıyla bizim oraya ittiriyor. Her sabahki rutin işlerimden biri de onun hareketini ters tarafa ifa etmek. Yine ayakucuyla, eller cepte gözler havada ve ıslık çalarak. Ama hiç konusu geçmiyor aramızda. Teyze zaten bana birşey diyecek olursa bir zahmet buyurmuyor veya telefon falan etmiyor. Apartmanlararası camdan cama karşı komşu çağırma seremonisini aynen uygulayarak çatlak sesiyle bağırıyor 'Çobaaan, Çobaaeaeaaaan.' Bir iki de değil, on kere falan. Duymamış ayağına yatarsam tüm site 'Çobaeaeann baksana şuna bee' diye bağıracak diye korkuyorum.
Konu dağılmasın. Bugün mutlu mesut dışarı çıktım. Anında saçlarım diken diken tam tepede toplandı -ki yolması kolay olsun- .. Tüm topraklar seramiklerin üstünde, çim tohumları ortada. Birkaç sülale birarada gelmiş, iki salise kadar kafalarını kaldırıp baktılar ve anında pırrrr. Ama nasıl pıırrrr, sanki Hitchcock'un kuşlar filmindeyiz. Nereye gittiler? Bahçenin ağaçlarının üstüne. 'Ulan gidin' diyorum bööööööööle bakıyorlar. Hüüüstt dedim ama nafile. İçeri girdim su içtim çıktım, 15 saniye sürmüştür. Bunların hepsi yine yerde. Allahım naaapıcam. Hemen sulamaya kalktım. Daha da kötü oldu. Onlar için muhteşem tabii, kuru kuru yiyceklerine sulu tencere yemeği, ekmeği ban ban öyle ye..
Bir oraya koştum bir buraya. Kafa çalış, çalışsana....
Deniz'in kendi boyunda bir bebeği var. Mavi mavi ışıltılı bir Yasemin. Alaaddin'in kırığı var ya hani.. Esmer hafiften. Aldım bir sandalye oturttum üstüne. Koydum yan tarafa. Ehehehe, çok akıllıyım.
Deniz'i okuldan alıp geldim. 'Hiiiyaaaaaaaaaaaa, naaptın Yasemin, orda saksı gibi oturmanı anlıyoruz da hiçbirini kovamadın mı? Yazıklar olsun sana verdiğim paraya.' Bu sefer biraz kumru veya güvercin de buyurmuş. (iki türü pek ayıramam)
Tekrar tavafa başladım. Yoruldum. Deniz'i bahçede kuş kovalama partisine davet ettim. Eğlenceli. 'Şuraya da koş kızım, aha bak tam arkanda iki tane var, koooooşşş'. Ehehe, çocuğa hayvan sevgisi aşılayıp üstüne 'kovala, gittt pis kuşşş'. Çocuğun kodlar karmakarışık.
Üşenmedim gittim sebzeler için satılan özel böcek möcek uzaklaştıran naylonumsu örtülerden aldım. Daha örtmeden softlight da olsa bir ampül belirdi kafamda. Bi yarım saat önce yansa şu nalet ampül masraf yapmayacam. Neyse kullanırım nasıl olsa. Yeni fikir şu, Yasemin'e biraz renk, biraz hareket.
En çok ziyaret edilen yere dayadım sandalyeyi, üstüne Yasemin'i ayağa diktim. Bir kolunu ve çaprazdaki bacağını havaya kaldırdım. Saçlarını tepede fıskiye şeklinde topladım. Manyak bi havası oldu. Tabii lök diye ortada biraz komik oluyor. Bunun da çaresi bulunur. Yoldan geçecek kişi, hakkımızda menfi düşünmesi sakıncalı kişilerden ise hemen dışarıya koşulur, Deniz duymayacak şekilde 'Kızııım, akşam oluyor artık gel bebeğini burda unuttun, Aaa, iyi akşamlar hanfendi, iyi akşamlar beyefendi, ehehe, çocuk şeyetmiş'. Biraz ihanet oluyor ama artık ne yapayım, göze alamıyorum.
Peki nooldu? Bir kuş bile göremedim, gün gece oldu.
Bilmiyorum bunlar topladıklarını hastaya yatalağa götürüp orda mı iftar açacaklar?
Ya da kuşbeyinli lafının tescili ahanda budur işte.
Halbuki kuş sesi severim ben, özellikle uyanırken. Şimdi kabus gibi oldu.
Şu çimler çıksın yine sevicem. Söz..

24 Eylül 2007

Acımasız gerçekler

'Deniz seninle giysilerini yere atmaman gerektiği konusunda konuşmamış mıydım?'
'Konusmustun ama işe yalamadı.'

Geçen sene bir ara canı sıkkınken güldüreyim diye bir espri yapmıştım bana kuru kuru bakıp 'bulanın komiği sen misin' demişti. Nerden duymuştu bu lafı ve ne kadar acımasızdı. Bunun da ne kadar farkında değildi...

Daha da kötüsü geçen haftasonu bir lokantada 'Bulanın yemekleli güzelmiş, senin yemeklelin kolkunç oluyo' lafıyla kalbime hançeri sapladı. Artık devamlı başına kakmak istiyorum, afiyetle yediği, benim hazırladığım her lokmayı...

Zaten giydiklerimi de beğenmiyor. Toptoplu katkatlı giysilerim yok. Varsa bile giyecek değilim. Bu yaşta beni bu kadar beğenmezse ileride ne olur tahmin edemiyorum.
..
Ediyorum.

20 Eylül 2007

Karışık buruşuk

Lawrence Durrell'in Kıbrıs'ın Acı Limonları kitabını bitirdim biraz hızlıca ama zevkle. 
Çok hoşuma gitti. İskenderiye Dörtlüsü çok güzeldi, Durell'in.
Fakat bu, benim için daha özel bir kitap. Kıbrıs'a, Rum'a, ordaki Türkler'e, burdaki Rumlara olan merakım yüzünden.
Araya hızlı bir Grange'yle bir de D.Brown attırdım. Aziz Nesin'i saymıyorum.
Şimdi gözümü Avignon beşlisine diktim. Kısmet.
Bir de, çok zor ama, yapabilirsem G.Perec'in su e'leri tamamen yokettiği la disparition'una. Çok ürküyorum. Ama azimliyim oldukça. 
Scorsese'nin köstebek'ini izledim. Bir hafta önce olmalı. Şunu da dedim: Aceba daha önce izlemiş miydim? ... Şimdi ise, aradan bir hafta geçmiş, birşey hatırlamıyorum. Hmm, iyiydi diyorum soranlara. Sonunu pek hatırlayamıyorum. Oyuncu performansları çok iyiydi fakat. 

Tabi stooobeli şoltkeyk dizisini yemiş yutmuş bulunuyorum. O, uzmanlığım...

Bir de, elektla'ya tesekurler, dizitv'ye bakıyorum. Orda bir dizide bir adamı gördüm nerrrden tanıyorum bu adamı diyip duruyorum. Fakat şimdi diziyi de hatırlamıyorum. Yani böööle dilin ucuna gelir ya, benim de gözümün ucunda durup duruyo adam. Yok....

Deniz oyuncaklarını toplama konusunda master ve doktorasını tamamlayıp şimdi akademik hayata atıldı. Şöyle ki:

Çoban: Denizcim, hadi yatıcaz, oyuncakları topla. Haydi hop hop hop
Deniz: Tamam, yaldım edel misin
Çoban: (Aha, tamam dedi amanin.. Mest) Aaahaha, tabi ederim...
Deniz: Olduu, şimdi sen olaya git, yeldeki balbunyalalla melcimekleli topla (yok, mutfakcilik oynamistik da...)
Çoban: Peki
Deniz: Yoolt, sen de şuldaki bebekleli al, kutusu şulda onun içine koyacaksın, tamam mı
Yoolt: Tamam
Birden yoort ve çoban kazlandıklarını farkederler çünkü deniz arazi olmuştur. Bir iki saniye kadar yerde diz çökmüş bir halde bakışırlar. 
Neyse, buna da şükür. En azından organizasyon kabiliyeti var arkadaşın.
Yok, yahu. Hiç yardım etmedi değil. Hatta ben balbunyalalı topladıktan sonra bir kere de portatif mutfağı yere düşürünce hepsini yere saçtım da tavukla omleti yerden o topladı.

Ev bir haftadir şeytan merdiveni ve balonlarla dolu. İçimizden birinin bir sonraki yaşgününe kadar kaldırmayı düşünmüyorum. Kim uğraşacak!

Detoks yapıyorum kendime. Nasıl yapıldığını bilmiyorum ama ben şunu yaptım, kabul olur herhalde: dün kendime sadece sebze şeyettim. Güzeldi. Biraz gaz yapıyo yan etki olarak, afedelsiniz.  Bir de sebze suları çıktı ya, ne yalan sööliim kutularını daha çok seviyorum. Ehehe.  Kendi evimde sıkma aparatım var, birgün avokado sıkıcam.  Deneysel olarak, bakalım suyu çıkcak mı.. Yenilerden bir ayva suyu çıkmış ki şahsen bayıldım, bir miktar tatli gelmesine ragmen.. Benden başka bayılan sayısının fazla olacağını tahmin etmiyorum. Bizim ayvalar da oldu. Yemek istiyorum, başka da birşey yapmak aklıma gelmiyor. Tatlı olmasın lütfen...


Detoks dedim, aklıma botoks geldi. Botokstan da Suzan Avcı geldi. İz tv'de bugün Türk fantastik filmleri konulu bir belgesel izledim.  Çok zevkliydi.
Özellikle Kilink'leri falan tekrar hatırlamak çok hoştu. Süper adamlar, örümcek adamlar, tarzan istanbul'dalar, bir tane de süper 
kızımız olduğunu biliyor muydunuz? Aybiçe kurt kız: Canan Perver. 
Şimdi kült diye anılan tüm filmlere hafiften değiniyordu belgesel. Yönetmenler bir yere kadar haklı aslında. Çetin İnanç (Dünyayı Kurtaran Adamın yönetmeni) diyor ki: 'Yahu tamam. Şimdi izledin mi boktan filmler. Ama zamanına bakacaksın. Madem o kadar kötü niye bu devirde hala dünyayı kurtaran adamın oğlu gibi filmler çekiyosun ki, git kendi özgün senaryonu bul' diyor. 
Ki bence haklı. İnsanlar ilk filme güldü diye bundan prim yapmaya çalışmak doğru gelmiyor bana. 

Bir de Aytekin Akkaya diyor: Evet, insanları şimdi çok güldürüyor. Ama biz yüreğimizi koymuştuk ortaya. Kırılmadık kemiğim kalmadı vücudumda benim. Ayazda, kavurucu sıcakta bana mısın demedik. 
Ama fakat lakin, hakikaten.... Replikler hökür hökür güldürüyor insanları. Hangi film şimdi hatırlamıyorum. Batman ve Robin'in türk versiyonu muydu acaba:
Ooof ooff
Nooldu abi
O öldü, şu öldü
Eeee
Na bu da öldü
Aaa napcaz abi
Hadi eve gidelim.
Peki.

Hadi..


>
Not: Mac uzerinde calismaya calisan opera eger bi insan olsaydi yuzune bile bakmazdim. Beceri dusmani, satir sonu nankoru. Ayrica fayırfoks da irkci. Terlettiler gece gece.....

18 Eylül 2007

Sizin memlekette esek yok mu

Komik mi trajikomik mi lanet mi sacmalama mi nedir bilmiyorum.
İki onceki hafta laptopumu cinayete kurban verdim. Agatha teyzeminkiler gibi zamana yayilmis, ustaca planlanmis bir cinayet fakat. Faili ben...
Gecen hafta, kisisel kanaatim sudur ki, pc intihar etti. Hic parmak izi yoktu. Eve zorla giren, ellesen falan.....yok...
Bu hafta babamin iki sene once bilgi yarismasindan kazandigi ve zavalliya 'sen kullanaman bunu, ver bana' dedigim ve ic ettigim beyaz mac laptopla toparlamaya calisiyorum ama cok kolay olmuyor. yok fayırfoks turkce karakter poroplemi yaratiyor, operaya alisamadim. safari ise tatmin etmiyor. O yuzden bu yazimda temkinli olmak ADINA (luften, heryere adina koyanlara bi bilen anlatsin, dogrusunu...luften..) turkce karakterleri kullanmayacagim.
Bugun hizli alisveris sirasinda Aziz Nesin gordum. Hemen hemen tum kitaplarini anne-baba evinde hatta dede–babaanne evinde okumuslugum oldugum icin garipsedim. Yeni mi, naapsam, bi bakiim, unutmus oldugum bir kitap mi, nedir ? Cok gulerdim yazdiklarina, cok severdim Aziz Nesin'i. Allah askina, minik bebeydim yaaa. Sanki buyuyunce buyusu bozulur diye buyuyunce kitaplarini almam diye dusunuyordum. Aliverdim. Nostalji mi olmustur nedir, hic fikrim yok. Uzandim ve aldim.
Eve dondum. Yemek yaptim. Bu siralar adetim oldugu uzere aciverdim IZ Tv'yi. Cok begeniyorum bu kanali ben. Bir de ne goriiim, Aziz Nesin'in belgeseli.
Algida secicilik diye birseyin farkinda olmasam, yukardan yukardan bana vahiy iniyo derim.
Guzel bir belgeseldi. Guzel bir kitapti. Kitabi 2 saatte, belgeseli 1 saatte somurdum.
Gunum icinde internet de tatile cikmis oldugu icin bilgisayari hic acmadim.
Bilgi-sayar.
Ne saymasi allasen.
Hic....
Nesin icin cimri derler, sanmiyorum. Parasini ortaliga sacmayan zenginlere atfedilen cimri sifatini hak eden bir insan olsa vakif torunlari olmazdi sanirim. Bilmiyorum. Hoş, öyle olsa ne yazar. Anayasa referandumunda bilincli turk halkinin yuzde 92 sinin evet oyu kullandiginda, sirf kiyamadigi icin, sevgi besledigi icin, halkin yuzde 92sinin degil de yuzde 60inin aptal oldugunu soyleyen Aziz Nesin.  Ateist ve komunist oldugu icin ! Madimakta yakilmaya calisilan... ve Madimak otelinden kurtulmaya calisirken belediye baskani tarafindan tartaklanan, kisa boylu, uzun akilli Aziz Nesin..
Gozlerim dolma dolma oldu 'o geceyi yazmak'i okurken... Bilmiyorum, isteyen bir okusun, tavsiye edeceksem, etmeliyim.

Ne diyeyim, sunu diyeyim:
Babamin adi Hidir
Elimden gelen budur.

12 Eylül 2007

Dölllttt


Olmuş..
Kılkını da görür müyüm aceba? Görmesem de şimdiden hissedebiliyorum. Tüm parti boyunca sfenks gibi oturup etraftan hörmet bekledi. Çok mağrur, çok ağırbaşlı bir havası vardı. Pek Deniz'e benzetemedim Deniz'i. Grace Kelly'ye daha çok benzettim. Kuzgun durumlarından...


Arda da buymuş. Aha tam aşağıda..Kameraya bakan... Hmm. Şimdiden kaynana halimi içimde kıpır kıpır hissedebiliyorum. Yalebbim!.



PS: Ilgaz'ı çok seviyolum. Misoooo duy beni!

10 Eylül 2007

Lazımdır yeni bir toptop..

Ben ak sakallı bir vaiz olsam vaazımda şunu da derdim yemin ederim:
'Teknolojiye gövenmeyin. Sık sık bekap alın. Salak olmayın'
Ben bu vaizi dinleyen salak olsaydım şunu derdim:
'Du bi bekap aliim. Salak kalmiim.'
Çok koyuyor adama. Adam olamayana..
Afedelsiniz.

6 Eylül 2007

Of yine..

Şu tercüme olayı beni derinden yaralar nicedir..
Miniminnacıkyumuşacık yerine microsoft mesela.
Çünkü, isimleri çok müsait ve Türkiye'de Oracle'dan sonra en kötü tercümeyi onlar yapoyor.
Bu beni yazı altına 'clickcomments' eklemekten alıkoymadı tabiyatıyla, gugıl mugıl.
Farketmemişim...
Hadi 'harika yazı''yı anlıyorum da (ehehehe) 'anlayışlı' ve 'harika buluş'ta takılıp duruyorum. Sanırımı harika buluş evreka'nın çevirisi olsa gerek. Eureka!
Ben bi tane 'evreka' diyecek olsam ne işim var blogda mlogda, direkt patent ofisine giderim.
Şahsen A.Nesin'in ruhu şadolsun diye (gerçi kendisi şad mad istemezidi ama...) 'eferüm olm ehmet, sen bu yolda devam et' gibi bir yorum tık'ı koyup, bir tane
'ıyyy, iğrrençsin' koymak;
üstüne de 'yine geldiler galbaaa aaa'
koyup, ardına,
'kalk it şu masayı da git' (nıhaaa, terbiyem elvermedi ama fonetik uyumu da sağlayamadım galiba)
en üstüne de:
'Canım benim, boşver bee'
gibi otomatik yorumlar koymak istiyorum. pardon isterdim.
Öhhh beee, hani aaastosun yarısı yaz, yarısı kıştı?
Üstelik eylüldeyiz. Niye terim terim terliyorum?

4 Eylül 2007

Kayıp çeşitlemeleri

Şimdi bu lost enteresan bir fenomen imiş meğer.
Burun kıvırdık kıvırdık sonunda aldık iki sezonu, bir yandan mısır, bir yandan tırnak, arayı kapatalım diye izledik de durduk. Iıı, üçüncü sezonu da bitirdim ama yemin ederim aralıkta çıkınca legal megal alacağım tüm dvd'lerini.
İyi mi oldu? İyi oldu, iyi oldu. Öyle dizileri her hafta bekleyecem de yarım saat sonra bitecek. Ben de elabore edicem falan..Bir sonraki haftaya kadar hergün hasretlik çekeceğim. Arkadaşlarımla konuşacağım. 'Sence bu şimdi nerde nereye gitti kim kiminle nerde naapıyo? Şu şu mu demek? Ayyy, sence noolcak?' 'Olmaz abi, yok olur mu ööle? Geçen sefer o ona böyle de şöyle demişti ya artık pes!'
Fena oluyorum ben, hepsini versinler elime sömüreyim istiyorum.
Ben genelde dizi biriktiririm. En sevdiğim dizileri mümkünse toplu seyretmeyi seviyorum. Film gibi. Bu dizi kavramı insanı yıldıran birşey. Sürüm sürüm süründürür kaptırırsan..
Eskiden san francisco sokaklarını severdim. Karl Madlen'in burnunu sıkasım gelirdi, sanki bir patlıcan makyajıydı..
Şimdi ise genellikle cnbc-e dizilerini seviyorum. Zaten diğer kanallarda hep türk dizileri var ağalar, karılar, hasta çocuklar, çöllerde kaybolmuş insanlar bişiiler bişiiler.
Seinfeld çok severim. Scrubs severim. Lazlo Bane'in I'm no superman girişini de çok seviyorum. İki saniye sürüyor belki o yüzdendir. ER severim. CSI'yi biraz daha az severim. (tahminim o ki gary sinise hatırına izliyorum, o claricaradanesis gibi ismi olan kıvırcık salata çıkınca ne yalan sööliim bi burnuna bi saçlara bakıp konsantrasyonumu kaybediyorum) Yine o düzeyde My name is earl severim. Despırıt mırıt, sevmiyorum. Nip/tak sevmiyorum. Başka da dizi bilmiyorum zaten çünkü televizyon izlediğim de yok. O yüzden biriktiriyor olabilirim. Düzenli bir dizi takip edecek çizelgeyi ayarayamam.miyorum...
Lost'u sevdim. Güzel düşünmüş adamlar. Sezar mezar... Bazen cıvıyor ama çok kolay katlanılır cıvımalar.
Bir ara hangi yiyecekleri sevdiğimi de listeleyeceğim. Eğleniriz.
Yok yani konu şu ki, lost bir manyaklık halini almış. Ama bu manyaklık genellikle bizim amerikalılar tarafından iki köşeye yatırılmış durumda:
'Yok abi, burası kesin araf'
'Sence keyt ceke mi gitsin sooyıra mı?'
Yahu tamam konuşursun da konu ekseninde yıllarca sürecek soru/soru-cevap silsilesi insanın tüylerini dikiyor da dikiyor tepeye. Aman ya, izle gitsin nooluyo? Yok bıdı bıdı..
'Dharma diyolar taoizmi mi bize şeyettirmeye çalışıyorlar' falan gibi aynı şiddette sapıkça fakat en azından daha düzeyli konuşmalar da dönüyor tabii.
Şu dizi bi bitse de kurtulsak.
Bu arada çarli bizim hobbitlerden biri. Çocuğa üzülüyorum ne zaman baksam hobbit göreceğim kendisinde. Bi kere kıleeri öpmüştü de 'anaa, git tüü, tükürmeyenin ağzına girsin' diye kalakalmıştım. No ofens...İnsan bir kere hobbit olmayagörsün, karizma marizma gitti, sittin sene uğraşsan çıkaramazsın üstünden kılıfı. Ne bileyim, çarli suya atlıyo ben ayaklarına bakıyorum tüyleri var mı diye. Benim gibileri çoktur diye yazıyorum. Yoksa yorum kaldıramam.
Kimi sevdim? Ethan. Ve Ben. Bilenler için yazıyorum. İnsana korkuyu sovuk sovuk damardan veriyorlarmış gibi. Bi de Hurley, adamım. Komik bişi demese de gülersin türünden bir komik. Kimi sevmedim? Geri kalanları.
Cek, aynen dolmuşlarda gördüğümüz yaylı köpekler gibi, ilerde parkinson olması kaçınılmaz bir errkek görüntüsü çizerek her sahnede kafa sallıyor.
Bi kere keyt devamlı aynı iç çamaşırını giyiyor, ten rengi sütyen (sütlük diyoluz biz ona), altta da tangavari bir siyah don. Hiç de yıkadığını görmedim ne yalan söyliyim.
Sooyır, iki tane gamzesi ortaya çıkıp da imajını bozmasın diye kaşlarını devamlı çatan zoraki vücutlu bi öküz. Afedelsiniz.
Janlak, her yere düştüğünde ayak parmağını oynatamayacağı korkusuyla kalkamayan ve ağzında çekirdek çitlemiş de kabuğu kalmış gibi garip hareketler olan bi manyak.
Bi de sayyiiiiiid hiç tırnaklarını kesmiyo. Diğerlerinden bul, al bi tırnak makası di mi ama.
Kleeeer sahte bi gebe. İnsan biraz kilo alır di mi.
Cin, gözleri doğuştan çekik olduğu için olsa gerek biraz kompleks yapmış gözleri açıp duruyo. Derileri geriliyor.
Kocası çançunkçin embesilin teki. Aylardır orda dediği iki kelime var ingilizce: boat ve walkie-talkie.
Nerrrrden girdik bu işe bilmiyorum ki...

3 Eylül 2007

Aman ne tatili yav

İnsan tatile gider de daha sinir fıçısı şeklinde geri gelir mi?
Geliiir.. Başka soru var mıdı?

Benim tatil alışkanlıklarım en az bir ay süren deniz kenarı veya dağ dorukları... İdi...
Şimdi bir hafta yaz başı bir de bir hafta yaz sonu, deniz kuşu yüzsün diye gittiğimiz nadide yerler var.
Amaney.
Geldim mi, gittim mi, dayak mı yedim. Ne yedim nooldu bilmiyorum.
Sanırım evimdeyim artıkın.

Hayırlısı...