25 Şubat 2007

Constipation Blues




Herkes ask, mesk, politika, ruhi cikmazlarla ilgili yazarken screamin jay hawkins isimli muzisyen kendine has egzantrik sesiyle garip bir sarki yazmis. (sene 69 yanlis bilmiyorsam.)
oyle de diyor sarkinin basinda zaten:
Ladies and gentlemen, most people record songs about love, heartbreak, loneliness, being broke... Nobody's actually went out and recorded a song about real pain. The band and I have just returned from the General Hospital where we caught a man in the right position. We name this song: "Constipation Blues".

Ama buraya koymak icin bulamadim, ne yazik ki. Hayatimda hic ama hic, bir sarkiyi dinlerken bu kadar gulmedim, bir daha da bu kadar gulecegimi sanmam.
Constipation blues yerine en meshur sarkisi i put a spell on you'yu koydum. sesi cok guzel. bakiniz, birkac onceki konser(ve) yazim.

Adam hakikaten cekmis ama, olumu de bagirsak tikanikligindan olmus.
Soz konusu sarkinin ilk studyo cekimi versiyonu cok guzel.
ayni hissiyati vermese de su asagida verdigim baglanti ile sarki izlenebilir:

constipation blues

Bir de bu nev-i sahsina munhasir muzik sahsiyeti jim jarmusch'un mystery train'inde aktorluk kabiliyetini sergilemis ama henuz izlemedim.
En kisa zamanda izleyip yazicam.

24 Şubat 2007

yine biraz deniz, oh afedelsiniz


Denizin dilinden dusmuyo bu siralar. ilgili ilgisiz oh afedelsiniz diyip duruyo. yaklasik iki aydir prens filip seklinde geziyo, kilic alindi haliyle, elinden dusmuyo. bir de ati var.. bi de cizmeleri.. biri prenses diye hitap ederse cok bozuluyo. adini sorana mutlaka prens filip oldugunu soyluyor. kimse anlamiyo, o zaman da cok sinirleniyo. gecer herhalde, birgun yine deniz olur.

Buyuyunce muzikyen olmayi planliyormus. oyle dedi. positively 4th street sarkisiyla uyuyo. cunku o sarkiyi amca denize soyluyomus. denizin sacini kivircik zannediyomus da o yuzden ona saçeful diyomus. (do you take me for such a fool...). playback de beceriyo. ve arkasindan, 'ben simdi ingiliz oldum ingilizce konusuyolum ya' diye milliyetini de degistiriyo.

Bugun trenin icine girdi ilk defa. daha onceki metro macerasini saymazsak tabi. kotu kokuyomus icerisi, hic begenmedi. amcasinin kucaginda kompartmana girdikten sonra pencereden bizi gorunce ufak capli bi panik yasadi. bu durumda yoort stockholm kusatmasindan kurtulmus oldu. kader kismet. sniff..

Aksam da babasiyla manti acti. hamur acma kesme ic koyma ve kapatma konusunda tecrubesi hic fena degil. olmadi ilerde mantici dukkani acar. yasken eğelim dedik hani.

Bir gurultu patirti yapti gecen gun, cevleye veldigim lahatsizliktan dolayi ozul dilelim cumlesiyle son derece icten bi sekilde ozur diledi. estagfurullah dedik.

Krese gitmeme nedenini de en sonunda ifsa etti. orda agzina yapistirici surmusler. ! zalımlar..

Bu arada babama 'sigala kemiklelini zedeleyebilil, o yuzden sigala icmemeni oneliyolum' cumlesiyle konuyla ilgili hissiyatini dile getirdi. cok hislendik.

Ben de firsattan istifade, bu bloğun baslangicta koydugum amacina hafiften donmus bulunuyorum,
di mi deli.

20 Şubat 2007

onun boynunda, benim kafada...

Bugun, cok mu sevimli, cok mu iyi yurekli, cok mu cocuk, yoksa cok mu yapmacik oldugunu kestiremedigim, yine de hoslandigimi dusundugum, ben yasinda cocugu olan hanfendi biriyle, grup halinde yemege gittik. o giyinirken sari lüle saclarinin arkasinda birkac tane tirnak gordum.
evet, tirnak.
hııııığğğytt o ne be...
bi döndü, boynunda bi tilki. amanın, durun durun bisii yapmaz, ben aliveriim diyecek oldum ama baktim o zavalli coktan diyarlarimizi terk etmis.
ıııı, o ne pardon, tilki mi
ayyy evet, ben cok seviyorum onu canim benim dedi ve cansiz yuzunden optu
o optu ben baktim
o bi daha optu ben bakakaldim.
tirnaklarini kesmeyi unutmussunuz cok uzamis dedim, ne diyecegimi bilemedim. ne diycem.. ama yuzumden okunan ruh halinden eminim. ölü yaa. hadi astın oraya ama bi de ne öpüyosun ki. sıkıysa canlısını al as boynuna da onu öp.. artık kim kimi öperse.
bi garip ruh hali di mi. hangimizinki, artik size birakiyorum yorumu.
eskiden kedisi varmis, cok severmis. onun olumunun ve arkasindan duyulan kederin detaylarini dinledim.
bu da benim diger yavrum dedi.
ama,
bi garip ruh hali di mi.
cansiz bisii, boyna asilmak icin oldurulmus yabani bi canli.
buralarda yemek aramaya ciktigi icin sık sık karsilastigimiz, bahcemizde gezinen...denizle pencereden opucuk gonderdigimiz.

mesela beni oldurup boynuna assa teknik olarak, ne farki var ki.
kellemin bedava, derimin tuysuz olma gercekleri disinda, (ehehe, ııııı, nispeten diyelim)
takmissin boynuna bi ölü canlı.
ve çok seviyosun
ve öpüyosun.
kim beni boynuna takar ki.
yok mu ulannnnn bi mert.




19 Şubat 2007

konser(ve)...

Bunda, 'itiraf ediyorum' denecek bisi yok, gercek, dumduz, dopdogru bi dogru : hayatimda izlemeye gittigim konser sayisi cok azdir.
Neredeyse on sene once sevgili bi arkadas 'barenaked ladies, ben harper ve blues traveller'dan olusan bi konserin biletini armagan etmisti. Tam onumuzde, tekerlekli sandalyede bi adamin 'esiyle' birlikte enteresan bi performans gosterdigi, yarisini zaten anlamadigim kavga daha mi cok yer etti kafamda hala bilmiyorum ama Yogurt'la birlikte taa oralarda o konsere gidince, tadindan yenmedi. Ben Harper'la ilk tanisisti. (edit: degildi di mi cay, biz bi sene once evde dinleyip dururduk. ama ilk gorustu, o kesin) John Popper abimizin sisko haliydi. E ayrica balayindaydim. Bal ayi.
Bi baskasi da Istanbul'daki Sting konseriydi. Onden 2. sira, evet, torpilliydik. Sting degil ama ben cok iyiydim. Elim ayagim durmadi. Bakanlar beni adamin en buyuk hayrani zannetmis olabilirler, (hayrana fan diyoruz, evimizde isinmak icin calistirdigimiz fanlara hayran demiyoruz) fakat bu varsayimin gerceklik payi cok az. O da zip zip zipliyodu zaten, bi sure sonra adama baka baka vibrasyon alanina girmis olabilirim. Veya on siralarda, nispeten onemli bi konserdeydim, ve ondeydim, onemli bi sahsiyettim haliyle ben, onun havasindaydim. Aman nebliiim.
Hay allah, afedersiniz, odtu'de stadyuma bulutsuzluk ozlemi ve sonra bi de tarkan gelmisti onlara da gitmistimdi. :-) Bahis konusu ikinci konserde starimiz, adi ustunde, tarkmisti. Ama ben yine cok eglenmistim. Bulutsuzluk ozlemi filminin basrol oyuncusu nejat bey, aliskanligi oldugu uzere, sonuna kadar detonaj kabiliyetini haizdi. Onda da cim ustundeydik; esyanin, dogasi itibariyle, ziplayasi gelir.
Onun disindaki konserler bahar festivalindeki mimarlik anfisindeki konserlerdir.
Bi de kafamdan yarattigim konserler var tabi, ne gariban bi durum.
Halbuki konser iyi bisiidir di mi. Degisiktir. Iyidir, cok iyidir.
Bi tom waits'i bekliyorum bi bob dylan'i. Ikisi icin de gelmeden once gocecekler diye oldukca devasa bi fobi gelistirdim icimde.. Inadina gelmiyo munasebetsizler.
E ama yasgunumde Isvec'te konseri var bunlardan birinin. Gitsem, Yogurt'la birlikte diyorum ama....
Ise yarar mi bilmiyorum ama, kendisine bir kere de, huzurunuzda, burdan sesleniyorum.
Yooooort, noolmulam. Yoort! diyorum. luften.
Snıffff..

II


Some people feel the rain. Others just get wet. (B.Dylan)

12 Şubat 2007

Kactilar yine...


Coban olmak kolay is degil, herkesin kecisi ayni inatcilikta olmasa da, kafayi arada sogutmak lazim. Sıkıldıkca eglendirici/ gonul fircalayici biseyler yapmayi beceremiyorsak yapanlari gozlemek/izlemek/dinlemek lazim. O sekil bir gun dizisine girmis bulunuyorum.
1. Ahmakligin devrik hali (D.Foenkinos) = bir gunde okunacak kitap.
Adams'in yazis(ş)indan hoslandigimdan beri okuyup ayni tadda hoslanabildigim kitaplardan. Absürd, ve ötesi. Sevgilisine 30. yasgununde sardalye alan adam. Ama otuz tane ve 94 tarihli, yillandirilmis sardalye, siradan degil. Heyhat, kadin adami hic anlamiyor. Felaket bekcisi annesi, bakici eglantine ile kacan babasi, dalavereci yan komsusu martinez, duzenbaz iki polonyali ve Conrad, hayatinin anlami.
Velhasil, kafayi dagitmak icin ideal bir kitap.
2. Eski mi eski fakat yine cok matrak bir oyun: escape from monkey island. Almak, cikarip cikarip oynamak lazim. Duello kismini becerene bu hayatta gerisi bos.
3. Eski gunluk veya yilliklari karistirmak da ayni sekilde eglendirici olabilir. Olmaya-da-bilir.
4. Esnemek gevsetiyor o kesin. Olmadi biraz gerinmek lazim.
5. Tuzlu salatalik yenecek. Tansiyona oldugu kadar ruha da iyi geliyor.
5. Muzik de ise yaramiyorsa birakin, olacagi varmis,
Yapin elinizi yelpaze gibi.. Yaptiniz mi, oldu mu yelpaze, eliniz?
Buyrun, simdi kacabilirsiniz. Ben coktan kactim.

9 Şubat 2007

Robert Allan Zimmerman


Ben hayatimda hep degisik sesleri sevdim. Duz, puruzsuz, ipek gibi degil de; yamuk, catlak, bolca puruzlu, sivri, boru veya ucu dusmus saksofon gibi sesleri. O yuzden, hepsini muzikal anlamda ayni kefeye koymamakla birlikte, billy holliday, tom waits, bob dylan, janis joplin, bruce springsteen (babamin deyisiyle kalinbagirsagindan sarki soyleyen adam no:2, birincisi ersen’di, ersen ve dadaslardan hani), louis armstrong, screamin’ jay hawkings seslerini severken, freddie mercury, ben harper, paul simon, nick cave, beattles, joan baez... simdi kafamda toparlayamadigim daha birsurusunun seslerini sevmedim. (seslerini sevmediklerimden bazilarinin sarkilarini cok severim, cok dinlerim.)

Bob Dylan’i, ilk defa lise sondayken, baby blue ile tanimistim. Tabi one more cup of coffee, blowing in the wind, Like a rolling stone bildiklerim arasindaymis da nerde bende o bilinc o zamanlar. Hani lisede yeni yeni gitar calmaya baslayan (genellikle kizlar) joan baez folkundan girerler, blowing in the wind'i yumusak yumusak calar, terennum ederler. Sonra aaa bu sarki Bob Dylan diye birininmis diye ogrenirler, o noktada folktan hafif blues'a rock'a kayilir. Sonra da protest folk'tan gına gelir. Etrafimda boyle cok vak'a var da o yuzden genelliyorum, haddim olmayarak. Benim de boyle olmustu.
Sonra benim hic dylan albumum olmadi. Yakin zamana kadar. Once blonde on blonde’den sad eyed lady of the lowlands’i el altinda bi yere koydum. Gecen hafta da gittim, 65 yasinda, yani 2006'nin agustosunda cikardigi Modern Times'i aldim. Aferin bana, iyi ki almisim. Cunku uzun zamandir aldigim albumlerin icinde bir sonraki sarkiya atlamadan, hicbir sarkiyi atlamadan bastan sonuna dinledigim tek album bu oldu. Spirit on the water, workingman’s blues#2, ain’t talkin’, someday baby.. Demek ki su siralar bu benim janr’ım, (tanr’ım. )

Robert Allan Zimmerman, bu isim artiz ismi degil diye yazar Dylan Thomas’tan alinti yapip Robert Dylan olmus. Tabi kisiyle ilgili bir de gogsumuzu kabartan bir olay olmustu, medayadan hatirlariz: aslinda her yerde ukraynadan goc ettikleri yazilan atalarinin aslinda ordan once trabzonlu olduklari gercegi patladi. 2004’te yazdigi Chronicles kitabinda boyle yaziyormus, gozumle gormedim. Gazetede yazdi, onu gozumle gordum.
Bir trabzonlu hanim burnunu, yuzundeki kirisikliklari vs. rahmetli esine benzetip, dylan’la akraba cikarlarsa cok mutlu olacagini soylemis. Ben yasliyim gelemem ama o gelirse cok sevinirim. Gezer burda ne guzel, yemek yaparim, saz calar bize. :^) Kizi da ‘hmmm, simdi parcalar yerine oturuyo, burnu babaminkine cok benziyo’. Hakikaten de tam bir karadeniz burnu yok mu dylan’da?

Allah gecinden versin, terk-i diyar eylemeden once, ben sahsen modern times gibi bi tane daha rica ediyorum kendisinden.

7 Şubat 2007

prens keriz'le uyku keyfi

Birkac zamandir babasi denize uyku oncesi masallar anlatiyor. O kadar guzel anlatiyor ki icerigine dikkat edemeden siziyorum. Dinlesem herhalde bir muddet uyuyamam. Benim sizmam 10dk alirken dizi masallar 1 saatten fazla suruyor(mus).
Bugun baba kiz arasindaki espri alisverisi sirasinda hödük gibi bakakaldigimdan, icinde debelendigim cehalete dayanamayip kisa bir ozet reca ettim sevgili esimden. Buyrunuz. (Kisiler tamamen hayal urunu olup, ilerde tarih derslerine simdiden isindirmak icin isimler ozenle secilmistir, fakat gercekle ilgisi yoktur, bilginize...)
Edi ve büdü, birbirlerini seven fakat mutemadiyen itisen iki sevgili kardestir. Anneleri zubeyde hanim, babalari ali riza bey ve annaaneleri makbule hanimla birlikte cankayada bir koskte yasamaktadirlar. Makbule anane cocukları sık sık gezmeye goturur. Gezerler, koske donebilmek icin metroyu kullanirlar. Fakat metro belli bir yukseklige kadar cikabilmektedir. Gerisini at arabasiyla cikarlar. (atlarin bol kokulu icraatlari masalimizin bir detayi). Birgun, tatil amacli selanik'e giderler. Selanikteki kucuk ev, ali riza bey'in akrabalarindan olan kemal bey'den kalmistir. Makbule anane yasli oldugu icin koskte kalir. Boylece ali riza bey, zubeyde hanim, edi ve büdü selanik'e dogru, ucakla yola cikarlar. Fakat o zamanlar motor icat edilmedigi icin ucaklari hostesler kurek cekerek hareket ettirirler. O gun hostesler o kadar yorulur ki balta girmemis ormanlarin uzerinde kurekleri birakiverirler. Ucak zongurt diye duser. Fakat super kahraman ali riza bey ve hanimi zubeyde hanim sihirli kiliclariyla butun caliliklari ve dallari keserler. Sihirli iksir dokup uzerlerine, eritirler. Boylece tekrar yola koyulur ve hatta selanik'e gelmeyi basarirlar. Ordayken, ali riza bey'in kuzeni prens keriz, onlari girit'teki evlerine davet eder. Prens keriz'in evi kucuktur. Tek bir odaya 4 katli ranza koyup orda uyurlar. en altta ali riza bey, sonra zubeyde hanim, bi ustunde edi ve en ustte büdü. Ertesi gun prens keriz onlari gezmeye cikarir, girit sokaklarinda. Gezerlerken adi bir hirsiz zubeyde hanim'in cantasini kapar. Prens keriz hemen harekete gecer ve yakin arkadasi muezzinden caminin minaresinin tepesine cikmasini, ordan hirsiz var diye bagirmasini rica eder. Muezzin o kadar yuksek minarenin tepesine cikmak icin cok efor sarfeder ve agzinda bir ciger dolusu balgam peydahlanir. En tepede muezzin dayanamaz balgami hoşurt diye bosaltiverir. Tam o sirada asagidan gecen hirsizin ustune dusen balgam hirsizi etkisiz hale getirir. Sonra hep birlikte tekrar girit'e, ordan selanik'e, ordan da cankayadaki koske geri gelen ekip pek hareketli bir tatil gecirmislerdir.
Bakalim dizinin bu geceki bolumunde ne olacaktir.
Ve kimbilir, ozetten yazdigim icin hakim olamadigim detaylarda ne inciler sakliydi.
Belki kipat yazariz. Tutmaz mi.

Yine inci

Su siralar eglencem budur, girdim icine cikamiyorum bir turlu. Biraz daha yaziim sonra biraz cekiliiim:

-Computers will never take the place of books. You can’t stand on a floppy disk to reach a high shelf. (Sam Ewing)
-The only way to make your PC go faster is to throw it out a window. (Robert Paul)
-We spend the first twelve months of our children's lives teaching them to walk and talk and the next twelve telling them to sit down and shut up. (Phyllis Diller)

-I thought 'Deep Throat' was a movie about a giraffe. (Bob Hope)
-I love being a writer. What I can't stand is the paperwork. (Peter De Vries)
-[Introducing the best adapted screenplay at the 2003 Oscars®)] I handed in a script last year and the studio didn't change one word. The word they didn't change was on page 87. (Steve Martin)
-I'm not afraid to die. I just don't want to be there when it happens. (Woody Allen)
-Put your hand on a hot stove for a minute, and it seems like an hour. Sit with a pretty girl for an hour, and it seems like a minute. THAT'S relativity. (Albert Einstein)
-Who discovered we could get milk from cows, and what did he THINK he was doing at the time? (Billy Connolly) :-)
-The most exciting phrase to hear in science, the one that heralds the most discoveries, is not Eureka! but 'That's funny...’ (Isaac Asimov)
-If Dracula can't see his reflection in a mirror, how come his hair is always so neatly combed? (Stewen Wright)
-You know when you put a stick in water and it looks bent? That's why I never take baths. (Stewen Wright)
-A man's got to believe in something. I believe I'll have another drink. (W.C. Fields)

Kapanisi bu inci yapsin. :^)

6 Şubat 2007

Inciler

Bu kadar gencecik olmemis olsaydi, daha nice guzeller yumurtlayacak olan d.adams'in gecen gun internette gezen ozlu sozlerine goz attim. Buraya birazini yazdim, ama ingilizce elbette, cevirileri Deli'den reca etsek. Son zamanlarda cevirim yok diye aglayip duruyo. :-D

(For Children): You will need to know the difference between Friday and a fried egg. It's quite a simple difference, but an important one. Friday comes at the end of the week, whereas a fried egg comes out of a chicken. Like most things, of course, it isn't quite that simple. The fried egg isn't properly a fried egg until it's been put in a frying pan and fried. This is something you wouldn't do to a Friday, of course, though you might do it on a Friday. You can also fry eggs on a Thursday, if you like, or on a cooker. It's all rather complicated, but it makes a kind of sense if you think about it for a while.

Anything that happens happens, anything that in happening causes something else to happen causes something else to happen, and anything that in happening causes itself to happen again, happens again. Although not necessarily in chronological order.

The fact that we live at the bottom of a deep gravity well, on the surface of a gas covered planet going around a nuclear fireball 90 million miles away and think this to be normal is obviously some indication of how skewed our perspective tends to be

I think a nerd is a person who uses the telephone to talk to other people about telephones. And a computer nerd therefore is somebody who uses a computer in order to use a computer.

I refuse to answer that question on the grounds that I don't know the answer. (Zaphod Beeblebrox)

I love deadlines. I like the whooshing sound they make as they go by.

He hoped and prayed that there wasn't an afterlife. Then he realised there was a contradiction involved here and merely hoped that there wasn't an afterlife.


Yeri gelmemisken soyleyeyim: otostopcunun galaksi rehberi hayallerimi cok yikmis bir filmdir.

Mutlu olmak istiyorsaniz, cikolata yiyerek sevtap parman'in youtube'deki que sera sera 'yorumu' nu izleyin. Cikolata yemek farzdir, yoksa mutlu olmak imkan dahilinde degildir.

2 Şubat 2007

Kavır

Cover'a karsi degilim, hic degilim.
Fakat su an itibariyle kafamda kelebekler.. Diane Krall albumu almistim birkac ay once, simdi salim kafa dinleme imkanim oldu.
Temptation'i soylemis. Galiba kalinbagirsagim dugumlendi. Waits'in catlak sesini aradim, biraz hareket aradim. Yok aradim biraz hafif kacti, kadin soyledikce ben sesimi catlatip catlatip ıkındım sanirim, o yuzden kalinbagirsagim dugumledi gibi hissettim. Sonucta sarkinin adi temptation, boyle de uyunarak, bu kadar da bugulu soylenmez ki kardisim. Sonra yine kafamda kelebekler.
Cover'a karsi degilim, hayir.
Sadece, bazi sahislarin cover'lari olmaz. Olur da, olabilemiyo hani. Oluyor da olamiyor.
Tom Waits'in coverlari bilmiyorum kalinbagirsagim mi ama biyerlerimi dugumluyo o kesin. Bu adamin yeni yorumu olmuyo iste. Olursa zaten kendisi yapiyo agziniz bi karis bakiyosunuz, bu sarki o sarki mi diye. Ama baskasi yeni yorum getirince bi booooooooooole icinize tas oturmus gibi oluyo.
Ah ulan, bilmiyorum, belki de sadece bana boyle oluyo.
Plant"in sahne ve yorum performansini taklidin mumkun olmadigi gibi.
Joplin'in Little Girl Blues'unu kimsenin tekrarlayamamasi gibi..
Nebliiim.
Guzel bir sarkili gece oldu bana.
Da soylesenize yurtdisindan orphans'i getiren oldu mu.
Ben de istiyorum.

1 Şubat 2007

Ortaya karisik

Ah su kafam, bi saga bi sola gidiyor. Film konusmalari sirasinda nasil agzimin sularinin aktigini tekrar musahade edip 'birileri film yazsa da soyle bir muhabbet dondursek' arzumun yine ve yeniden sahikaya ulasmasina yardimci olan Dufresne'ye tesekkurlerimi borc bilirim. Bir yandan Deli'nin, icimde nostaljilere yol acan guzel heyecanlari cevresinde de bir muhabbet dondurmek istedigim icin ona da sevgilerimi iletiyorum.
Birkac cesit anne var, efenim, birileri klasik anne, birileri moderin, birileri de post-moderin. Kuuul diye en sonuncusuna deniyor, fikrimce. Hepimiz her kategoriden bir karisim, soyle ortaya, mutlaka denemisizdir, dolayisiyla gucenilmesin. Kendi tarafimdan ve etrafimdaki coklukca genel kabul gormus bir takim modellemelerin uzerinden gidecegim. Muhabbet donsun diye, hani.
Klasik anne canavar gibi aserir hamileliginde; beyi turlu iskenceler ceker. Hamile oldugu cok bellidir her halinden, karni sismeden bacaklari ayirip sooole bi saga bi sola yalpalaya yalpalaya yurur. Herkesh ona baksin ister. Herkes de anaa diye bakar. Herseyi dolu dolu yasar. Mecburiyetten normal dogurursa hastane inler. Annenin hastane geceligi bebek kizsa pembe, oglansa mavi olur ve ayni renkten kurdelesi basinda olur. Lohusalik mutlaka eve cok gelen gidenin oldugu, lohusa serbetinin ikram edildigi torensel toplantilara sahne olur. 40'i, dis bugdayi falan derken iste boyle boyle olur yine. Cocuga mutlaka annecim, annesi diye hitap edilir. Kisin on kazak ustune bi de palto cekilir, atki mutlaka gozu de ortmelidir. Devamli bebek muhabbeti yapilir ve her bir kucuk degisiklikten herkesin haberi olur. Alenen caka satilir.
Post moderin anne spektrumun diger ucudur. 'Ne guzel bir hamile' diye bakilsin diye caba harcanir, hamilelikte ultra super spor yapilir. Aserse bile ona aserme denmez, oldurucu bir kufur gibi algilar bu durumu. Cogu is kadinidir ve mutlaka son gune kadar calisilir, sonra da caka satilir: 'ne var ki ben isten gitmistim doguma'. Klasik annelere uyuz olurlar. Arkadan bakinca hamile gibi durmayan hamileler bunlardir. Seke seke yururler, internette okumaktan gozleri sasi olursa goz yogasina giderler. Hamile kiyafeti giymezler, kisa tiisortler bele kadar cikarken gobekte hic buyume yokmus ve olmazmis gibi davranilir. Mutlaka normal dogum yapilir. Epidural de postmodernligi bozar. Cocuk dogunca cocugun varolan modern duzeni bozmasina asla izin verilmez. Her yere sepet gibi tasinir. Aglata aglata tek basina uyumasina calisilir ve basarilir. Bazi gereken zamanlarda bi haftaligina el kadar bebek annaneye ya da babaneye birakilir kayak yapmaya gidilir. Veya 3 yaslarina gelince otel odasinda uyumaya birakilip alt kattaki barda 'dirink' alinir. Genellikle, zorunluluk olmamasina ragmen, 40'i ciktiktan sonra full force ise baslanir. Yurtici ve yurtdisi seyahatlerine cikmak icin birkac ay beklenmez. Alenen caka satilmaz, gizli sakli caka satilir.
Moderin anne; ikisi arasinda kalmis bicare annelerdir. Biraz post'a kacinca cesitli motiflerle klasik'e gecisler yapilir. Ilimli mi deseeeek, ne olacagini bilememis ucubik bi durum mu deseeeeek. Hamile oldugu anlasilinca biraz mahcup bi tedirginlik yasar. Kendisine bakilsin istemez. Cogunlukla kuuul annelige oldugu kadar klasik annelige de tepkilidirler ama bi metodolojileri yoktur. Kıl ve inatci olanlari klasik anneye postmodern, postmodern anneye klasik taklidi yaparlar. Diger ilimli ve uyumlu tipler ise klasik anneye klasik, postmodern anneye postmodern taklidi yaparlar. Caka satmaktan cok korkarak cata satarlar. Sonra da ozur dilerler.
Bu kafamin bi tarafi, bi tarafinda yine film muhabbetleri donuyor. Gecen gun oturup tekrar jarmusch'un coffee&cigarettes'inden t.waits ve iggy pop'un beraber oldugu bolumu izledim. :-D. Iggy Pop'un dead man'deki performansina da tek kelimeyle bayiliyorum. Ayrica youtube'u de cok takdir ettigimi belirtip yazima nokta koyayim.