30 Mayıs 2007

IndiaGolf99

Yapmam gereken işlere başladım, aferin bana. Dün neredeyse tüm gün çalıştım. Bugün de biraz tıngırdayıp biraz çalışıyorum.
Çok konsantre ben, kocca bir ses, tam o sırada, yukardan:
'India Golf doksandokuz, popoda kaka val, meydeymeydey'
Ülkü anlamaz bittabi. Bendeniz ise bayılayazdım gülmekten :
'E kakası gelmiş ülkü yaa!'
'Aaaa, heheh, gel denizcim yapalım.'

Evden çalışmanın mümkünatını siz tahmin edin bu durumda.
Bu kadar mı oyun manyağı olunur, bayılıyorum bu çocuklara! Oyun kaçırmayayım diye uyumuyor bizim bayan artık. Abime sordum, boşver uyumasın dedi. O zaten tüm tıbbi sorularıma asprin al geçer şeklinde yaklaşıyor. Onun kızı da -halayım ben :-)))- deniz gibi, belki biraz daha fazla, bi yatiim de uyiiim demeyenlerden.
Diyen var mı ben burdan sormak istiyorum.
Sanki bana yokmuş gibi geliyor.
Pazartesi sabahı görecek oyunu o... (hakikaten görecek, sanki içime doğuyo, çok eğlenecekmiş gibi..).

Not: Şu geography challenge'a takmış durumdayım. %50'nin üzerine bi kere çıktım o da şans eseri oldu galiba. Anguta döndüm, durumun hasretinde olanlar için tavsiye ederim.

28 Mayıs 2007

İmdakk

Aman yarebbim yine ve hâlâ çalışamıyoruuum. Bugün deliye aynen böyle dedim o da 'ben de' dedi ama benim bir mazeretim yok onunsa sonuna kadar var. Dolayısıyla yandaş yok, yandaaş, yamacımda...
Ben bu sevgili elimi işe sürememe dönemini uzatırsam beni tembel blog oluşumundan atınız. Alö, ilgili şahıslar! 'Ha bu da bağa bi ders olsun' olur, iyi olur. Yoksa işverenden yiyebilmem muhtemel kötek daha az mı etkili olur diye düşündüm bir an? E hayır yani, bir de o var tabii. Hiçbirşey olmasa ayıp hani..
Peki o güzel elini (lafın gelişi) hangi işe sürüyosun, onu anlat bari deseler? (katmanlı blog takibi dışında tabi, o bariz.)
Iııı. Hıı-hı, eveeeeeet. Bir bakalım. Aslında çok iş var tabii. I-ımm. Çok yoğunum, hangi birini saysam bilemedim.
Arabanın kışlık lastiklerini dün değiştirdim desem? Kar lastiklerini diyorum yani. Hani bööle üstünde na bu kadar kar tanesi resmi olanlar...
Off, aman yaa, peki, itiraf ediciiim: Yoort zavallım adamlara telefon etti, gelip arabayı alıp lastikleri değiştirip bir de yıkayıp geri getirdiler eve. Parasını da ben vermedim. Elimle mantı açıcam No:2: Şimdi burda hangi kısım 'değiştirdim'in m'sine tekabül ediyor?

Ama ama... Hava çok sıcak, kardeşlerim. Terim terim terliyorum. Fatih'i tenzih ederim. Gerçi neredeyse onun gibi terliyorum, ben ki hiç terlemez.
Ayrıca sularımız azalıyor diye sittirese girdim.
Üstelik pazartesi sınavım var.
Hem de haftaya Deniz'i anaokuluna yollicam, çok heyecanlıyım.
Bu arada sıcak su ve ocak için gazımız bitti. (A ha ha ha, yoortçum, latife. heheh. Var tabi, olmaz mı:-))
Akşama zebse yemee yapmam lazım. Haftasonu karnivor olduk.
Bizim Ülkü'nün evine hırsız girmiş.
Bir de ayrıca, ıı, çişim var.

(Tam şu noktada Madagascar'ın lider penguen'inin, pusulayı okuyamayan penguen'ine attığı tokadı ve 'don't give me excuses, give me results' repliğini, lütfen izleyenler fon olarak bi kafalarından geçirirlerse...Sevabına çünkü ne bağlantı ne vidyo, hiçbişi şeyedemiycem, çok fenayım...)

Deniz de ruh halimden nasibini aldı. Kötü örnek = çoban. Dün ona bir torba verdim, yukarıya götürsün diye. Yukarıya çıkarken kendi kendine mırıldanıyodu: 'Onu yap bunu yap, devvvamlı iş veliyol bana, ayvayı yedim'. Kendini üvey annesinin mezaliminden mustarip külkedisi gibi hissetmiş olacak.
Ben de on şilte üstüste atılı yatağımın en altındaki bezelye tanesi yüzünden uyuyamayan prenses gibi...

Hasta olucam galiba kendimi mayhoş ve nahoş hissediyorum.

25 Mayıs 2007

Bu kadar parantez bılogır çatlatır, biliyorum. (Ne yapiim becerim bu kadar)

Bazen dışardan nası bi görüntü veriyorum tahayyül edemiyorum. Benim algımın 180 (yazıyla yüskenken -diğeri yazıyla değil çünkü-) derece dönmüşü olduğu kesin, bazıları için. Aynı zamanda ters istikamet de doğru bir önerme. (oohoooşş, ne diyo bu be.) Boşveriniz, görece önemli kısmı altlara yazdım zaten, her zamanki gibi.
Deniz'in iki gündür elinde bi bibidibabidibuu sopası var. Bilmeyenlere milpardon (bi avuç kişi dışında herkese yani), sihir sopası da denir kendisine. İstediği herşeyi bununla yapacağını düşündüğünü düşünüyor olmak benim gibi bulutlarda yaşayan (mak isteyen diyelim) biri için normal olabilir ama kendisi bile bunun oyun için olduğunu biliyor.
Markette (3M) bütün yerleşimi inletecek anırlıkta (desibel de denir) bağırarak kapıyı açtırıp kapatıyor. 'Ah canıım' diye benim saflığımda yaklaşanlara da 'hayıl değnek yapmıyo ki, yukalda sensöl val' diyor ki bu noktada sevinmeli mi üzülmeli mi bilmiyorum, çok samimiyetle.. Sonra da 'yaaaamuuul yaaaaamuull' diye sihir yaptı. Bir yaptı, iki yaptı, kasiyer kız kıkır kıkır kıkırdadı. Sırada arkamda duran kadın kıpırdanıp duruyor, farkediyorum, eşek diyilim. En sonunda:
'Yağmasın diye mi yapıyosun?' diye çıkıştı (pardon eğer yanlış anladıysam, sanki biraz sert söyledi, ya da yüz ifadesi ajdapekkanın 'göbekçeneçukurunda' gerginliğini mi haizdi bilemem)
(içimden ) 'Bağyan sakin olun, onun yapmasıyla da bişi olmuyo zaten '
(son derece dışımdan) 'Yok, yağsın diye'
Haa iyi, yoksa bişii diycektim de
(içimden) allahım muhafız, hele bi de bişi deseydiniz
(çok az bi miktar dışımdan) eheheh.
Çünkü hanğfendi, bi tek siz farkındasınız suya ihtiyacımız olduğunun ve biz hepimiz şımarık embesilleriz yağmur yağmasın aman ıslanmayalım, bize amerikadan eşimiz dostumuz nassossa su getirir. Siz de dövünce bu durumun farkına varır ve iki gözümüz çeşme ağlayıp af dileyip bi daha yapmamaya andiçeriz, sizin gününüz de 'bazı kendinibilmezlere bişii öörettim yuppi' şeklinde bi 'sosyal bilinç' le mağrur mağrur gece yatmadan önce, balinaları katletme yoluyla yapılan antiieyycing gece kremlerini yüzünüze sıva yaparak son bulur. (hii, çok sert kustum afedelsiniz. bizzatihi şahsına değil ama bildiğim bazı bildiğim bitakımlar için bunu düşündüğüm olur.)
O sırada deniz; terlikleri ters giyilmiş, saçları tarumar, üstünde ev elbisesi gibi (ama aslında gecelik), annesi çoban altında dizaltı bi eşofman, altında terlik (kafam kadar yağmur damlaları var bu sırada, bulutlardan füze gibi üstümüze uçan, ııı, evet e herhalde abartıyorum..) Uzun lafı kısası komik durumdayız. Bugün çünkü bizim boş günümüz, birbirimizin günü. Saldık kendimizi.
Çıkarken bir küçükinsan gördük, cüce demek adab-ı muaşerete tersi mi bilmiyorum. Deniz onu yaşdaşı sandı. Ne güzel eteğin var diye yanına gitti. Ben de yüzünü görmedim, kilolu bi çocuk sandım. Hakkaten ne güzel etek, eflatun ben severim gibi bişii derken yüzünü bana döndü yani nası diyim tamamen bir poker surat takınsam ve aynı gülüşümü korusam da biraz deprem oldu içimde. Çünkü normal davranmak istiyorum ve benzer durumda tanıdıklarıma normal davranıyorum ama insan beklemediği anda şaşırabiliyor işte böyle. Ne yaparsam düzeltemem gibi sanki. O ruh halini anlayabilmek isterdim. Ve denize anlatabilmek. Duyarlı ama düzgün davranmayı öğretebilmek. Ben ne kadar becerebiliyorum onu bile bilmezken, zor bir durum.
Bugün eline yeni açılmış kurşun kalemin ucu girdi. Bir saat uğraştım çıkarmak için. Bu arada denize devamlı kendi parmağımda yer etmiş, ben gibi görünen kurşunkalem ucunu gösterip durdum, sanki 'haa çobana girdiyse iyi ağlamiim o zaman' mı diycek nedir? Meğer çıkaracak bişii yokmuş, hepsi boyaymış. Ama kızın önüne cımbız, iğne zart zurt çıkarınca bile kaçmadı (annem bi de demez mi, iğneyi yaktım, şimdi de alköl koyalım diye. El hem delinecek, hem sıcaktan yanacak hem de acıdan yanacak, psikopat bunlar, imdaaak!) . 'Hem ağlarım hem giderim' uff dedim yaaa, yazık. Tedavinin sonuna kadar bekledi canımbenim ama bütün kıyafeti de sırılsıklam oldu. İçim acıdı.
Yani konuşurken bazen daha başarılı olduğumu hissediyorum. Labirent gibi paragraflardan hoşlanan, ben dahil, bilmiyorum.
(Ne işim var, şurda iki satır bişi okuycam, ne bu parantezler beyav?)
Vukna önek (bu cümleyi hatırlayana elimle mantı açıcam)

23 Mayıs 2007

Romantik

(Birkaç gündür kolsuz tişört giyen çoban'a):
D:Bakıyolum da, sen de taktın başını şu kısa kollulala!
Ç:Amele kolu gibi oldu da biraz, düzelsin diye güneşte kısa kollu giyiyorum
D:Hııııı, peki inşaat mı yapıcaksın?
Ç:Yok. (kikir)
D: Eski günlelimizi hatıllıyol musun? Helyelde inşaat valdııı, kepçeeleeeel, tlaktölleeeelll...bıdı bıdı

----
D: Çoban, bak bak bak bak, bak çoban bak bak filme bak ('bak' ları az bile yazdım sanırım)
Ç: Aaa ne güzel. Sen çok mu seviyosun bu filmi?
D: Evet, hem lomantik hem de komik. Çok seviyolum. (bu romantik filmde bi kuzu zıp zıp zıplarken alıp götürüp yünlerini kırpıyolar, kuzu ağlıyo. sonra bi tavşalop geliyo (tavşan+antilop) kuzuyu ikna ediyo falanda filanda..)
----

Sabah kalktık:
Ç: Naber yavru?
D: Bilmiyolum, içimde bi his val
Ç: Nası bi his iyi mi kötü mü?
D: Kötü. Kötü bi lüla göldüm.
Ç: Hatırlıyor musun? Anlatmak ister misin?
D: I-ıh, boşvel güzel şellelden bahsedelim.
Ç: Peki
----
D: Benim ismimi çok komik koymuşsunuz
Ç: Deniz komik mi sence?
D: Bi içinde balık olan vaaal, bi de ben valım. Çok komik
Ç: Hehehe, evet.
---

22 Mayıs 2007

Sempazomyum (Sempatik Zomların yemeğe Yumulma Partisi)

Katılanlar:
1. Adı: Deli
Soyadı: Köşe
2. Adı: Miso
Soyadı: Marrruu
3. Adı: Andy
Soyadı: Dufresne (doo-FRAYN)
4. Adı: Çoban
Soyadı: Keçi

Şimdii, en hızlı tabanca çeken benim. En çekesi de benim zaten.
Bu sempozyum, bira çekerken biranın yapımının ne kadar meşakkatli olduğundan, dolayısıyla yaşasın efes nidalarından, enikonu bıdırbıdıra, ordan da hapıl hupul yemeğe dayalı bi sempozyumdur. Alınan hiçbir karar olmamakla birlikte muhabbetin güzeli olmuştur.
Altın, olmadı gümüş günü yapalım diyorum.
Andy; (dufreyn, evet. Bi kere daha baktığımı itiraf edeyim. Ama frenkçeyle alakası yok.) güzel, sakin, alttan alttan matrak insan. Deli: kirli çamaşır kraliçesi, kocagöbük, canımız. Miso: cin insan, komik, taklit kraliçesi.
Dufreeyyyyn kime benziyo diye çatla dur.
Bi tane bile fotoğraf çekme, iç dur.
Deniz uyuyo diye evden sessiz sessiz geç dur.
Dedikodu yap, çime basın diyip dur, kum havuzunu terfi ettir, smirnoff north'u buzdolabına kitle, konuş da konuş. Bi de anneyle 3 kere konuş, sonra pdeliyi denize götür, denizi öp dur. On kere seni seviyorum de.
En son yazdığım, sapkın bi durum bu.
Hadi bi daaa

edit: bi dakka galba oldu, Skeet Ulrich'e benziyor olabilir, biraz daha. As good as it gets ve Scream'den hatırladığım çocuk. Hmm evet, evet.

18 Mayıs 2007

Ben de bazen bulaşık yıkayamıyorum

Bugün arabada giderken şarkılara eşlik ediyordum. Hep zaten, hep, arabada şarkı söyleyip dururum. Çok da vukuat geçti başımdan. Ben araba kullanırken şarkı söylüyorsam hoşgörülü olurum, kimseye bulaşmam, alttan alırım, önemli olan şarkıyı söylemek, gerisi ya(l)van. Ama gören de beni kendilerine küfrederken yakaladıklarını zannediyor. İyi, dayak yemiyorum. Aman, elime konuşmiim. Evime karaoke istiyorum, en iyisi.
Neyse, arabada babam, annem ve deniz (ve stella var, alt paragraflarda tanıştırıcam.) Babam Tom Waits'i hep Bruce Springsteen'le karıştırıyo (!!). Bugün RAZ çalıyodu (e ya o ya o şu sıralarda başka ne çalcak zaten), babamın ağzından 'bu da Tom Hanks mi, kim bu?' çıktı. Halbuki bilir kendilerini, zamanın yarı-çiçek çocukları ne de olsa. Gül babam gül. (yani hem mecaz hem de sözlük anlamıyla..). Babam şarkı eşliklerimi, senkronizasyonumu ve arada attırdığım doğaçlamaları (kanonlar ve alt/üst sesler, öhööömm..) özel ve güzel buldu (e benim babam, haliyle, yaa bırakın biraz övünsün:-)). O öyle buldukça ben gaza geldim. Öte yandan şahsının müzik kulağına ve bilgisine güvenirim. Geçen hafta emekli oldu ve hemen tamburuna sarıldı, çok uzun zamandır iki ayrı koroya gidiyor, çok da beğeniyorum. Ben, gözleri görmez oluncaya kadar babaanemin ud çaldığı, büyük amcamın tambur çaldığı fasıllarla her hafta kulak doldurmuştum, küçüklüğümde. (nası, küçük bi çocukken aynanın karşısında şarkı söylerdim hep diyen popcuklarımıza benzetebildim mi kendimi?)
Bana 'sen müzikle ilgili bişiiler yapsana' dedi babam ve benim içim cız cız etti, sonra bi de coz etti (lafın üzerine hemen biraz su içtim). Zamanında tüm müzik hocalarımın beni konservatuara yönlendirmelerini hatırladım. Sonra ortaokul sınavında frenk dilli bi okulu kazanınca babamın dediğini de hatırlıyorum: 'bir dil bir insan...' :-) . Yok hayır, ebeveynimin beni hayata yönlendiriş biçimini beğeniyorum, benim için en iyisini istediğini de biliyorum, aynı zamanda bu yollardan geçmiş olmak da beni tatmin ediyor. Fakat insan nankör bi yaratık, noolurdu diye düşünmeden de duramıyorum. Bi bok olmaya da bilirdi, şimdi sanki çok bişii oldu ya. Neyse bu işler adamı şişler, unutalım.
Stella dedim. Deniz bi Barbie filmi izlediğinden beri 'ben Balbiyim, sen elikasın (erica)' diye geziyor. Allah, dedim, Barbie manyaklığı başladı, allaam seni beni koru, naapcaz? Ama artık barbie falan hikaye, Winx ve Bratz diye şeyler çıktı. Amaaan yarebbim, 4 yaşına bile daha gelmemiş çocuk winx kızlarından olmak istiyo. Bunlar, barbie'den farklı olarak bi de peri, yani cadı falan yaaaa. Yok sihir güçleri gelince kıyafet değiştiriyolar, hepsi bi ince uzun vücut, bi güzel gözler, makyaclar, pipilerinden asılası pozcu pozcu erkek arkadaşlar ...
Diyorum ki Deniz'e, 'ya bi düşünsene bu kızlar kocccaman topuklu ayakkabılarla nası koşarlar mümkün değil, sonra o incecik kıyafetlerle popoları donar, bunlar gerçek değil ki.' Bi düşünüyo sonra yine 'Ben Byum (bloom) oliiim sen de miüyza ol (miusa). Şimdi biz sihil yapıyomuşuuuuzzzz, hadi kıyafet bulalim kendimize'. Sonra yağmur yağarken, zürefanın düşkünü, plaj kıyafetleri üzerimizde, onları giyebilmek için evden dışarı çıkmayan bi yavru. Alttan gir üstten çık, onu dışarı çıkart, anlaş, paktlar yap, iş anlaşmaları şeyet, haayyt ruhum daraldı, ühühühühüü!
Bugun uyuyan guzel barbie'yi almaya gitmiştik, söz vermiştim, uzun zamandır istiyordu. Gittik, barbie'lerin yanından geçmedi, winx'leri görünce cozuttu. Stella'yı almaya karar verdik. Yahu nası oyuncak bu böyle tam 4 saat elinden düşürmedi ve dünyayı gözü görmedi. Uyumasaydı hala devamdı, 4 saatin sonunda uyurken de saçlarına yapışmıştı, zor ayırdım. (Evet harika di mi, bu hafta ilk olarak bugün gündüz uykusunu uyudu heyoooo).
Ama hakikaten çok korkuyorum, noolcak bu kızların hali? Şu güzellik, süslülük, şu incelik, çıtçıt olma halleri ve aman kanım donuyo şu anorexia'lar bulimia'lar.
Ya annecim yaaa!

17 Mayıs 2007

Sad Eyed Lady of the Lowlands

Benim 'en sevdiğim şarkı' bundan bir zaman öncesine kadar olmamıştı. En sevdiklerim vardı, çok sevdiklerim de vardı ama aralarından seçip de bir tanesini, en tepeye koyamıyordum. Belki de her dönem bi tane en tepedeydi şimdi de bu tepede, olabilir. Emin değilim. Bilmiyorum. Biraz daha bekleyip göreceğim. Yalnız bu dönemler bende çok uzuyor gitgide. En sevdiğim, daha gençken bir hafta, ondan sonra bir ay falan diye giderken ahanda bu şarkı bir seneyi geçti. Ya yaşlanmanın belirtisi (yaşlıyım demiyorum, dikkat) ya da bu hakkikaten kalacak bende bu şekilde. (Belki de eskiden hızla geçtikleri için oturmadan kalkıyorlardı, of çok fazla teori oldu üstüste.)
Sizi youtube'den alıntılarım arasındaki (RAZ başlığı) ilk şarkıya davet ediyorum. Herkeste aynı etkiyi bırakmayacağından eminim, sevdiğiniz müzik; çevre, hatıralar, içtiğiniz şarap, ruhi durum ve rüya/hülyalarınızla yakından bağlantılıdır ne de olsa. Neyse ben yine de, dinlememiş olanları davet etmeyi ihmal etmeyeceğim. Belki seven bile çıkar. Belki halihazırda vardır bile, kimbilir.
Sevgili iki-üç günlük, bugün denizi anaokuluna götürdüm. Dikkat çekerim, kreş veya yuva değil, anaokulu. İki hafta sonra ikinci parti sancılarımı yazacağımdır. O güne kadar ikametgah, fotoğraf falan o işlerle uğraşacam.
Domates tohumlarım kafalarını uzattı. Fişneler eli kulağında, ayva çiçekleri açtı da döktü. Lavantalar da pötürdeyelim artık diye bekliyolar. Bütün iğne yapraklılar patlattı. Ya bu baharı çok seviyorum.
My warehouse eyes, my arabian drums.
Dırınım dırınım.

16 Mayıs 2007

Oooof offff

Benim bi mule variations'im vardı. Ama o bir kasetti, şimdi de kaset çalarım yok. Buyrunuz. Albümün de cd'sini bulamıyorum.
En sevdiğim albümlerinden biri Tom Waits'in. Sorun bana sevmediğin albömü var mı diye? I-ıh, ama olsun.
Şu video benim çok hoşafıma gitti, izleyin çok isterim, sözkonusu albümden. Çok güzel yapmışlar, en sevdiğim şarkılarından biri aynı zamanda (sorun bana sevmediğin şarkısı var mı diye...heheheheee)

nahahahahaha, demin ülkü hanim bizim opet arabasını düşürdü yere, arabadan ses geldi: 'opeeeet, imdaaaat arabanızla oynuyolar'. Cık cık, oynamasana ülküüüüü, hıhıhıhıh, şu benim çivi girmedi yerine anasını satiim.
(ı-ımm, afedelsiniz)

15 Mayıs 2007

Çivi çıktı bi kere..

Birşeyler oldu bana, homeostasisim bozuldu. (lise psikoloji dersinden hatırlayan var mı bu lafı? işte ben hatırlıyorum, enteldantel durumlarından değil, bi kelime çakıldı mı çıkmıyo). İçime kırkayak girmiş gibi herşeye gülmeye başladım desem pek gerçekçi olmayacak, girse ağlarım herhalde. (gerçi gerçek homeostasis bu değil ama ben mecaz yapacaktım.)
Bugüne magazin haberleriyle başladım. Yoort bugün iş seyahati için uçağı geç bulunca günlük gazetenin eki bana kaldı. Aslı nerde onu hala bilmiyorum, henüz okumuş değilim. Çok güzel bu ek ya, kek gibi mübarek, sabah kahvaltı çerezi. Mesela kendini san'atçı sanan bir şarkıcımız kendini kimbilir ne sanan başka bir şarkıcımıza 'gelirsem oraya ağzına mikrofonu sokarım' demiş. Bohohihihih, sabah sabah, hayır sabah sabah dememiş, ben sabah sabah okumuşum. Ağzına demiş ama aferin, terbiyesini bozmamış.
Bi de başka bi genç model bağyan, şarap içmesini bilen (herhalde burnunu kadehe sokması yeterli olur han(m)fendiye), sofistike (fistike de olur), kendine bi ama sadece bi çocuk verecehhh, kendisiyle tenis oynayabilecek, çok işi olup kendisine bulaşmayacak bir beyle izdivaç düşünüyormuş. Ağşamınan oturup kendisine iletilen listeyi kemiriyordur herhalde.
Bugünlerdeki kıkır vaziyetimden deniz de nasibini aldı herhalde, sabaha karşı 5'te kahkahalarla gülüyodu rüyasında. Sorduk sabah, bet bet 'Hatıllamıyolum' diye çıkıştı.
Yan komşu arka bahçesinde kod farkı var diye yerin altına korkunç bi oda bi tuatet (tuvalet) bi ek yaptırmıştı (yeraltı stüdyosu şekkerriiim, -bunu demisti bi ara bana). Baktık orayı kiraya vermiş. Nıhhıha, henihihhehe, (Kiraya veren teyze, eski bakan karısı ve erzurum aşiretlerinden birinin kızı, istanbulda bi yalısı, bi villası, bi dairesi, ankarada bi oteli, memlekette toprakları, kimbilir bana söylemediği nerelerde neyi olan bi insan, kira gelirine ihtiyaç duymuş olması beni çok mütehassıs etti, biraz kısır yapiim de veriiim zavallılara diye içimden geçirtildim. Eski kavanozlarımızı da yıkayıp kendilerine vericem, turşu murşu için ihtiyaçları olur falan.)
Hemi de teyzeler yokken bu genç bağyan, erkek arkadaşıyla birlikte, sallanan koltukta sarmaş dolaş sallanıyor. Sallanmayan koltukta sallanmaları da mümkündür, yarebbim, görmedik henüz, görmeyelim de işallahhh. Arada bir de denizi görmek için bizim bahçeye sarkıtıyor bedenini kız. Çok komik di mi? Yaa, heehehe, biz de çatlıyoruz gülmekten.
Annemin beli tutuk, babamın dizi sakat. Yoordum yok, yemeye. Deniz sıkılıyo artık galiba. Ben evden çalışayım mı, eve mi bakiim, denize mi, annemlere mi bakiiim yoksa hem bizimkilere, hem denize, hem eve bakıp hemi de çalışayım mı yoksa yoksa yoksa baygın numarası yapıp yatağımda mı yatayım bilmiyorum. Deniz parmağını gözüme sokup beni zıplatana kadar yatabilirim. Yapabilirim.

Nıhıhahahahahahah...

14 Mayıs 2007

Şu bizim anneler günü

Anne olana kadar olayı çok ciddi hatta mühim bulup anneme hediyeyi asla ihmal etmezdim. (Hala da etmem) Ama olay bana o noktadan sonra iyice saçma gelmeye başladı. Hepimiz en az bir kere düşünürüz zaten, pazar yaratma, biraz da sömürü amaçlı çabaları, bazılarımız tepkisel eylemler de geliştiririz bu özel günlere karşı.
Bana şöyle bir hissiyat çörekleniyor hep: Deniz benim gözümün dibine sevgiyle baktığı zaman, sıcacık öptüğü zaman, sarıldığı zaman, bana seni çok seviyolum dediği her bir gün bana anneler günü oluyor zaten. O özel gün gelince de bütçemize delikler eşlik ediyor, anneye, ben anneye, dayanamayız diye deniz'eee, hep hediyeler alınıyor. Bana da hep güzel anneler günü yaşattı yoğurt ve deniz. Sevgiler yollarım onlara burdan, hiç dayanamam.
Herkesin anneler günü kutlu ve mutlu olsun,
Hem de hergün inşallah.
(Deniz yanımda bıdır da bıdır, ne yazdım dönüp okuyamayacağım bile, anafikirde karışıklık yaratmamışımdır inşallah)

11 Mayıs 2007

Şenlik Menlik

Eveet, bugün yine o güzel günlerden biriydi. Katılanlara sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
PDeli'yi aldııık Deniz'le birlikte onun Oti'deki işlerini halletmesine refakat ettik. Sonra şenlik (ben panayır diycem) yerine geldik. Yeni yeni başlıyordu sanırım. Çünkü gözleme stand'ının önünde hiç sıra yoktu. Ben uyanıklık edip (şark tipi) yanıma hiç para almadım :-P, o yüzden PDeli'ye gözlemelerimizi ve içeceklerimizi aldırdık. Sonra Miso geldi.
PDeli'nin Miso'su çok candan, çok matrak ve çok hoş görünüşlü biri. Çok'ların altını çizelim..(Şimdii, o okur diye yazmıyorum, keşke okumasa da daha yazsam). Yazdıklarının ötesi bişii. Deniz de hemen bayıldı tabi Miso'ya.
Hıh, o geldi ya, hemen onun da cüzdanını boşaltma cihetine gittik, Deniz kendisine pamuk helva aldırttı, su aldırttıııık. Sonra biraz daha PDeli'ye döndük, ona da mıstır ve dondurmalı kavun aldırttık. Süperiz di mi? Tabii bitmedi, en güzeli de, Miso'nun soğuk biralarının bir şişesini aparmak oldu ki, yani çok hora geçti. :-) Ben de götürecektim ama ben çoğu şeyi yine unuttum, bazılarını da hatırlamama rağmen koşturuktan alamadım.
Deniz, (tamamen içgüdüsel olarak sanırım çünkü anne tıntın), bir prenses edasıyla gözlemesini yedi. (Tüm yiyeceklerini tutması için de zavallı Miso'yu görevlendirdi. Çoban karşıda gekgekgüberek, oh ne güzel oldu diye gerine gerine oturdu) Ama biz üstünde acıcık ot olan toprakta otururken hanfendi kendine bi taş buldu. Ayakları da parmakucu yaptı yine. Mide dolunca dans faslı başladı cilveli cilveli. (Hayır yaa, ben diyil, tööbe tööbeee). Deniz yani, seyirci vardı çünküm. Sonra da düştü. Azıcık ağladı, biraz pansumanvari bişii yaptık sonra da oturdu bi saat boya yaptı. Tabi Miso'ya 'sen de boyaaaasanaaa' eşliğiyle, onun da tecrübeli katılımıyla.
Bitmek üzereyken LKYHN geldi, biraz ona homur homur yaptı çünkü uykusuzluk ciddi boyutlara ulaşmış. Daha sonra Miso'nun Kıvır'ı geldi, (çok özür dilerim, adını hatırlamadığım ya da duyamadığım (hangisi onu bile hatırlamıyorum tü bana)) çok hoş bir abla da geldi. Bir de ikinci Kıvır (anlatıcam birazdan)
Deniz artık mızırdamaya ve gidelim gidelim demeye başladı. Ben o sıralardaki konuşmalara mümkün olduğu kadar katılmaya çalışsam da mümkünün de bi sınırı oldu maalesef.
Deniz dönüş yolunda sızar diye düşünmüştüm 'çoban, kızın mevzubahisse sen ne beklersen tersi olur, hiç ıkınma' kuralı işledi ve arkadaş gözünü bile kırpmadı. Sonra Erdeniz'in kucağında uyumak istediğini söyledi (Nııı, pek sıradışı?) Dedesi, o da hasta ve dizi şiş bizim evdeydi bugün. Deniz'in de dizi yaralı ya, kendini ona çok yakın hissetti ve eve gelir gelmez kucağına zıpladı. Birlikte topalladılar. Bıyık altından çok güldüm.
Biraz önce 'bugün ne güzeldi di mi' başlıklı konuşmamızı yaptık. Ayakta uyuduğunu düşündüğüm dönemi tırtıkladım: 'Sonra LKYHN geldii, sonra Kıvır geldiii'
el-cevap: 'Iıı sonla da öteki kıvıl geldi. Ama o çok kıvıl diiildi.' (?? isim zikretmedi)
Yapılacaklar:
Miso ve PDeli'yle kafa çekilecek.
Iııı, düzeltiyorum, Miso'yla kafa çekilecek. (malum)
Kızlara diledikleri ısmarlama yapılacak, gönülleri hoş tutulacak.
Pek kuru oldu di mi, napiiim, fotoğraf makinesi de unutulanlar listesinde ve cep telefonu şarj'ın dibindeydi.

10 Mayıs 2007

Hot Tuna, J.Airplane, J.Joplin ..

Yine aynı şey oldu. Ordan oraya gittim, dükkanıma geri döndüm. (Bir çoban ne kadar tilki olabilir?)
Çok başarılıyım bu konuda.
Dünkü yazımda Johnson'dan bahsetmiştim, etkilediklerinden, Hot Tuna'dan Jefferson Airplane'e ordan da Janis Joplin'e gittim. Sonra da yine woodstock zamanında amerikada olmak başlıklı fantaziye geri döndüm.
Durduğum yerde çok mutluyum ama vakit orda olmak da güzel olurmuş yav. İyi mi bilmiyorum orda ne olurdum ama değişik olurmuştu..
Bağlantıları yazayım: Hot Tuna, Jefferson Airplane'den ayrılan iki müzisyenin, akustik ve elektronik ve tekrar akustik blues müziklerini yaptıkları grup. Jorma ve Jack. Hala da yapıyorlar ya, helal ossun.
Dolayısıyla ordan Jefferson Airplane'e gitmek zor değil, sonra da J.A'den Marty Balin, Janis Joplin'in yakın arkadaşı ve o öldükten sonra ayrıldı gruptan diye ordan da oraya gittim.
Bir tane J.J koyayım dedim şuraya, en sevdiğim şarkısı olur:

Yani bilmiyorum psychedelic rock her devrin rak'ı olabilir ama o zamanda kalsa daha iyi olurmuş gibi geliyor bana. Müzik yapmak için uçanlardansa uçmak için müzik yapanları daha çok saygıyla karşılamakla birlikte, -ikilem diyoruz kısaca-, onları da beğeniyorum çok. Uçmasalar olmazmış.
J.A, en bilinen şarkılarından biri White Rabbit:

Bi tane de Hot Tuna koyayım şuraya, Jorma'ya saygılarla (hem eric clapton hem grateful dead'den hatırlarız, hem de Janis Joplin'den de dinlemişliğim vardır):

9 Mayıs 2007

Robert Johnson Blues

Robert Leroy Johnson (RIP) herhalde en iyi blues'culardan biri. En eski stillerden biri olan Delta Blues'dan. Missisipi Delta'sından çıkma olduğu için stil bu adı almış.
Özgün ses tonu ve gitara hakimiyetiyle blues sevenlerin en beğendiklerinden olan bu müzisyen, hayatı hakkında pek az doküman ve bilgi olduğundan da olsa gerek, biraz mit veya efsane olarak anılıyor.
27 yaşında ölmüş, ya zehirlenmiş ya da Marfan sendromu denen bir hastalıktan öldüğü sanılıyor.
Etkiledikleri arasında Jimi Hendrix, Led Zeppelin, The Allman Brothers Band, The White Stripes, Bob Dylan, The Rolling Stones, Hot Tuna ve Eric Clapton'ı sayıyor wikipedia.
Deniz'in 'Aptimali' diye adlandırdığı, en sevdiği şarkılardan biri olan "They're red hot" şarkısının içinde olduğu Eric Clapton albümü Me and Mr. Johnson bir tribute. Ben de bu sayede Johnson'ı öğrenmiştim. Aynı şarkıyı Red Hot Chili Peppers, 1991'de Blood Sugar Sex Magik albümünde seslendirmişti.
"Hot tamales and they red hot, yes, she got em for sale"
Hayatımda en sevdiğim şarkılardan biri olan L.Zeppelin'in Lemon Song'unun sözlerinde "Traveling Riverside Blues" kullanılmış.
Yine Traveling Riverside Blues cover'ını da yapmış Led Zeppelin.
Crossroads'unu şimdi dinlemek lazım.

7 Mayıs 2007

Scarlett Sings Tom Waits

S.Johansson Tom Waits şarkılarını yorumlamak için stüdyoya girmiş. Hayırlı olsun.
Seneye dinlenmek üzere.
Tarafımdan? Bilmiyorum.
Ben ki Tom Waits'in cover'larına ayrı bir titizlikle yaklaşır, hiçbirini de beğenmem; Tom Waits'in nev-i şahsına münhasır sesiyle söylediği şarkıları, 20'li yaşlarının başında, hiçbirşey olmasa da en azından alto olmayacağını tahmin ettiğim bir sesle 'ciyaklayacağını' varsaydığım bir yeni şarkıcıdan duymak çok da heyecanlandırmadı, biraz da peşin hayalkırıklığı yarattı.
Ama bu dünyada büyük konuşmamak, önyargılı olmamak da gerekir bittabi.
Bir sene sonra hatırlatın bana.

4 Mayıs 2007

Zottirik

Şu sıralar Deniz hakikaten çok eğlendiriyor. Kelime haznesinin hızlı geliştiği dönem herhalde, (ve de uyduruk haznenin) çok eğlenceli, hergün yeni birşeyler.
---
Anaane'si çiçekli bir elbise dikti. Deniz büyük zevkle giydi ve kendini bize koklattı. Kapıda komşu hanımla karşılaştı:
D:Baak, ben çiçek oldum
K: Yaaa, ne güzel, hangi çiçeksin sen bakalım?
D: Kalahindiba
Komşu: Hııı?
D: Kalahindiba, kalahindiba.. Önce salı (sarı) oluyoooluuum sonla daaa beyazlaşıyooluum. Püüf diye üfleyebililsin. Ama dikkat et, bulnuna kaçalsam aksılılsın..
---
Annemin arkadaşları geldi. Yanlarında resim yapıyoruz.
H: Ne renk boyiicaksın bakalım o çiçeği?
D: Iıııı, tuukuyaz (turkuaz)
H: Ayol ne diyo kekir kekir!
---
D: Çoban, akabimi (ayakkabı)giyemiyolum, cek cek velil misin? (jack-jack vardı bi filmde..)
---
H: Sen arsimedi biliyo musun?
D: Biliyolum
H: Ne diyo arşimed peki?
D: Evleka
H: (anlamaz) Buldum der, bulduuum. Banyoya girmiiiş, küvetteeeeee...
D: Evleka del.
---
Ç: Yavrum, bu soğukta sen niye bu kadar ince giyinmek istiyosun?
D: E taktım çünkü ben
---
D: Ben mikloplala kalşı böbülgenim
Ç: Nesin pardon?
D: Böbülgen, böbülgen.
Ç: Hııı. Peki. Ama o ne demek bilmiyorum ben?
D: Böbülgen demek kızmak demek, ama ingilizcesi.
---
Ç: Deniz, bu soğukta bu giyilir mi yaaa, üşürsün kızım!
D: Ama ben çok tellengen (terlengen) bi insanım.
Ç: Nesin sen?
D: Tellengenim. tellelim ben.
(Haklı, hakikaten öyle. Ben hırkayla gezerken bu donla geziyor, yine de terliyor. Nebliim)
---
A: Ne içiyosun Deniz?
D: Zotiks
A: O ne?
D: Zotonik. Enelji velil. Şimdi çok güçlenicem ben. Al sen de iç bilaz.
---
(Annem denizin yırtılmış olan en süslü elbisesini dikmek üzere alır.)
D: Anaaane, sen niye aldın o elbiseyi?
A: Dikicem de.
D: (düşünür düşünüüüür düşünüüüüüüür). Sen de giyebililsin istelsen. Sen küçüksün zaten ama bilaz daha küçülmen lazım. En iyisi sen bilaz yemek yeme de küçül, sonla giyebililsin istelsen, ben paylaşılım.
(inanmadı dikileceğine, anneanne giymek için alıyor elbiseyi, mutlaka öyle olmalı)
Ç: Denizcim, çocuklar yemek yemiyince büyümezler ama yemek yemeyen büyükler de küçülmez (iieing ne dedim?)
D: Zayıflallal ama
Ç: E, doğru.
---
D: Bana kaayıt velil misin?
H: Ne veriim canım?
D: Kaayıt, kaayıt!
H: (Bana döner) Ne istiyo?
Ç: E, kaayıt istiyoo (ağzımdan kaydı, kağıt diycektim yani..)
---
D: Annaane, sen eski zamanlalımızı hatıllıyol musun?
A: Hatırlıyorum tabii.
D: Biz yüksekte otuluyolduk. Bigün sen elektiliklel bi kesiiil, jenelatöl de yook, çııık çık bitmiyol meldiven...
A: hihihihi
---

Müşfik biri, enteresanman. Bugün ayağı kırılmış, yeni iyileşmeye başlayan teyzemizi ziyarete gittik. Hep elinden tuttu, caddede karşıdan karşıya geçirdi, yavaş yürüdü, ilgilendi. Ayrılacağımız zaman da, teyzemizin kardeşine döndü:
'Sen şimdi ona sahip çık, çünkü biz gidiyoluz'
---

Yazmam lazım. Pek çoğunu unutuyorum.

Lum lum.

1 Mayıs 2007

Captain Beefheart

Captain BeefheartDon Van Vliet...
Sene 91. Meclis'in arkasındaki parkta lisede klasik çerçevede öğrendiğimiz gitarın rock açılımlarını deneme dönemleri, Ela ve Elif'le birlikte. Üniversiteye yeni girmişiz. Bir abimiz vardı, adını hatırlamıyorum; onun sayesinde Frank Zappa'yla tanıştım, don't eat the yellow snow :-), apostrophe... O zamanlar internet yok bana. Olsaydı bile asgari içerikte birşey bulmak mümkün değil. Elimizde kısıtlı müzik belgeleri, üzerine evde en az on kez kayıt yapılmış, kalitesiz kasetler.
O sıralar Captain Beefheart diye bir isim duymamışım bile. Zappa'yla yakın bağlantısına rağmen. Çok sonralar oldu. Nasıl oldu hatırlamıyorum. Tom Waits'in Swordfishtrombones'undan sonra değişen sound'unun müsebbibi olduğunu daha da sonradan öğrendim. Meğer Kathleen yengemiz tanıştırmış müziğiyle. Seksenlerde.
Yakın zamanda tekrar aradım albümlerini ama buralarda bulmak ne mümkün. Internette ne bulabiliyorsak onunla yetineceğiz. Ya da yine getirteceğiz, bunun için taksitlerimizin bitmesini bekleyeceğiz.
Hollanda kökenli, eski bir aileden gelmiş olduğu için çoğunlukla şımarık çocuk olarak anılmış. (daha doğrusu ebeveyni onun çok yetenekli olduğunu düşündüğü için biraz şımartmış); fakat yine aynı ebeveyn küçük yaştaki heykelcilik merakını da biraz törpülemiş, söylediğine göre.. Öyle.
Şimdilerde müzikten sıyrılmış kendini artık tamamen resme vermiş. Bkz. Sağ taraf..
MS hastası olduğu söyleniyor.
Terennüm bağlantılarım arasına bir tane de captain beefheart şarkısı koydum.

Coffee&Cigarettes


Amerika'nin bagimsiz yönetmen ve yapımcılarından Jim Jarmusch'un 2003 tarihli filminden:Coffee and Cigarettes..
Iggy Pop ve Tom Waits'in oynadığı bölüm..
Bağımsız dedim ama kendisi şöyle diyor: "I know. It's all so . . . independent. I'm so sick of that word. I reach for my revolver when I hear the word 'quirky.' Or 'edgy.' Those words are now becoming labels that are slapped on products to sell them. Anyone who makes a film that is the film they want to make, and it is not defined by marketing analysis or a commercial enterprise, is independent. My movies are kind of made by hand. They're not polished -- they're sort of built in the garage. It's more like being an artisan in some way."jarmusch&waits