30 Ocak 2007

Komsi..

Yuzolcumu kocaman bir sitede yasiyorum. Biraz once mektuplari alirken alt sokagimizdaki bir genc bayanin elinde dolu bir tabakla baska bir eve gittigini gordum. Ayni ritueli yan komsuyla yapiyorum. O kadar ki tabagini geri vermede bir ay kadar gecikmis oldugumu idrak ettigim gunun sabahi ruyamda yan komsumuzun bize artik plastik yogurt kaplariyla ikramda bulundugunu gordum. soyle uzun metrajli bir ruya gorsek yazimdaki ruya kalitesizligime bir ornek.). 'Bitmemis' dedim kendi kendime, bir tek yan komsuyla ben degiliz tabak alisverisinde bulunan. Hala var bizim eski komsu ruhu. Ben ki, bu isleri ne illet bulurum. Bulurum hakikaten, cok yabaniyim. Ama....ama'sini cumle haline ceviremiyorum iste. Herhalde bazen Denizi de dusunerek, annecilik oynamaktan hoslaniyorum.
Yan komsumuz bizimle cok ilgili. Uzerimize sabitlenmis gozlerini gormesem de bizim eve kim geldi gitti, yemekte ne pisti (koku itibariyle) bildiginden eminim. Civik civik komsu muhabbetleri insani cileden cikarmakla birlikte su anki halimi oyle tanimlayamiyorum. Enteresan. Siz civik civik olmazsaniz, civik civik muhabbet olmuyor sanirim. Ben bizim komsunun ehlilestirmeye calistigi yaban genclik turunden bir vak'ayim. Sanirim o beni o gozle gorup egitilmem icin elinden geleni yapiyor. Ya da cok ulvi bi sahsiyet. Yuz ifademi cok iyi yorumlayabiliyo, gerci benimkini herkes yorumlar, 'sen bana kiziyosun ama...' diye basliyo cumlelerine, guzel bitiriyor; ben de yok estagfurullah disinda bisey diyemiyorum.
Diger taraftaki komsular ise tam osmanli tokadini suratlarinin ortasina naksedip ustune bi de oturulasi cinsten. Bu kadar mi dis gicirdatasica insanlar olur. Sabahlari verdiginiz selamlari almazlar, ayi gibi homur homur bisi derler ne dediklerini anlamak icin 'efen'im' dersiniz, meger kendileriyle konusurlarmis yuzunuze bile bakmazlar. Sonra bi cikar meselesinde yuzunuze turkce cemkirirler, aaa konusabiliyomus dersiniz. O tipten.
Velhasil, biz 'musaitseniz aksam annemler size bi kaave icmeye gelecek, annem bi tane limon reca ediyo' nesliyiz. Annem o vakitlerde ne dusunurdu bilmem, o da yasitlarina kiyasla komsucu bi insan degildir ama sahsen eski komsularimizi cok sevgiyle ve ozlemle anip dururum. Gordugumde icim cizlar. Cocuklugumu bilirler, bana goz kulak olurlardi, severlerdi. Hatta bi tanesi gordugunde ellerimi isirmaya calisirdi onu bile, sahsindan cok korktugumu hatirlamama ragmen, sevgiyle anarim. Tabi, bizim komsularimiz cok mu duzgundu, sansli miydim bilemiyorum. Simdi gorustugumuzde komik seyler anlatirlar ve beni gorunce mutlaka aglarlar. Benim de bazen aglayasim gelir, onlara mi uzulurum, 'ulan yaslandik bi ayak cukurda. baksana suna kazik kadar olmus artik kizini buyutuyo' diye dusunduklerini varsaydigim icin mi, yoksa 'yav yine cocuk olsam keske' diye oykunuyo muyum eski gunlere...Belki de her ikisi.
Yan komsum eski bir bakan esi. Artik dul. Deniz onu pek seviyor. Arkadas gibiler, birbirlerine oyle davraniyorlar. Dikiz problemimiz olabilir ama, Denizle evde geceleri yalniz kaldigimizda, o da yanda takipte. Insani garip sekilde rahatlatiyor bu hissiyat. Yemisim sitenin guvenlik birimini. Ya da bu karda kista arabaya atlayip en yakin markete gitmektense bir sogan istemek icin zilini calabiliyorum. Guzel.
Yan komsu gozuyle baktigimda ise isi gucu olmayana komsuluk muazzam bir meslek. Sapitmadiginiz muddetce tabi.

29 Ocak 2007

ebe sobe

Sobe: Genellikle kovalamaca, saklambaç vb. çocuk oyunlarında, ebeden önce davranıp daha önce kararlaştırılmış yere ulaşıldığında söylenen söz. Sobelemek: Sobe demek...
Su siralar ebe benim. Zincir baslamis. Bir ıssız adaya düşseniz modeli. Herkes sobeliyo gozune kestirdiklerini. Delinin gozune kestirilmisim. Zinciri bozarsam deli uzulur, kizar..Korkuyorum
Olayin ozu su: kendim hakkinda bilinmeyen birkac sey yazicam. :-P Blogdan sonra pek kaldi mi bilmiyorum.
Ilkokulda bana sevgilim dedigi icin bi cocuga yumruk atmistim, o da beni ogretmene sikayet etmisti.
Milletin klozette aklina gelen seyleri ben yuzerken dusunuyorum. Kulaclarimi saymadan yuzemiyorum. Sonra uykum geliyo yuzerken bir iki saniye uykuya dalabiliyorum. Sayarken sesli sayiyorum, komik sesler cikiyo. Kopekbaligi hikayesindeki mavi baligin konustugu balinaca gibi sesler.
Ilk kaya inisimi yapana kadar yukseklik korkum oldugunu zannediyordum. İnene kadar degil yani, biri beni kayadan itene kadar demek istiyorum.
Cok asi zannedilirim fakat bir koyun boyutlarinda kurallara uyma durtum var.
Yabanci dilin yerlisi dilini konusmaya basladiginda anlama guclugu cekiyorum. (:-), yaseminlicay bilir, insana on kere soyletir sonra dildasim birine doner, 'ne diyo ulan bu' bile derim caresizlikten)
Bunun gibi, turk-yabanci farketmez sarki sozlerini anlamayi becerirsem mutlaka yanlis anlamis oluyorum. Kulagimla ilgili bir problemim oldugu gibi bir paranoyam var, tespit edilemiyor br turlu..
Ama var.
Ha bu arada kulaklarim ve kulak deliklerim bir cocuk boyutunda. (edit: yuh yani, bir cocuk kadar demek istemiyorum, bir cocugunki kadar demek istiyorum.) Kulakliklar kulaklarima olmaz. Zamanla kanirta kanirta buyuyecegini sanmistim, olmadi. Bir kere teste gittigimde adam bana cocuk test setini cikarmak zorunda kalmisti, ordan biliyorum, teshis dogrudur.
Buyrun deli, bilmiyorum ne kadar tatminkar. Ama sizinki kadar uzun uzun da yazamadim.
Affola.



26 Ocak 2007

Bir karpuzun itiraflari

Karpuz.
Evet karpuz..
Kendisine ozel, buruk ilgim ve mahzun hayranligim sulu ve -sansliysak- tatli olmasindan mi kaynaklanir? Yoksa olayin bilincalti durtuklemeleri var midir?
Sevgili okuyanlar, bu aksam bu konuyu irdeleyecegiz.
Yuregimin derinliklerini acmaktan, bilincimi ve bilincaltimi dikizlere sunmaktan cekinmiyorum. Hatta bir takim kose delilerine daha fazla santaj malzemesi sunmaktan korkmuyorum.
Acikliyorum: ben bir karpuzum. Kendimi oyle hissediyorum ilkokuldan beri. Ne zaman karpuz deseler donup bakiyorum.
Eskiden yerli mallari haftasi diye bisey vardi. Ee, sanirim artik yok..
Hatirlayin, soyle olmaz miydi: parodiler, kucuk temsiller, rontlar hazirlanir; sahneye konur. Heyecanla secmeler yapilir, sansli olan her bir bastibacak da ruhuna uygun olsun olmasin bir 'yerli mali' olurdu. Yerli mali yemisi olmak baslibasina bir prestijdi ama kendi icinde de sayginlik rutbeleri vardi elbette. Mesela elma armut cinsi cok ragbet edilmezken muz pek karizmatikti. (Salatalik olur muydu hatirlamiyorum ama olmussa eger benden daha kotu bir hali icinde olacagina bahse girerim.) Benim hayatimin hangi donemi olursa olsun pek minnetle ve saygiyla anamayacagim ilkokul ogretmenim (sadece karpuz meselesi kadar sığ bir değerlendirme degildir, onu da ayrica yazicam zaten) beni karpuz olmakla odullendirmisti. Ben karpuz olmustum. Artik ben karpuzdum, hem de, diyarbakir karpuzu. Ben 'kucuk koyu yesil bol cekirdekli karpuz olsam daha iyi olurdu' diye yikilan gururumun ne kadar yikik oldugunu anlamazken...Hic dusunmezken 'niye ben allahim' diye......Kabul etmistim. (yok deve, naapcaktim?) Ben de bir yemistim, daha ne isteyebilirdim?
Ruhumda derin yaralar acacak oldugunu o zaman ongoremedigimden, anneme tacimi yapmasi icin yardim bile etmistim.
Spesifik olalim, diyarbakir karpuzu acik yesildir ve cizgili pijama giyer. Buyurken ustune basilmis ama o yine de yilmamis, buyumus gibi uclardan uzun ama bir o kadar da genis, koccaamaaan ve koca gobekli bir karpuzdur.
Niye findik olmadim mesela ben?
Ya da niye bildigimiz karpuz olmadim?
Komik olsun diye demiyorum ben cok ciddiyim. Ne zaman karpuz deseler yuregim hafiften sizlar.
Bunun bilincalti incelemeleri enteresan olabilir. Karpuz olmaktan mutlu olmamak nedir? niyedir? Ogretmenim bana sahsi bir kin mi besliyordu yoksa o da mi karpuzu sevdigi icin bana bu rolu vermisti? Biraz iriyariydim diye mi findik olamamistim? Domates gibi kizarabilirdim halbuki. Benden izin alabilirdi.
Eskiden ne guzel butun sebze ve meyveler zamaninda yenirdi, turfanda, sera mali yoktu. Pazara giderdik. Dedem file file karpuz alirdi, cok guzel secerdi.
Benim karpuz secmedeki akillara zarar verecek beceriksizligimin kaynaginin bu oldugunu dusunuyorum.
Onlar benim canim, aralarinda nasil ayrim yapayim?

Nacizane tavsiyeler.

Deniz bugun oyle bi acikti ki yemegi bekleyemedi:
'yalvalilim annea, cok aciktim, dayanamiyolum, ulku'yu yiycem galba' .
Hatta biz nöhöhö diye gulunce, niyetinin ciddiyetini vurgulayabilmek icin zavalliyi isirmaya da kalkti. Yardimcimiz bu duruma cok korktu elbette. Maas ustune zam, onun ustune bi de sigorta isteyecek diye korkuyorum.
Apar topar yemek yaptik, kurtarabilmek icin. Olmaz, yenmez o..
Cocugunuz, tarafinizdan ne kadar guvenilir sanilirsa sanilsin saf ayaginda cinlik yapar. Mahcubiyetten morarmis yuzler favori alanlaridir. Masum gorunuslere kesinlikle kanmayiniz. Herseyi soylemeyiniz. Soylerseniz ustune bunu kimseye soyleme demeyiniz. Mutlaka bir yerde bir cumle icinde kullanasi gelir, durter cocugu yani. Sonra siz de o karsi tarafa tükaka cumlelerini kurarken akliniza konusma basligi gelmezse baslarsiniz yuksek sesle 'lay la la la liii loooom' diye sarki soylemeye, ya da oksuruk krizi tutar, artik yaraticiliga gore degisir. Karsidaki de kisaca 'manyak mi ne' diye yorum yapar. Olsun, tersi durumdan mubahtir.
Valla benden soylemesi.
Komsunuza ' pakize teeezeee babam sana pakize pak pak' diyo
da der
Apartman gorevlisine 'cik cik senol, gelsene bulayaaa'
da der
Agir misafirlerinizin yaninda 'coooooniiii, indir dooooonii'
diye sarkilar da soyler.
Babaya anneyle, anneye de babayla gizli hediye alirsaniz dogumgunlerinde; ve bunu sakin annene/babana soyleme derseniz tam tersi olur, biliniz.
Baba: soole bakiiim kizim, annenle bana hediye aldiniz mi (e bu da az provokasyon degil, hatt-i zatinda)
Deniz: aldiiik, aldiiiiik
Baba: ne aldiniz
Deniz: gomlek aldik, klavat aldik, palfum aldik.
Anne: ulan kizim, hani supruz yapcaktik babaya?
Deniz: gooooooooooooomlek, klaaaaaaaaaaavat, palfuuuuuuuuuum.....kikirikirikiriri.....


Kandirikcilik da yapabiler ama ortaya cikmasin diye kivirir da kivirir:
Anne: deniz niye yuzune boya surdun
Deniz: makyaj yaptim
Anne: Niye ama, makyaj cok buyuyunce yapilan bisiidir. vidi vidi..
Deniz: ama annaaane yaptildi (!!!)
Anne: Aa o zaman annaneye soyleyelim, bi daha yaptirmasin
Deniz: Olmaz, ayip olul, uzulul sonla, o benim alkadasim.
!!!!
..
Saclarini kestik. Dogumdan beri ilk kesim bu. Sapsari uclar, bebeklik saclari kesilirken benim civatalarim bi gevsedi. Allah allaaaah. Ta belimdeki saclari 2 numaraya vururken gulen ben, kizimin bebeklik saclari gidiyo diye bi fena oldum. E bunun okula baslamasi var, mezuniyeti var, universitesi, evlenmesi ve cocuk dogurmasi var. Horhor cesmesi, budur ilerdeki halim.

Degisen ev sartlari icinde gundemim de degisti. Baska sey yazacaktim, elimden bunlar kaydi.


22 Ocak 2007

Tilkilerin kuyruklari

Giris:
Devletce ve milletce, globalde ve en globalde gidisatimizi hic hos bulmuyorum: gundemi biliyorsunuz... Ustune, bir arkadasin gayet eski bir olum haberinden, tam hasbelkader sozcugune yakisir bir sekilde ve daha tazece bilgim oldu. Baska baska, simdi tam burda ifsa edilemeyecek dusuneceklerim de oldu. Bu 'ne sifat takacagimi bilemedigim' tilkilerim hic 'ayaami kiriiim bi oturim, dolanmiiim, bi kahve iciim' demiyor...
Bu arada Yoort mu didin'i ultra mega super aklimla desifre ettikten sonra nispeten ihtiyatli yazmam gerektigi gibi bir gercekle karsilastim tabi. (muhabbetle selam ederim burdan kendisine, oturup calisacaaana bloğumu okuyo. Gezenti vaiz)
Gelisme:
Bi egitim aliyorum ordaki arkadaslarim icimi cok actilar bugun. Kac aydir tanisiyoruz sanki herkes 40 yillik arkadas. Yas ortalamasinin dibinde olmama ragmen hic oyle hissetmiyorum. Ruhlari genc..
Bir icimi acan da deniz oldu tabi, bahti guzel olsun.
Bizim evde hic hali yok ama 'anane' nin cok guzel ekru halilari var duvardanduvara. ekruu....bu arada antrparantez yapmaliyim, kimdir bu ekru, ne zaman ekru oldu; (anlaya)bilen beri gelsin. bizim eskiden bildigimiz krem renginden ne farki var; kelimeyi kullanmayi beceriyorum ama bu farki bilmiyorum; lutfen, modayi takip eden arkadaslardan bi yanit gelirse....
Neyse bu halilar ustune daha hic denizlekesi olmadi. Ne hos bi durum.
Ot'urup bunlari dusunuyorum, oyle bi ruh hali.
Deniz diyo ki:
'Bu tikvesli yoolt mu' (cocugun varsa bolca reklam yapabiliyosun)
'evet tikvesli bu'
'kaymaaa val mi '
'evet kaymagi var ustunde '
'ooo ben kaymak sevelim, kaymakciyim ben galba..'
Ben de kaymakciydim eskiden de tevellut eskiyor haliyle, cekinir olduk.
Sonuc:
Bu giris gelisme sonuc vurgulu yazim, kompozisyon derslerine 'bu is ne kadar yanlis olabilir' altbasliginda tam ornek olarak verilsin.

19 Ocak 2007

Hadi diyorum...

Ankara'da yaşamanın bahane amaçlı güzellikleri var; Istanbul'da bir gıdım yaşamış olduğum için son derece yerinde kullandığım bir lüks.
Şöyle ki,
Chuck Berry gelmiş. Chuck beri gelmiş de denebilir. Gidilebilirdi.
Wine Istanbul ve Gourmex fuarları başlamış, Anatolive başlamak üzere. Tadılabilirdi.
Marc Levy söyleşecekmiş. Bakılabilirdi.
Ve kimbilir hangi sergiler, daha da neler vardır.
Hülasa, ben Ankara'dayım. Hay bin hindi.
Bunu konuştuk geçen gün normal çay olmayan yaseminliçay'la. Nası gidecen diyo ki, amanın, o ki tak sepeti koluna yürü boğaz yoluna terennümüyle her haftasonu evden ayrılır, yürür anam yürür. Eve vardığında 'ay acicik yoruldum' der, üstüne su içip ıspanak yerdi; Meğer sahil yolu vasıtasıyla Beşiktaş'tan siz deyin Sarıyer'e ben diyeyim Karadeniz'e kadar yürürmüş ve o pide ayaklarla geri bile gelirmiş. Trafiğin tek dişi kalmış halinden önceki zamanlarda, yürünecek ayakların sağlam olduğu o 'Istanbul gıdım günlerim'de bile evden dışarı çıkasım yoktu. Gerçi fena hastaydım, belki fark yaratırdı sağlık. Benim de sepeti koluma takasım gelirdi de ciğerlerimin iflası yakındaydı, hissiyat olarak yani. Kendileri hiç hazzetmediler Istanbul havasından.
Ama şimdi Istanbul'da olsam kesin giderdim, kaçırmazdım. Sizin ruhunuz sönmüş.

Bu lakırdıları beğeniyorum; şu anda oturduğum koltukta rahatça yayılanı güldürüyor
Içimi biraz daha ısıtıyor..
Gitsenize....Hadiyin...

18 Ocak 2007

Anne

Yengemin, buyuk amcamin esinin, annesi bu sabaha karsi vefat etti.
90'larinda oldugunu tahmin ediyorum.
İnsanin annesi ister 30unda olsunda ister 60inda ister 90'inda, yine kucuk yavrusunun annesi.
Ve annesini kaybeden insan ister 3'unde olsun, ister 60'inda, ister 90'inda yine annesinin minicik yavrusu.
Yengem, aydin, romantik, zarif, dost bir insandir. Kördüğüm zamanlarda insanin icini acar sesi.
Bu sabah sesi, annesini kaybetmis kucuk bir cocuk sesiydi. İncecik, kolunu kanadini kaybetmis ve... incecik.

16 Ocak 2007

Şöyle bol köpüklü bir deniz..

Laflar pek komik. İnsanin icinde cicekler actiriyor...Soyleyen kendi cocugunuz olsun, baskasinin cocugu olsun ne farkeder? Bunlarin hepsi pek ferah laflar ve gun icinde sıkıldıkca acip acip okunacaklardan..
Henuz uc yasinda oldugu icin bize iyi malzeme cikacagina olan inancim tam. Ama kendisine sorarsaniz üç- ondölt yasinda. O yuzden bilemem.
------------------
(Gece..O gece icin sectigi bir iki pilisini ve pirtisini kucagina alip odasina gidiyor:)
-Deniz nereye canim?
-Odama gidiyolum
-Haa oldu, uyuyacak misin?
-Hayil uyumicam yatakta istilaat edicem.
-İstil..haa. :-))) tamam canim iyi isti... istirha.... istirahat et..
(burda komigin ta kendim oldugunu itiraf etmeden gecmiyim.)
------------------

Benim kuzen bobrekten tas ameliyati oldu. Denize anlattim.
-Tas mi yutmus?
-Tas yutmamis denizcim, insan vucudu arada bir oyle tas uretir (nasil anlatacaksin!!)
-Hmm. Senin tasin val mi?
-Yok
-Benim tasim val mi peki?
-Yok yavrum, senin de yok.
-Hmm (cok ciddi bir hmmm.)
-Anneea sen anne tas ol, ben yavlu tas oliiim. Annea tas annea tas, sen kimin icindesin.....
(oyun devam eder. )
---------------------
Babasinin isyerini ziyarete gider. Babasi anlatir, surasi su burasi bu. Girer girmez sordugu ilk soru:
"-'X' ile golusebilil miyim?"
(X babasinin patronunun adi oluyor.)
---------------------
Lokantada baska masalarda abla/abi varsa hemen oralara kosturulur. Birgun yine, yan masayi ziyarete gitti. İki tane kocaman abla var.
-Melaba, ben Deniz, sizin adiniz nea?
-... (cit yok)
-Niye konusmuyolsunuz? (hafif ses yukselmistir)
Annelerine doner:
-Niye konusmuyolal? . (Kaslar catik, Anneleri birseyler der, biz duymayiz)
Masadan ayrilir bizim masaya dogru baara baaara:
-'Annea, konusmuyolal benimle, konusmayi bilmiyol onlal saniyolum'.
----------------------
Sakiz cigneyecek, sakizin dış ambalajinin kenarini cikaramiyor.
-'Annea bunun pimini cikalil misin?'
-nehehehe, pim ha, hihihi, cikardim al, :-) booom
(annenin booom nidası gozler buyuyerek izlenir)
-Niye oole boom diyosuun?
-Simdi kiziciiim, pim, bombalarda.........vidi vidi vidi....ama haklisin, buna da pim demek mumkun. İyi bir benzetme, olur yani.
-Peki niye boom demistin oncesinde?
-Cunku pim..........vidi vidi....
-----------------
Bunlar taze, ama eski olup da hic unutmadigim birkac tane var. Mesela migrosun cocuk alisveris arabalarinin tepesinden kafa ustu betona cakildiginda soyledigi:
-Buna tlafik kazasi dellel. Bu alaba ya..
lafidir ki beyne birsey olmadiginin kaniti sayip rahatladigim icin bu lakirdiyi pek severim.

Buyrunuz, icim acildi ohhh mis gibi.

Brecker

3 gun once tenor saksofonist/caz muzisyeni Michael Brecker'in öldüğünü daha bugun ogrendim.
Cok daha evvelinden miyelodisplastik sendrom ve arkasindan lösemi oldugunu -baska bir niyetle arastirma yaparken- kok hucre nakline ihtiyaci oldugunu ogrendigim bu unlu muzisyeni bunun sonucunda merak edip, dinleyip begenmek ayri bir analiz konusu.. Sonucta adam cokca grammy odulu almis oldukca da meshur. Heyhat, benim baslangic noktam farkli oldu.
Miyelodisplastik sendrom bir tur hematolojik bozuklukmus, kemik iligi yeterince veyahut hic taze kan uretemez oluyormus.
Kiz kardesi kendi sitesinde sitenin amacini su sekilde acikliyor:
"Bu sitenin amaci Yahudi toplulugunun kok hucre bankasina katilim yapmalarini saglamaktir. Kok hucre bankasi, atalarini holocaust'ta kaybetmis olan cok sayida yahudinin hayatini kurtarmaya devam ediyor."
Biri bunun yahudi propagandasi oldugunu soylediginde sasirmistim. Holocaust laflari falan tamam da sonuc itibariyle 'kok' hucre bu, atalardan....eskimolara mi cagri yapacaklardi?
Neyse : http://www.michaelbrecker.com/

15 Ocak 2007

Soyle uzun metrajli bi ruya gorsek...

İnsan bi gecede 12 kere uyanir mi? (ayrica kac kez uyandim diye sayar mi...)
Bu durumda uyunulan seye uyku denir mi? Sabah yataktan sakiz gibi kazinmaya calisan o adama da gun icinde adam denir mi? Bir tane kallavi ruya gorecegime 10 tane abidik gubidik ruya goruyorum. Hicbirini de animsamiyorum. Ortasinda biraktigim filmler gibi oldu, yahu, sonunu bi gorseydim en azindan. Eskiden Ataturk'le dolmus duraginda kenari kirik legenle Turkiye'yi dusmanlardan temizleyen ben (anlatmak uzun surer, pek epik bi ruyaydi), simdi evde gaz bitmis, kaloriferler yanmiyo, gazete gelmemis, su deposu delinmis, bu tur gundelik ruyalara kaldim. Acaba gunduz gece hayalgucumun dibini kaziyorum denizle oynarken, masallar uydururken, o yuzden mi boyle ? Kuruduk kaldik.

Adam 4 cocugunu ve karisini birakip calismaya yurtdisina gitmis. birkac sene sonra geri gelmis. Bakmis evde 5 cocuk oturmuslar yerde yemek yiyolar. Saymis saymis bir daha saymis. Donmus karisina hisimla:
-Burda 5 cocuk var, su yerde oturan cocuk benim degil, kimin o, nooluyo?
Kadin kizmis, yavuz hirsiz hesabi:
-Amaan onun da sana baba dedigi mi var, garibim oturmus ekmaani yiyo...

Gelesim gelen nokta: iste bazen o cocuk gibi oturiiim ekmaami yiyim diyorum. Zira herseyi sicak takipteyim su siralar. Oturiim iste oyle, ekmek yemek sart degil, kimseye bisey demiyim.

Tum gece uyuyup soole tumturakli bir ruya goreyim.

12 Ocak 2007

kafamda da sis var

Bloglari karistirirken yine o mevzuya geldim. Utku ve Bürkan'in kazalari. Kalemlerinin oldugu kadar kafalarinin da guzel oldugunu dusundugum birkac yazarda cok hayalkirikligina ugradim. Dagciligin aristokrat sporu oldugu (vasizdis?), gidip tepelerde orgazm mi olunuyor niye cikiliyor daglara?'lar (cunku hayatin anlami budur ya), cocugun olursa goruruz seni, kendin yasaklayacaksin daga gitmeyi'ler.. Yine herkes cikarmis sandiklardan yine ayni konusmalar. Bulasmayayim diyorum, yazmayayim bu konularda. Ama birseyler durtuyor beni. Universite boyunca birkac yil zarfinda kendisiyle istigal etmis olmakla birlikte tutkuyla yapmis oldugum sporum degildir dagcilik. Oyle olsa hala yapardim. Benimki baska.
Ama dagciligi yaparken niye yaptigimi (anlaya)biliyordum.
Zirvede olmak degildir aslinda amac,
Cikarken, inerken, konaklarken havada bir koku vardir. Budur amac.
Tirmanirken eline kayanin soguklugu gelir, budur .
On dakika tirmanamadigin bir kaya kutlesinden, arkadasinin, beyninde yaktigi bir ampulle, bir dakikada kurtulurken sirtindan suzulen terdir amac.
Yayladan gecerken kopeklerden korudugun popodur amac,
Ve gecerken duydugun tutsu kivaminda odun kokusudur.
Bir tencere dolusu eristedir ki bunu evde yapsan daha lezzetli olacagi kesindir ama daha lezzetli olamaz.
Kirilmadan getirilmeyi hasbelkader basarmis bir yumurtadir amac.
Sisin icinden gecip, sise yukardan bakmaktir.
Yorgun argin, kurbagalarin meskeni olan golun kenarinda, cadirinin onunde batan gunesin kizarttigi tepeye bakarken dinledigin muziktir,
O golun beyin zonklatan soguk suyunda attigin kulactir,
Yuksek yuksek tepelere ev kurmak degildir, bakmak, bakmak ve sonra inmektir amac.
Bakarken bakarken dusunduklerindir,
İnerken cikarken ayagini bastigin yere dikkat etmektir, kurda kusa zarar vermeden, siz rahatsiz olmayin ben sessizce gecivericem, ozur dilerimdir amac.
Budur bence...
Ama dagciligi yaparken niye yaptigimi (anlaya) biliyordum, dedim ya. Annem anlayabiliyor muydu? Anliyormuydu bilemem. Anlamaya calistigi kesindi. Tirnak yiye yiye pencerelerde beklese de, ben eve gelince uyuyor taklidi yapabiliyordu. Hersey son derece normaldi, endiselendigini bilmiyordum bile.. Ortamlarda gurur duyarak anlatiyordu, nerelerde oldugumu, neler yaptigimi. Dudak bukenlere, beni deli sananlara karsi benim elcimdi. Beni koruyordu beni daga gondererek. Benim ben olmama yardim ediyordu. Hicbir zaman endise edebilecegini hissettirmedigi icin, bu isi yaptigim icin ona cektirdiklerim yuzunden sucluluk duymadim. Buydu anne olmak, buydu baba olmak.
İste ben boyle anne olabilmek istiyorum. Her tarafi opulesi.
Gerisi bos.

burda cok sis var

Nedir bu havanin hali anlamiyorum ki. Yan komsu gorunmez oldu. Aslinda fena olmadi tabi, tabagi bende, icine ne koyup da geri vericem, hala bende.. bi ay olmadan geri vermem lazim. İki gunluk bahanem hazir, sis muhalefeti ve vucutta sis lambasi yok. mazallah duser bi tarafimi kirarim.
Ustelik nedir bu soguk hava. Her tarafi donduran cinsten.
Nedir hergun hergun arabayi isit, camlarini kazi, ellerin donsun catlasin sogugu.
Nedir sicagi sevmeyen bizdenizlerin, kaloriferleri 20-21 dereceden 23-24'lere yukseltme rutinleri.
Son olsun ilk olsun, dogru duzgun bir bahar bile yasayamamisken, bi hediye yapip meteoroloji perileri neden kar bahsetmezler bu zavallilara. oynayalim, yumusak yumusak.
Yaz olmasin kis olmasin istiyorum ey periler. yani cok olmasin. azcik olsun. Abartmayalim.
Ayrica nicin ve neden kizimin isimlerini kim duysa oglan saniyor, bu sogukta...Hayati boyunca bununla ugrasacak sanirim. Nicin ondeger budur ki, beni taniyanlar benden kiz cocuk cikmaz mi saniyor?
VE yine ayrica nooluyor bugun bana.
Baska takacak sey kalmamis gibi.
..
Dun okuldan iki arkadasim bendeydi. biri gecici gorevle almanyadan kiziyla, digeri de istanbuldan geldi. Deniz onlara evi gezdirip tuvaletlerin yerini gosterdi, bi kaza olmasin diye. :-))). cok komik bu modeller, evi gezdirmek , evde ozellikle kendi mulkiyetinde olan tum esyalari teker teker tanitmak seklinde vuku buldu: baaak bunlal benim patiklelim, baak bunlal benim kule yapma seylelim, kulotlaliiim, baak bu benim masam...Duru cok bi tatli yavru, ama yine ayni mevzuya donecem, o da denize abi dedi. deniz de duruya efe adini takti. O da benim pek bir kiymetli arkadisimin daha goremedigim zipkin yakisikli oglu. Deniz kendinden kucuklere pek iltifat etmezdi ama duruya oyuncaklarini verdi, kafasini oksadi, bir abla edasiyla ellenmemesi gereken seyleri soyledi. Tabi henuz pek kibarca degil, duru, onun ellenmemesi gerektigini bildigi birseye el atsa hemen yaklasip avaz avaz: onu ellemeeeeee, diye baardi. sipa, biz boyle mi yaptik, her seferinde nazikce elini sefkatle tutup ellememesi gerektigini ve neden ellememesi gerektigini anlatirken demek ki mesajlar hic gitmemis. engelleniyor iste, nazikce veya kabaca, sonucta engelleniyor, nasil oldugunun onemi yok.
Sık sık onun penceresinden bakmaya calisiyorum. Neler hissettigini cikarmaya calisiyorum.
Cogunluk nafile bir caba.

11 Ocak 2007

is is is..


calismak mi zor, calismamak mi.

bu da bi mesele.

deniz

blog olsun, denizi anlat diyo elif.
yazarim herhalde ara ara.
ki unutmayayim, ilerde kendisine anlatirim.
elif tizesi de okur..:-)
mesela bugun bana fotografini gordugu hayvani sordu:
'annea buna ne denir?'
'bukalemun denizcim'
'haaa kalemun, ben simdi yavru kalemunmusum, sen de anne kalemunmussun...'


hemen oyun yarattik kalemundan..laf aramizda benden iyi kalemun oluyomus meger
neler ogreniyor insan.