Araba+ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Araba+ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2007

Perte totale

Ben uğursuzluğumu yakın zamanda tespit ve ifşa etmiştim zaten ama bu kadarını da beklemiyordum kendimden doğrusu.
İki yazı önce eniştemden, arabasının geçirdiği minik kazadan ve kendisinin ne kadar olgun davrandığından bahsetmiştim.
Dün halam aradı. Annemlerdeydim. Aramızda komik bir konuşma geçti:
Karşıdaki ses: 'Aloo'
'Efendim, buyrun'
'Ayy yanlış mı aradım acaba?'
'Nereyi aradınız'
'Aaa Tutay?'
'Yok ben çoban.. A Sevi?' (Ne zamandan beri kuzenim anneme ismiyle hitap ediyor?)
'Yok ben Erendiz..'
'Aaa, hala'
'Aaa, çoban'
'Halacım alamadım sesini birden, pardon'
Fırsat bulunca itinayla geçirir:
'Nerden alacaksın, aradığın yok ki. Unuttun sesimi'
'Ama sen de alamadın benim sesimi'
'Alamam tabi, aradığın yok kii'
'Nenihehihii'
Komiklik burda bitti.
Gerisi üzücü. Eniştemin arabasına bi bmw'lu iki zıpır genç arkadan 140 civarında süratle geçirivermişler. Uzun uzun detayları aldım. Eniştemde birkaç çizik sıyrık varmış ama arabanın talihi farklı yönde seyretmiş. Sürücü koltuğu kırılmış çıt diye. Sanırım çıttan farklı bir ses çıkarmıştır.
'Pert olmuş' dedi halam
'Amaaaan hiii'
'Hem de pert total dediler'
(Kafamdan geçirdiklerimi halama söylemedim. O detaylara devam ederken ben içimden pert'in nasıl totali, daha doğrusu nasıl parsiyali olabileceği hakkında mizansenler üretmekle meşguldüm. Pert, ölmüş bitmiş demek zaten, benim bildiğim.
'Efenim, maalesef arabanız pert oldu'
'Hiiii, böhühühü'
'Ama üzülmeyin total değil'
'Hı?'
'Yani, ön aksamı ve motoru bir de direksiyonu kurtarmayı başardık. Ama artık valizlerinizi kucağınıza koyacaksınız, arkaya yolcu alamayacaksınız, maalesef kurtaramadık arkayı... ve dikkat edin sürtünmeden yangın çıkarabilirsiniz. En iyisi siz kullanmayın'
'Eh, madem. Allahtan pert total olmamış'
'Evet 'fenim, kurtarabildik çok şükür')

'Halacım, geçmiş olsun. Ben bilmiyordum' (Bir gün önce olmuş kaza. Annem konuşmuş ve bana söylemeyi unutmuş olabilir miydi?)
'Tabii ki bilemezsin, aradığın yok ki' (2 hafta önce aramıştım oysa. Hergün aramadığım için kızıyor olabilir)
Halam benden sonra annemle konuşmak istedi. Sonra bir de babamla. Aynı detayda üç kez olayı anlattı. Sonra anneme 'yuf yaa kadıncağıza üç kere aynı şeyi anlattırdık' diyince annem 'Çobancım, biz yaştakiler tekrar etmeyi severiz' dedi. Peki.
Ertesi gün eniştemle konuştum. Dedi ki:
'Çobancım, bilirsin ben kazalarda karşı tarafa anlayışlı davranırım. Bu kazada da öyle. Yardımı oldu biraz. Fakat insanın bazen isyan edesi geliyor'
Çok hak verdim. Pek kibar cümlelerdi, kibar konuşur zaten. Meali şuydu: 'İnsanın bazen kafayı koyası, bir ikisini sallandırası geliyor'

Dee, benim bu durumum ne olacak?
Blog laneti falan mıdır bu?

19 Haziran 2007

Hay bin kunduz III

Görüldüğü üzere bu olay beni bir hafta neredeyse meşgul etti. Katılımcılara teşekkürlerimi borç bilirim.
Arabanın 'Okşizen sensır' ısı bugün gelmiş olmalıydı. Salı sallanırdı, ama bugün sallansa da olurdu. Bir nevi sallan yuvarlan olurdu. 15:00'e kadar bekledim. Hasretine dayanamayıp servis danışmanımı aradım. Üç ayrı kişiyle konuştum. Arkada 'Hüseyin lo geldi mi şu sensör' diye soruyorlar o da cevap olarak 'elimkehgnklmiel' diyor, sesini duyuyorum ama bir türlü telefona çıkmıyor. Hani tanımasam (!) diycem ki Hüseyin benden saklanıyor. En sonunda:
'bıyrın, ben oyum' diyerek açtı telefonu.
(Estağfurullah) 'E hani?' dedim
'Pardon sizin neydi?' diye göbek havası düzdü.
(Hadi orrrdan Hüseyiiiiiin) 'Okşişin sensiri problemi olan insan' dedim.
'Aaa yemin ederim sizin parça yeni geldi gümrükten yeni çıktı gakguk' dedi.
(niye yemin ediyosun?) 'Eee?' dedim.
'Yarın takabiliriz' der demez bir posta kaydım.
'Bekle bekle aramıyosunuz, tüm işlerimi iptal ettim (kısmen yalan olsa da külliyen gerçek olması da çok olası), hani bugündü hani 14:00'teydi şimdi yarın diyosunuz hımını hımını'.
Ben bile biliyorum ki bayan vıdıvıdısı, özellikle ince sesle yapılırsa pek caydırıcı olur.
'Peki o zaman kaçta gelebilirsiniz?'
'Hemen geliyorum, sabahtan beri bunu bekliyorum'
'Ama biraz bekletebiliriz'
'Hiç de bile bekletemezsiniz, hemen geliyorum'
'Pısss'
Hakikaten de hiç bekletemediler. İnsanın gözünün içine baka baka yalan söyledikleri, ancak böyle blöfleri havaya savuşturup yere düşmemesiyle ortaya çıkıyor. E bu blöflere ben bile alıştıysam herkes yapıyordur. Soruyorum, işini JIT yapan kişilere biraz haksızlık olmuyor mu? (Gerçi henüz karşılaşmadım, var mıdır?)

Bekleme odasına buyruldum. Geçen gün arabayı teslim etmeme yardımcı olan başka bir şahıs son derece içtenlikle bana 'Oşşgelidieniezzz' dedi. Baktım adam, yukarıdan bastırılmış Sean Bean. Hakikaten ama. Bu kadar olur. Yüzüklerden Boromir yani. Adamın tüm sanat yaşamını da bir karaktere sıkıştırabilirim, var bende potansiyel.

Ben oturdum misafir salonuna. Yayıldım bi koltukta, popom nerdeyse yere değecek. Klima var, limonata var, var da var. Televizyon kumandası bende. (Ben 4 senedir TV izlemiyorum, hayır manyaklıktan falan değil, ona zaman gelmiyor. Değişik bir his oldu dolayısıyla)
Oooh, ona bastım, buna bastım. Biraz azeri tv seyrettim. Şiveyi kaptım.
Sooora bi amca geldi. O salona girerken güneş bulutların arasına kaçtı, bir şimşek çaktı, ordan anlamalıydım.
Salak çoban, salak çoban.
Kibarımdır ben, topluluk içinde. Adam gelince biraz tinerle elime yapışan kumandayı çıkarıverdim. Koydum sehpaya.
Salak çoban, salak çoban.
Adam benim izlediğim 'hollandalı ing bank, oyakbankı satınnn....' programına bakarken bacağı seyiriyordu. İki saniye içinde yanıma yetti:
'İzliyor musunuz?'
(Yok amca, ben öööle spikerin kolyesine bakıyorum, bi yandan hayaller kurup bir yandan içimden türkü söylüyom): 'İzliyorum, ama siz isterseniz buyrun kumanda'.
Salak çoban, salak çoban.
Adam benim babamın biraz genci. Niye babam diyorum? Şu yüzden: babam bir klasik türk müzüü hastası. Hayır sadece o değil, amcam, babaannem, annem, yengem, amaaan herkes yaaa. Çıldırıciiim. Benim çocukluğum fasıllar içinde geçti. Evet, hafiften geriatrik havaları seziyorum kendimde: bunları zaten daha önce yazmıştım. Neyse, ben de severim, tamam. Ama bir doygunluk noktası varsa insanda ve tutkusu da yoksa bu yönde, bir müddet sonra işkence haline dönüşebilir. Bir de şunu anlayamam oldum olası: şarkı söyleyen insanları televizyonda izlemek. Bazen güzel olur. Şov olur, atraksiyon olur. Ama bu ne: hemcins giyinmiş bir takım ciddi müzikisiyenler topluca eziyet çeker gibi bir ifadeyle terennüm ediyorlar. (Bi tek ayşe taş'ı severim, sharon'la akrabalıkları cilve bazında..)
('Amca, noolur çevir, sana dvd alıcam söz.')
Bir de amcam, şarkılara eşlik etmeliydi. Yaptı bunu. Sesi çok kötüydü, özür dilerim, çok kötü. Ayağına göktaşı düşmüştü ve aynı anda bir koala keline yapışmıştı. Bu ses değildi, inleyişti. Isırganotuydu, tahtadaki tırnak sesiydi, dişlerin yüne sürtülmesiydi. Böhhüüüüü.. Amca bir de fısırfısır gibi yorumlar da yaptı. Beğenmedi anladığım kadarıyla icraatı..
Annecim, bir de teyze geldi. Anneeeeee, o ne şapka öyle?
Gazetemle hemen yüzümü örttüm.
Yani şimdi, şapka çok enteresandı. Tarif etme yeteneğimi tanjant geçer. Yine de kabaca, kremalı pasta falan desem?
Ama canım teyzem, o kadar güzel yüksek oktav konuştu ki amcayı kıl etmeyi becerdi. Öpesim varr..
(Bu arada dilime bir şarkı takıldı: Leopard skin pill-box head, şöyle gidiyor sözleri:

Well, I see you got your brand new leopard-skin pill-box hat
Yes, I see you got your brand new leopard-skin pill-box hat
Well, you must tell me, baby
How your head feels under somethin' like that
Under your brand new leopard-skin pill-box hat

Well, you look so pretty in it
Honey, can I jump on it sometime?
Yes, I just wanna see
If it's really that expensive kind
You know it balances on your head
Just like a mattress balances
On a bottle of wine
Your brand new leopard-skin pill-box hat......)

Sonra nasıl oldu ben de bilmiyorum, kendimi dışarı attım.
Ben eğleniyorum çok çok, eğlendikçe gözlüyorum, gözledikçe eğleniyorum, eğleme, gözleme, bir kısır döngü, hoş oluyor. (ıım, karnım acıkmış olabilir.)
İnsan manzaraları.
Attım kendimi dışarı, çıkmış arabam.
Oksijen sensörünü görseniz, acıdım ona bir an. 40 cm'lik bir solucan, iki tarafına metalden kafalar yapmışlar. Yazık canım. Eskisini veriyor servisim, sağolsun. Çünkü biz bunları müzeye koyabiliriz, veya daha romantikler yastık altında saklayabilirler. Değil mi?

Hüsiin'e el sallayıp gittim sonra.

15 Haziran 2007

Hay bin kunduz II

Önceki yazıdan devam:

Bu macera burda bitmez tabii. Çekici geldi. Çekicinin sürücüsü evin ziline 3 sn aralıklarla en az 5.5 kez bastı. 'Geldim looo' diye yettim kapıya. Arabayı çekiciye sürdüm. Çok zevkliymiş. Sanki roller coastera binmiş gibi. Feci şekilde, arabanın içinde oturup öyle servise gitmek istedim. Utandım, söyleyemedim. ('Bi de lolipop verir misiniz?') Cepte biraz para keşfettim, mutluluk.. Fekat, kesinlikle gidip gelebileceğim vasıtaya yetmez. Otobüs beklesem bizim buralara otobüs saatte bir gelir, kaldı ki ne biletim var ne de bilet alabileceğim bir yer. Sürücüye 'ıı, benim de gitmem lazım ama, ııı nasın yapsam acaba?' diye sordum. Bu kibarlık packman gibi yiycek beni birgün... Sürücü: 'eğer uygun görürseniz yanımda gelebilirsiniz.' Sanki izdivaç teklif ediyor. Ne uygun görürseniz, ne diyosun allasen, en uygun yolu, zaten başka yolum da yok. Dün yolda gördüğüm ve arabayı nereye koyduğumu unutmayayım diye nirengi noktası bellediğim mavi çoraplı dilenci kadından daha meteliksizim. (o da mavi çoraplı kadın değil kırmızı gömlekli adammış zaten) . 'Çok uygun' dedim ('en uygun, çekil çekil....')
Kafa salam gibi olmuş: yaklaşık bir dakika süren bir kemer takma macerama tanıklık eden sürücü 'Koltuğun altında kalmıştır efenim', dedi. 'Boşverin hehe ben de öylesine zaten, ahahah, alışkanlık işte' ... 'Ne kadar yüksek bir araç. Ne zevkli olur kullanmak' diye diye fonda türküler eşliğinde sakız çiğnedim. Sakız oldu çürük bişiii.. ('Şu koltuğun altına yapıştırsam mı?'). Yapmadım. Daha sonra hıyal servis elemanının masasının altına yapıştırdım. Ehehehe... Zavallı! (masa yani..)
Araba indirilecek, geldik servise. 'Siz indirirken ben de bi servis elemanına bakiim' dedim. Tam o sırada sürücü: 'A, ama kontak kapatmamışınız' 'Ne?' 'Kapatmamışınız yani arabanın motorunu' 'Hadi ya... Olsun, noolur?' 'Bişi olmaz da, çalışmış araba' 'Amaaııın, nebliiim yaaa, noolcak, noolur yani, ne farkeder, ne gülüyosunuz ki üstelik' (o sırada çemkirmeye başladım galiba). Salam dedim ya, daha çok pastırma.. Arabayı bıraktı selam çaktı gitti çekicinin sürücüsü. Bana katlandığı ve hiç 'sen' demediği için sevgiyle baktım arkasından. Hatta bu arada arkasından su dökebilecek kadar da tuvalet ihtiyacı içindeyim.
Bir adam aradım etrafta arabama baksın diye. Bir servis danışmanı kız bana doğru geldi, gülümsedim. 'Vayy beaa ne kadar iyi, hemen biri geldi.'. O da bana gülümsedi sonra sağa çark etti, odalardan birinin kapısı bunu yuttu. Bi daha gören olmadı kendisini..İshaldi belki nebliiim, bana gülmedi de gaz sancısı çekiyodu. En uygun açıklamam budur.
30 dakika sonra biri baktı ve 'şımdı öğle arası, yemek yiycek arkadaşlar sonra arabaya bakarlar o da bi 45 dakka sürer, sonra durum tespit edilecek ve ona göre tedaviye başlıııcazzzzzz' dedi. 'Iıııhhh. Hayır, yemek yemesinler, yandaki yemekçiden ben onlara mantı ısmarlarım' daaa diyemiyoruuuuuum. Mecburen iğrenç bi durumla karşılaşıyorum: eve dönülecek.. ve daha iğrenci: taksi. Mecburum taksiye yer o kadar yamuk ki...
Bastım sarı düğmeye, ey ahali, süper jet bi taksi geldi. Yolda bi atm bulurum nasılolsa öderim diye tırınım tırınım bi edayla yayıldım arka koltuğa. Yolda bi tane bile atm olmadığını farkedince arka koltukta büzülmeye başladım. Bir yandan taksimetreye bakmaya çalışıyorum, bi yandan çaktırmamaya çalışıyorum 'aa öndeki arabanın markası dacia mı?' adam oraya bakarken ben taksimetreye...Nalet olsun, vites topuzu ilk iki rakamı gizlemiş... 'Biraz hızlanır mısınız aceba?' (maksat 5'e atsın), bi yandan da cebimin son nuru paranın atatürküne bakıp: 'ataaam ataaaam sen kalk da ben yataaaam' diyip duruyorum.
Yine de bir yerlerde sevenim var, eminim. Sitenin ilk kapısına geldiğimizde elimdeki paranın 1ytl fazlası yazıyordu metrede. Sürücüye 'siz beni burda bırakın param bitti, çekemedim, zaten arabam da bozuldu' diye ağlayınca adam 'hehehe' diye güldü. 'Biraz daha gidelim' dedi. 'Ay sağolun o zaman ikinci kapıya bırakın beni.' (Ay ne iyi adam...). İkinci kapıdan içeri giriyo taksi. 'tamam ben sağda iniyim' 'Yok, sen sööle nerde evin?' (şimdi iyilik yapıyo ya siz oldu sen, varsayılan karizma artık kazısan bile bi topluiğneucu kadar çıkmaz) 'ıı biraz ilerde, yokuşun üstünde.' 'şimdi bu sıcakta yokuş çıkma, ben bırakırım' (anneeaa) 'ay ama gerek yok, ben yüriiim, severim ben..' En son adam sokak başında bana 'bırrrraaak yaaaa sağ mı sol mu söööle' diye baarıyodu... Bizim ev de mimlenmiş oldu. Korkuyorum.
Şimdi annemi bekliyorum. Biraz para ve mümkünse kızımı getiricek. Pardon, kızımı ve mümkünse biraz da para getirecek.
Ha bu da bağa bi ders ossun..
Eğer bok bişii çıkarsa arabada on kere ders ossunnnnnn
...Derken biraz önce aradılar. 'bireanearhnıhnemailmeakgiarınkalmike' dedi servis danışmanım. Naaptı benim sıvadığım sakızı buldu onu mu çiğniyodu o sırada acaba?
'Yavaşça bir daha söyler misiniz? Neyine nooolmuş?'
'Biiiir numaaaraaalııı okşijeeen sensırı aaa-rııı-zaaa'
'Tamam anladım, bir no. oksijen sensörü arızalanmış. Niye?'
'E olur zaman içinde, bi darbe, bi taş'
'E napcaz?'
'Sipariş verebilirim. 'Çüş' kadar para tutar.
'Peki ne za...'
'Salı gününden önce gelmez..'
'Aaaanneaaa napcam ben, hadi sipariş verdik diyelim, salıdan önce getirmeniz müm...?'
'Malesefenim' .... 'Ama o zamana kadar arabayı kullanabilirsiniz'
'Nihiaaaaaaaaaaaaaaaaa nasıı yaaa'
Ulan madem kullanabiliyodum, sırf tecrübem olsun diye mi beni çekicilerde süründürdünüz..
Gidiim aliim şu şımarığı belki motoruna bi yumruk işi halleder.
Olmadı bi sen'sir'bulamaz mıyız bi yerden?
Karbondioksit için olanı olsa da olur..

Hay bin kunduz.

Ağzım uğursuz benim. Biliyorum.. Ştt, a-a-a, şttt. Biliyorum dedim.
Dün Miso'ya japon arabalarından vazgeçemediğimi ve arabamın 5 senedir bana tek bir tık arıza bile yaşatmadığını söyleyip övdüm. 'Satmak zorundayım ama, 3 kapıyla artık deniz de, annem de ben de yapamıyoruz' dedim. 'Ancak sedan kurtarır bizi...'
Duydu mu seninki bunu? Sen bi alın bi alın....
Yaktı mı arıza lambasını bugün. Çotanak diye yaktı, gözümün yaşına bakmadı..Servis diyo ki sakın çalıştırıp siz getirmeyin buraya, motor gider vallaa ablacım....Yarebbim, Deniz'i okuldan alacam, ama nası alıcam, ta bi yerde... Yok ama, tek kuruş param da yok. Hayır, 'nasılolsa yanımda yamacımda birilerinden alırım, ne parası!' diyecek durumum mevzu bahis değil.. Sen misin böyle kredi kartına güvenip gekgekgüberek yayılan... Üstelik Miso'yla dün bunu da konuştuk. Gevrek gevrek gülüp 'işte ben böyleyim' bile dedim. İyi bok.
Bugün Deniz'le birbirimizin günü üstelik. Hem de babalar günü var, aynı gün babamın da yaşgünü. Hediye almak lazım. Para çekmek lazım, en yakın atm'ye 1 saatte ancak yürürüm, 1 saat geri geliş, ama çekici beklenecek. 'arabanızınıbışındanıyrılmıyınlütfiin' dedi acil yardım hattındaki. Zor anladım ama anladım, eminim böyle dedi. Ben de aynen: 'pekiıyrılmıyorumbırdıyım' dedim. Sonra kendime kızdım, dalganı geçecek gündü sanki. Sen böyle yaptıkça geligeliveriyolar işte na bööle.
Ne şanslıyım ki gününün içine edebileceğim, tüm programını alaşağı edebileceğim ve tüm bunlara gıkını bile çıkarmayacak güzel bi annem var. (Aaaaaaa, yine iyi bişii dedim allaam sen koru...)
Bekliyorum şimdi, gelecekmiş yarım saate kadar çekici. Ne kadar çekiciymiş bir ara anlatırım artık. (Bir tangırtungur taşıta da bu kadar stres yüklenir mi, yazık!)
Artık benim ağzımdan bir tek övgü çıkmaz kimseye. Ne bir kimseye ne bir eşyaya!
Satacaktım ben aslında geçen hafta, iyi ki satmamışım. Aldığının ikinci günü arıza lambası yanacaktı alan zavallı yeni sahibe. Sonra bi de bedduadan başın kurtulmasın.

Arıza onda değil, biliyorum, bende bendeeee!