İlk aklıma gelişi değil ama kafama ilk dank edişi. Aklımdan hiç çıkmamış, çakılmış.
Milliyet Resimli Dünya Klasikleri. Çizgi romanlar. Fasikül fasikül annemle babamın odasında yığılıydı. Ağız sularımı akıta akıta saatlerce yataklarının üstünde bir o bir bu okuyup dururdum. Yetmişlerin sonu, seksenlerin en başı, taş çatlasa.. Ne kadar salağım-z-. Nasıl da gitti elimizden!
Deniz'e anlatırken 'Böyle böyle çizgi romanlar vardı, hatta biri de uçan barondu' dedim sustum. Sonra hemen telefona sarıldım. Nerde bu romanlar allah aşkına? Annem dedi ki galiba Fottik kuzenine verdik. Umarım. Noolur ona vermiş olsun. Sonra Deniz dedi ki: 'Tuttifrutti (anneanne) onlara verdiyse onlar da başkalarına vermiştir.' Onu biz de öyle düşündük de, demedik herhalde sayın bayan, dillendirince gerçekleşmiş olacak sanki! Dışımdan 'haklısın, olabilir' dedim, içimden de 'aaazından yel alsın ayol' dedim.
Aslında uçan baron değil, çılgın baron. Neden uçan? Fasikülün kapağındaki tıknaz baron, topun üzerine binmiş uçuyordu da ondan. Sonra hatırladım, sefiller, huckleberry finn, küçük kadınlar (iki bölümü vardı) taraskonlu tartarin!
Ellerimi pretzl gibi yapsam, kuzenim Fottik'ten çıkar mı bu fasiküller? Deniz için de istiyorum ama daha çok kendim için istiyorum.
Yeni parlamenter teşekkülümüzden reca ediyorum: yazılı ne varsa elden çıkarırken özel izin alınmaya çalışılsın falanca bakanlıktan, bürotratik zorluk ve bir nevi yılgınlık nedeniyle vazgeçilir elde kalır. Depolama giderleri vergiden düşülsün. Ya da devlet karşılasın.
Ne kadar parlak fikirlerim var aslında!
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Temmuz 2011
9 Ekim 2010
Plato ve platipus
Uzun zamandır okuduğum en zevkli kitap. Aydın Boysan tarzı fıkralar falan var ama asıl olay, benim gibi felsefeden çakmaya yetecek sabrı veya formasyonu veya neyse neyi olmayanlara hap gibi birşeyler öğretme fikri. Türkçesini okudum, hızımı alamadım mamazonda ingilizcesine bakarken bir de sokrates'lisini gördüm. Ama galiba gümrükte takıldı hala gelmedi. Deniz'e duvar takvimi aldım seneye takar herhalde duvara :)
Kitabın tam adı Platon bir gün kolunda bir ornitorenkle bara girer...felsefespriymiş. Thomas Catheart ve Daniel Klein..
Felsefespri dedim de aklıma geldi. Geçen gün çalıştığım şirketin müdürlerinden biri içinde ben de olduğum bir gruba 'hayatın anlamı nedir' ciddi ve kısa cevaplarınızı bekliyorum diye yazdı. Buna şimdi kim ciddi ve kısa cevap verebilir ki? O kadar işim arasında dayanamadım, iki nedenden: bana birşey sorulursa ya da e-posta atılırsa cevap vermeden duramam. ikincisi: bana hitchiker's guide to the galaxy'deki bilgisayarı hatırlattı yazmam lazımdı: ‘Derin Düşünce’ adında bir bilgisayar var, Küçük bir şehir büyüklüğünde. Ona Hayatın, Evrenin ve Herşeyin esas/nihai sorusuna cevap bulması isteniyor. 7 ½ milyon yıl sonra ‘42’ cevabını veriyor. Fakat sorunun ne olduğunu anlayamadığı için cevabının doğruluğunu kanıtlayamıyor. Bunun üzerine daha güçlü bir bilgisayar tasarımı yapmaya karar veriyor. Tasarladığı bu yeni bilgisayarın adı ‘Yeryüzü’. 10 milyon yıllık hesaplamanın bitmesine, cevabın verilmesine 5 dakika kala ‘Vogon’lar tarafından yeryüzü imha ediliyor.
Sonuç olarak soruyu anlamadığımı, ayrıca hayatın kendisinin (per se diyorlar) anlamının olup olmadığını, varsa da zaten bize ne olduğunu, niye bu soruyu sormakla iştigal ettiğimizi anlamadığımı sordum. Benim hayatımın kendimce bir anlamı var fakat genel anlamda ve kelime anlamı ile hayat denilen şeyin başka bir üstşeyler açısından anlamı olabileceğini, bunu bilsek olayı da bitirmiş olabileceğimizi anlatmaya çalıştım. (burda da anlaşılmayacağını düşünüyorum çünkü ifadelerim eksik, fakat kafamdaki tahtalar tam). Neyse o (da :)) anlamadı ve felsefesprili cevabımın güzel olduğunu, bana anlamlı bir hayat dilediğini eklemiş. :). Sempati duyuyorum herşeye rağmen kendisine.
Kitaba döneceğim, sabırlısı için...
Semantik paradoksunu sevdim mesela, dikkat alıntı yapıyorum: iki tür sözcük vardır: kendi kendilerine gönderme yapanlar (otolojik) ve kendilerine gönderme yapmayanlar (heterolojik). Kısa bir sözcük olan 'kısa' sözcüğü otolojik, gene kısa bir sözcük olan uzun sözcüğüyse heterolojik sözcüklere örnektir. Peki heterolojik sözcüğü heterolojik midir? Otolojikse heterolojik demektir. Yok heterolojik ise o zaman otolojiktir. :)
Bir köyde tek bir berber varmış ve bu berber sadece kendi kendilerini traş edemeyenleri traş edermiş. peki bu berber bu köyde kime traş olur
ya da
'Bu cümle yanlıştır' cümlesi doğru mu yanlış mı?
veya
Başarısız olmayı deneyip başaran kişinin yaptığı hangisidir?
Konu gelmişken, hani kitabı okurken hızınızı alamazsınız fakat bitmesin de istersiniz şeklinde paradokslar da olur ya, bende denk geldi mi çok şiddetli olur mesela,
Bu kitabın son 10 sayfasını işe giderken, arbadan indikten sonra odaya girene kadar okudum. (sapkınca). Ama arada birine rastladım, erken gidiyorum ben işe, o da erken gidermiş genelde, bana şunu dedi: 'okumaya zaman bulabilenler ne kadar şanslı!'. Ben de iyice kibarlaştığım veya iyice aldırmazlaştığım için olabilir, dışımdan değil kendi içimden şunu dedim: 'sen yürüyosun, ben yürüyorum, ikimiz de yürüyoruz, sen yürüyorsun bense yürürken okuyorum, yani izin verirsen :). Benim kadar takıntılı olmaya gerek yok mutlaka ama insan büyük abdestini de yapar, veya kitapta önceliği varsa, okumada önceliği varsa, yatmadan önce, saat sabah 2 de olsa iki satır okuyabilir... Zaman odur işte.. benim de çok tercih etmediğim zamanlar oldu ama zamansızlıktan kitap okuyamıyorum demedim. Kitap okuyamıyorum dedim. Canım istemiyordu, olamaz mı, uyumayı tercih ediyordum, belki hayal kurmayı tercih ediyordum. Ayıp mı, ne münasebet....Şu zamansızlıktan kitap okumama işi beni kaşıyor.. İma şudur: senin işin gücün yok tabii, benim gibi çalışsan sadece uyumayı düşünebilirsin. Kitap okuyan insanın avare olduğu imaları yani komik değil mi
Yarın ya da yakında panterlikten nasıl tavıskışı'na dönüştüğümü anlatabilirim.
Aaaalllkıışşş
1 Kasım 2007
La 'dolce vita' sta finendo....
Bilmem böyle denir mi, yarım yamalak italyancamla pörtlettim. Tatlı hayat bitmekte yani.
Anlaşıldı ki ben kendimi acayip suçlu hissediyorum Deniz'e karşı.
Neden? Çünkü bugün gittim kıza yeni yeni kıyafetler ve bir iki oyuncak aldım. Paraları ilerde alacağım maaştan mahsup edilmek üzere. Bahane de yarın fotoğraf çekimi var, cumartesi günü arkadaşının doğumgünü partisi var. Kıyafetler bu yüzden. E gitmişken bir pony bir de winx kızı bir de zıplayan kurbağalar alıverdim. Hepsini de kredi kartıma taksit yaptırdım.
Kim inanır bahanelere. Basbayağı suçlu hissediyorum. Tüm gün okula giden arkadaşla sadece bir saatimiz eksik kalacak gibi görünüyor ama ben alışveriş sapığı oluverdim. Bir nev'i özür. Aaa gelme üstüme artık.
Sonra DienaR'a attım kendimi. Evde okunmamış kitap kalmamış gibi son bir ayımın okunmaya çalışılacaklar listesine de yazdırdım bunları. İlki Ankara'da gölge oyunları. Bülent Orakoğlu'nun. Bayağı bir kısmını okudum sanırım. En çok genç subaylar kısmına takıldım.
Sonra daha önce hiç okumadığım Kurt Vonnegut aldım. (arakçı ayıp sana) İlk kitabı Mavisakal'a başlar gibi yaptım. Şu pasajı okuduktan sonra elimi yaktı bıraktım (uzundur):
Türklerle ittifak halindeki Alman İmparatorluğu, bu yüzyılın ilk soykırımını değerlendirmeleri için ülkeye nemelazımcı askeri gözlemciler gönderdi. Soykırım, henüz hiçbir lisana girmemiş bir sözcüktü o zaman. Günümüzde bu sözcüğün anlamı, dünyanın her yerinde, insan ırkının tanımlı bir altfamilyasına mensup herkesin, kadın, erkek, çocuk denmeden öldürülmesini amaçlayan, dikkatle planlanmış bir girişim olarak biliniyor. (burda çeviri hatası, daha doğrusu türkçe hatası gördüm)
Böylesine iddialı projelerin beraberinde getirdiği sorunlar tam anlamıyla endüstriyeldir. O kadar çok sayıda, büyük ve becerikli hayvanı ucuz ve hızlı biçimde öldürmenin, kimsenin kaçmadığına emin olmanın ve sonrasında oluşan et ve kemik dağlarını imha etmenin yolları aranır. Bu konuda dünyaya önayak olan Türklerinse ne işi büyütme kabiliyetleri, ne de bu iş için gereken özel makineleri vardı. Almanlar, bundan sadece çeyrek yüzyıl sonra, her ikisini de mükemmelen sergileyeceklerdi. Oysa Türkler, bulabildikleri tüm ermenileri evlerinden, işlerinden, teneffüslerinden, oyunlarından, ibadetlerinden, eğitimlerinden ya da her neredeyseler oradan alıp kırsal bölgelere sürüverdiler, onları yiyecekten, sudan ve barınaktan mahrum bıraktılar, onları vurup ezdiler ve hepsi de ölmüş gibi görünene dek buna devam ettiler. Sonrasında oluşan pisliği temizlemek ise, köpeklere, akbabalara, kemirgenlere ve nihayet solucanlara kaldı...
İşte öyle, sonra bırakıverdim.
Biraz 'ekşi sözlük yazarlarından ekşi öyküler'e başladım. Bir iki tanesini ortadan rastgele seçerek okudum ve verdiğim paraya üzülmedim.
Diğer Vonnegut kitabı Galapagos'a bakamadım bile E hala elim yanıyor.
Gönlüm Calvino'nun Kozmokomik öyküleri'nde. Yarın okuyacağım. Calvino'ya 'ağaca tüneyen baron' dan itibaren ayrı bir muhabbet beslerim.
Bu arada Adam Fawler'ın olasılıksız'ının da devamına devam etmeye karar verdim.
Perec'in la disparition'u beni galiba bir ömür bekleyecek, çok üzgünüm. Kafamı sabitleyemiyorum.
Anlaşıldı ki ben kendimi acayip suçlu hissediyorum Deniz'e karşı.
Neden? Çünkü bugün gittim kıza yeni yeni kıyafetler ve bir iki oyuncak aldım. Paraları ilerde alacağım maaştan mahsup edilmek üzere. Bahane de yarın fotoğraf çekimi var, cumartesi günü arkadaşının doğumgünü partisi var. Kıyafetler bu yüzden. E gitmişken bir pony bir de winx kızı bir de zıplayan kurbağalar alıverdim. Hepsini de kredi kartıma taksit yaptırdım.
Kim inanır bahanelere. Basbayağı suçlu hissediyorum. Tüm gün okula giden arkadaşla sadece bir saatimiz eksik kalacak gibi görünüyor ama ben alışveriş sapığı oluverdim. Bir nev'i özür. Aaa gelme üstüme artık.
Sonra DienaR'a attım kendimi. Evde okunmamış kitap kalmamış gibi son bir ayımın okunmaya çalışılacaklar listesine de yazdırdım bunları. İlki Ankara'da gölge oyunları. Bülent Orakoğlu'nun. Bayağı bir kısmını okudum sanırım. En çok genç subaylar kısmına takıldım.
Sonra daha önce hiç okumadığım Kurt Vonnegut aldım. (arakçı ayıp sana) İlk kitabı Mavisakal'a başlar gibi yaptım. Şu pasajı okuduktan sonra elimi yaktı bıraktım (uzundur):
Türklerle ittifak halindeki Alman İmparatorluğu, bu yüzyılın ilk soykırımını değerlendirmeleri için ülkeye nemelazımcı askeri gözlemciler gönderdi. Soykırım, henüz hiçbir lisana girmemiş bir sözcüktü o zaman. Günümüzde bu sözcüğün anlamı, dünyanın her yerinde, insan ırkının tanımlı bir altfamilyasına mensup herkesin, kadın, erkek, çocuk denmeden öldürülmesini amaçlayan, dikkatle planlanmış bir girişim olarak biliniyor. (burda çeviri hatası, daha doğrusu türkçe hatası gördüm)
Böylesine iddialı projelerin beraberinde getirdiği sorunlar tam anlamıyla endüstriyeldir. O kadar çok sayıda, büyük ve becerikli hayvanı ucuz ve hızlı biçimde öldürmenin, kimsenin kaçmadığına emin olmanın ve sonrasında oluşan et ve kemik dağlarını imha etmenin yolları aranır. Bu konuda dünyaya önayak olan Türklerinse ne işi büyütme kabiliyetleri, ne de bu iş için gereken özel makineleri vardı. Almanlar, bundan sadece çeyrek yüzyıl sonra, her ikisini de mükemmelen sergileyeceklerdi. Oysa Türkler, bulabildikleri tüm ermenileri evlerinden, işlerinden, teneffüslerinden, oyunlarından, ibadetlerinden, eğitimlerinden ya da her neredeyseler oradan alıp kırsal bölgelere sürüverdiler, onları yiyecekten, sudan ve barınaktan mahrum bıraktılar, onları vurup ezdiler ve hepsi de ölmüş gibi görünene dek buna devam ettiler. Sonrasında oluşan pisliği temizlemek ise, köpeklere, akbabalara, kemirgenlere ve nihayet solucanlara kaldı...
İşte öyle, sonra bırakıverdim.
Biraz 'ekşi sözlük yazarlarından ekşi öyküler'e başladım. Bir iki tanesini ortadan rastgele seçerek okudum ve verdiğim paraya üzülmedim.
Diğer Vonnegut kitabı Galapagos'a bakamadım bile E hala elim yanıyor.
Gönlüm Calvino'nun Kozmokomik öyküleri'nde. Yarın okuyacağım. Calvino'ya 'ağaca tüneyen baron' dan itibaren ayrı bir muhabbet beslerim.
Bu arada Adam Fawler'ın olasılıksız'ının da devamına devam etmeye karar verdim.
Perec'in la disparition'u beni galiba bir ömür bekleyecek, çok üzgünüm. Kafamı sabitleyemiyorum.
20 Eylül 2007
Karışık buruşuk
Lawrence Durrell'in Kıbrıs'ın Acı Limonları kitabını bitirdim biraz hızlıca ama zevkle.
Çok hoşuma gitti. İskenderiye Dörtlüsü çok güzeldi, Durell'in.
Fakat bu, benim için daha özel bir kitap. Kıbrıs'a, Rum'a, ordaki Türkler'e, burdaki Rumlara olan merakım yüzünden.
Araya hızlı bir Grange'yle bir de D.Brown attırdım. Aziz Nesin'i saymıyorum.
Şimdi gözümü Avignon beşlisine diktim. Kısmet.
Bir de, çok zor ama, yapabilirsem G.Perec'in su e'leri tamamen yokettiği la disparition'una. Çok ürküyorum. Ama azimliyim oldukça.
Tabi stooobeli şoltkeyk dizisini yemiş yutmuş bulunuyorum. O, uzmanlığım...
Bir de, elektla'ya tesekurler, dizitv'ye bakıyorum. Orda bir dizide bir adamı gördüm nerrrden tanıyorum bu adamı diyip duruyorum. Fakat şimdi diziyi de hatırlamıyorum. Yani böööle dilin ucuna gelir ya, benim de gözümün ucunda durup duruyo adam. Yok....
Deniz oyuncaklarını toplama konusunda master ve doktorasını tamamlayıp şimdi akademik hayata atıldı. Şöyle ki:
Çoban: Denizcim, hadi yatıcaz, oyuncakları topla. Haydi hop hop hop
Deniz: Tamam, yaldım edel misin
Çoban: (Aha, tamam dedi amanin.. Mest) Aaahaha, tabi ederim...
Deniz: Olduu, şimdi sen olaya git, yeldeki balbunyalalla melcimekleli topla (yok, mutfakcilik oynamistik da...)
Çoban: Peki
Deniz: Yoolt, sen de şuldaki bebekleli al, kutusu şulda onun içine koyacaksın, tamam mı
Yoolt: Tamam
Birden yoort ve çoban kazlandıklarını farkederler çünkü deniz arazi olmuştur. Bir iki saniye kadar yerde diz çökmüş bir halde bakışırlar.
Neyse, buna da şükür. En azından organizasyon kabiliyeti var arkadaşın.
Yok, yahu. Hiç yardım etmedi değil. Hatta ben balbunyalalı topladıktan sonra bir kere de portatif mutfağı yere düşürünce hepsini yere saçtım da tavukla omleti yerden o topladı.
Ev bir haftadir şeytan merdiveni ve balonlarla dolu. İçimizden birinin bir sonraki yaşgününe kadar kaldırmayı düşünmüyorum. Kim uğraşacak!
Detoks yapıyorum kendime. Nasıl yapıldığını bilmiyorum ama ben şunu yaptım, kabul olur herhalde: dün kendime sadece sebze şeyettim. Güzeldi. Biraz gaz yapıyo yan etki olarak, afedelsiniz. Bir de sebze suları çıktı ya, ne yalan sööliim kutularını daha çok seviyorum. Ehehe. Kendi evimde sıkma aparatım var, birgün avokado sıkıcam. Deneysel olarak, bakalım suyu çıkcak mı.. Yenilerden bir ayva suyu çıkmış ki şahsen bayıldım, bir miktar tatli gelmesine ragmen.. Benden başka bayılan sayısının fazla olacağını tahmin etmiyorum. Bizim ayvalar da oldu. Yemek istiyorum, başka da birşey yapmak aklıma gelmiyor. Tatlı olmasın lütfen...
Detoks dedim, aklıma botoks geldi. Botokstan da Suzan Avcı geldi. İz tv'de bugün Türk fantastik filmleri konulu bir belgesel izledim. Çok zevkliydi.
Özellikle Kilink'leri falan tekrar hatırlamak çok hoştu. Süper adamlar, örümcek adamlar, tarzan istanbul'dalar, bir tane de süper
kızımız olduğunu biliyor muydunuz? Aybiçe kurt kız: Canan Perver.
Şimdi kült diye anılan tüm filmlere hafiften değiniyordu belgesel. Yönetmenler bir yere kadar haklı aslında. Çetin İnanç (Dünyayı Kurtaran Adamın yönetmeni) diyor ki: 'Yahu tamam. Şimdi izledin mi boktan filmler. Ama zamanına bakacaksın. Madem o kadar kötü niye bu devirde hala dünyayı kurtaran adamın oğlu gibi filmler çekiyosun ki, git kendi özgün senaryonu bul' diyor.
Ki bence haklı. İnsanlar ilk filme güldü diye bundan prim yapmaya çalışmak doğru gelmiyor bana.
Bir de Aytekin Akkaya diyor: Evet, insanları şimdi çok güldürüyor. Ama biz yüreğimizi koymuştuk ortaya. Kırılmadık kemiğim kalmadı vücudumda benim. Ayazda, kavurucu sıcakta bana mısın demedik.
Ama fakat lakin, hakikaten.... Replikler hökür hökür güldürüyor insanları. Hangi film şimdi hatırlamıyorum. Batman ve Robin'in türk versiyonu muydu acaba:
Ooof ooff
Nooldu abi
O öldü, şu öldü
Eeee
Na bu da öldü
Aaa napcaz abi
Hadi eve gidelim.
Peki.
Hadi..
Çok hoşuma gitti. İskenderiye Dörtlüsü çok güzeldi, Durell'in.
Fakat bu, benim için daha özel bir kitap. Kıbrıs'a, Rum'a, ordaki Türkler'e, burdaki Rumlara olan merakım yüzünden.
Araya hızlı bir Grange'yle bir de D.Brown attırdım. Aziz Nesin'i saymıyorum.
Şimdi gözümü Avignon beşlisine diktim. Kısmet.
Bir de, çok zor ama, yapabilirsem G.Perec'in su e'leri tamamen yokettiği la disparition'una. Çok ürküyorum. Ama azimliyim oldukça.
Scorsese'nin köstebek'ini izledim. Bir hafta önce olmalı. Şunu da dedim: Aceba daha önce izlemiş miydim? ... Şimdi ise, aradan bir hafta geçmiş, birşey hatırlamıyorum. Hmm, iyiydi diyorum soranlara. Sonunu pek hatırlayamıyorum. Oyuncu performansları çok iyiydi fakat.
Tabi stooobeli şoltkeyk dizisini yemiş yutmuş bulunuyorum. O, uzmanlığım...
Bir de, elektla'ya tesekurler, dizitv'ye bakıyorum. Orda bir dizide bir adamı gördüm nerrrden tanıyorum bu adamı diyip duruyorum. Fakat şimdi diziyi de hatırlamıyorum. Yani böööle dilin ucuna gelir ya, benim de gözümün ucunda durup duruyo adam. Yok....
Deniz oyuncaklarını toplama konusunda master ve doktorasını tamamlayıp şimdi akademik hayata atıldı. Şöyle ki:
Çoban: Denizcim, hadi yatıcaz, oyuncakları topla. Haydi hop hop hop
Deniz: Tamam, yaldım edel misin
Çoban: (Aha, tamam dedi amanin.. Mest) Aaahaha, tabi ederim...
Deniz: Olduu, şimdi sen olaya git, yeldeki balbunyalalla melcimekleli topla (yok, mutfakcilik oynamistik da...)
Çoban: Peki
Deniz: Yoolt, sen de şuldaki bebekleli al, kutusu şulda onun içine koyacaksın, tamam mı
Yoolt: Tamam
Birden yoort ve çoban kazlandıklarını farkederler çünkü deniz arazi olmuştur. Bir iki saniye kadar yerde diz çökmüş bir halde bakışırlar.
Neyse, buna da şükür. En azından organizasyon kabiliyeti var arkadaşın.
Yok, yahu. Hiç yardım etmedi değil. Hatta ben balbunyalalı topladıktan sonra bir kere de portatif mutfağı yere düşürünce hepsini yere saçtım da tavukla omleti yerden o topladı.
Ev bir haftadir şeytan merdiveni ve balonlarla dolu. İçimizden birinin bir sonraki yaşgününe kadar kaldırmayı düşünmüyorum. Kim uğraşacak!
Detoks yapıyorum kendime. Nasıl yapıldığını bilmiyorum ama ben şunu yaptım, kabul olur herhalde: dün kendime sadece sebze şeyettim. Güzeldi. Biraz gaz yapıyo yan etki olarak, afedelsiniz. Bir de sebze suları çıktı ya, ne yalan sööliim kutularını daha çok seviyorum. Ehehe. Kendi evimde sıkma aparatım var, birgün avokado sıkıcam. Deneysel olarak, bakalım suyu çıkcak mı.. Yenilerden bir ayva suyu çıkmış ki şahsen bayıldım, bir miktar tatli gelmesine ragmen.. Benden başka bayılan sayısının fazla olacağını tahmin etmiyorum. Bizim ayvalar da oldu. Yemek istiyorum, başka da birşey yapmak aklıma gelmiyor. Tatlı olmasın lütfen...
Detoks dedim, aklıma botoks geldi. Botokstan da Suzan Avcı geldi. İz tv'de bugün Türk fantastik filmleri konulu bir belgesel izledim. Çok zevkliydi.
Özellikle Kilink'leri falan tekrar hatırlamak çok hoştu. Süper adamlar, örümcek adamlar, tarzan istanbul'dalar, bir tane de süper
kızımız olduğunu biliyor muydunuz? Aybiçe kurt kız: Canan Perver.
Şimdi kült diye anılan tüm filmlere hafiften değiniyordu belgesel. Yönetmenler bir yere kadar haklı aslında. Çetin İnanç (Dünyayı Kurtaran Adamın yönetmeni) diyor ki: 'Yahu tamam. Şimdi izledin mi boktan filmler. Ama zamanına bakacaksın. Madem o kadar kötü niye bu devirde hala dünyayı kurtaran adamın oğlu gibi filmler çekiyosun ki, git kendi özgün senaryonu bul' diyor.
Ki bence haklı. İnsanlar ilk filme güldü diye bundan prim yapmaya çalışmak doğru gelmiyor bana.
Bir de Aytekin Akkaya diyor: Evet, insanları şimdi çok güldürüyor. Ama biz yüreğimizi koymuştuk ortaya. Kırılmadık kemiğim kalmadı vücudumda benim. Ayazda, kavurucu sıcakta bana mısın demedik.
Ama fakat lakin, hakikaten.... Replikler hökür hökür güldürüyor insanları. Hangi film şimdi hatırlamıyorum. Batman ve Robin'in türk versiyonu muydu acaba:
Ooof ooff
Nooldu abi
O öldü, şu öldü
Eeee
Na bu da öldü
Aaa napcaz abi
Hadi eve gidelim.
Peki.
Hadi..
Not: Mac uzerinde calismaya calisan opera eger bi insan olsaydi yuzune bile bakmazdim. Beceri dusmani, satir sonu nankoru. Ayrica fayırfoks da irkci. Terlettiler gece gece.....
Labels:
Deniz,
Film,
Geçmiş Zaman Olur Ki,
Geyik,
Kitap
18 Eylül 2007
Sizin memlekette esek yok mu
Komik mi trajikomik mi lanet mi sacmalama mi nedir bilmiyorum.
İki onceki hafta laptopumu cinayete kurban verdim. Agatha teyzeminkiler gibi zamana yayilmis, ustaca planlanmis bir cinayet fakat. Faili ben...
Gecen hafta, kisisel kanaatim sudur ki, pc intihar etti. Hic parmak izi yoktu. Eve zorla giren, ellesen falan.....yok...
Bu hafta babamin iki sene once bilgi yarismasindan kazandigi ve zavalliya 'sen kullanaman bunu, ver bana' dedigim ve ic ettigim beyaz mac laptopla toparlamaya calisiyorum ama cok kolay olmuyor. yok fayırfoks turkce karakter poroplemi yaratiyor, operaya alisamadim. safari ise tatmin etmiyor. O yuzden bu yazimda temkinli olmak ADINA (luften, heryere adina koyanlara bi bilen anlatsin, dogrusunu...luften..) turkce karakterleri kullanmayacagim.
Bugun hizli alisveris sirasinda Aziz Nesin gordum. Hemen hemen tum kitaplarini anne-baba evinde hatta dede–babaanne evinde okumuslugum oldugum icin garipsedim. Yeni mi, naapsam, bi bakiim, unutmus oldugum bir kitap mi, nedir ? Cok gulerdim yazdiklarina, cok severdim Aziz Nesin'i. Allah askina, minik bebeydim yaaa. Sanki buyuyunce buyusu bozulur diye buyuyunce kitaplarini almam diye dusunuyordum. Aliverdim. Nostalji mi olmustur nedir, hic fikrim yok. Uzandim ve aldim.
Eve dondum. Yemek yaptim. Bu siralar adetim oldugu uzere aciverdim IZ Tv'yi. Cok begeniyorum bu kanali ben. Bir de ne goriiim, Aziz Nesin'in belgeseli.
Algida secicilik diye birseyin farkinda olmasam, yukardan yukardan bana vahiy iniyo derim.
Guzel bir belgeseldi. Guzel bir kitapti. Kitabi 2 saatte, belgeseli 1 saatte somurdum.
Gunum icinde internet de tatile cikmis oldugu icin bilgisayari hic acmadim.
Bilgi-sayar.
Ne saymasi allasen.
Hic....
Nesin icin cimri derler, sanmiyorum. Parasini ortaliga sacmayan zenginlere atfedilen cimri sifatini hak eden bir insan olsa vakif torunlari olmazdi sanirim. Bilmiyorum. Hoş, öyle olsa ne yazar. Anayasa referandumunda bilincli turk halkinin yuzde 92 sinin evet oyu kullandiginda, sirf kiyamadigi icin, sevgi besledigi icin, halkin yuzde 92sinin degil de yuzde 60inin aptal oldugunu soyleyen Aziz Nesin. Ateist ve komunist oldugu icin ! Madimakta yakilmaya calisilan... ve Madimak otelinden kurtulmaya calisirken belediye baskani tarafindan tartaklanan, kisa boylu, uzun akilli Aziz Nesin..
Gozlerim dolma dolma oldu 'o geceyi yazmak'i okurken... Bilmiyorum, isteyen bir okusun, tavsiye edeceksem, etmeliyim.
Ne diyeyim, sunu diyeyim:
Babamin adi Hidir
Elimden gelen budur.
İki onceki hafta laptopumu cinayete kurban verdim. Agatha teyzeminkiler gibi zamana yayilmis, ustaca planlanmis bir cinayet fakat. Faili ben...
Gecen hafta, kisisel kanaatim sudur ki, pc intihar etti. Hic parmak izi yoktu. Eve zorla giren, ellesen falan.....yok...
Bu hafta babamin iki sene once bilgi yarismasindan kazandigi ve zavalliya 'sen kullanaman bunu, ver bana' dedigim ve ic ettigim beyaz mac laptopla toparlamaya calisiyorum ama cok kolay olmuyor. yok fayırfoks turkce karakter poroplemi yaratiyor, operaya alisamadim. safari ise tatmin etmiyor. O yuzden bu yazimda temkinli olmak ADINA (luften, heryere adina koyanlara bi bilen anlatsin, dogrusunu...luften..) turkce karakterleri kullanmayacagim.
Bugun hizli alisveris sirasinda Aziz Nesin gordum. Hemen hemen tum kitaplarini anne-baba evinde hatta dede–babaanne evinde okumuslugum oldugum icin garipsedim. Yeni mi, naapsam, bi bakiim, unutmus oldugum bir kitap mi, nedir ? Cok gulerdim yazdiklarina, cok severdim Aziz Nesin'i. Allah askina, minik bebeydim yaaa. Sanki buyuyunce buyusu bozulur diye buyuyunce kitaplarini almam diye dusunuyordum. Aliverdim. Nostalji mi olmustur nedir, hic fikrim yok. Uzandim ve aldim.
Eve dondum. Yemek yaptim. Bu siralar adetim oldugu uzere aciverdim IZ Tv'yi. Cok begeniyorum bu kanali ben. Bir de ne goriiim, Aziz Nesin'in belgeseli.
Algida secicilik diye birseyin farkinda olmasam, yukardan yukardan bana vahiy iniyo derim.
Guzel bir belgeseldi. Guzel bir kitapti. Kitabi 2 saatte, belgeseli 1 saatte somurdum.
Gunum icinde internet de tatile cikmis oldugu icin bilgisayari hic acmadim.
Bilgi-sayar.
Ne saymasi allasen.
Hic....
Nesin icin cimri derler, sanmiyorum. Parasini ortaliga sacmayan zenginlere atfedilen cimri sifatini hak eden bir insan olsa vakif torunlari olmazdi sanirim. Bilmiyorum. Hoş, öyle olsa ne yazar. Anayasa referandumunda bilincli turk halkinin yuzde 92 sinin evet oyu kullandiginda, sirf kiyamadigi icin, sevgi besledigi icin, halkin yuzde 92sinin degil de yuzde 60inin aptal oldugunu soyleyen Aziz Nesin. Ateist ve komunist oldugu icin ! Madimakta yakilmaya calisilan... ve Madimak otelinden kurtulmaya calisirken belediye baskani tarafindan tartaklanan, kisa boylu, uzun akilli Aziz Nesin..
Gozlerim dolma dolma oldu 'o geceyi yazmak'i okurken... Bilmiyorum, isteyen bir okusun, tavsiye edeceksem, etmeliyim.
Ne diyeyim, sunu diyeyim:
Babamin adi Hidir
Elimden gelen budur.
6 Haziran 2007
Bal kaymak
Aman bugün iyice hoş oldum. Bir tepetaklak bekliyor beni bundan sonra herhalde. Ancak o paklar. (Muhafaza talep ediyorum!)Merakla beklediğim iki kitap da geldi. Artık onlar benim kitaplarım.
Elimde ise deli'den ödünç aldığım, bir bitli bir de aynalı (nası kriptik yazıyorum ama), aynı yazarın iki kitabı var ki birine başlamıştım.
Deniz'in anaokuluna uyum döneminde kafa dağıtıyordum. İlk gün okudum, hiç de bölünmeden. Çünkü bir güzel eğleniyor, bir güzel katılıyor, hiç mızmızlanmadan, hiç ağlamadan, hiç suratıma bile bakmadan yanımdan akıp geçiyor. Öğretmenler 'uyum sürecini atlayalım' diyor. 'Durun ya, benim de bi uyum sürecim var, önce ben bir alışayım' diyorum. Ama tecrübeli annelerden öğrendiğim kadarıyla bu işin ilk haftası böyle sonraki haftalar tam tersi olabilirmiş. Neyse artık bir şekilde yapacağız. Vazgeçmek yok na o kadar parayı peşin almışlar, dibine kadar gidecek.
Bugün geveze mi geveze bir anneyle kreşte söyleştik. Ben kitaba devam ederim sanmıştım ama ne mümkün! Benim yaşımdaymış, kocası gemiciymiş, 6 ay yokmuş, çocuğu başta istememiş aldırmak istemiş ama kocası istememiş, çocuğu kalça çıkığı yaşamış hiç yürümez demişler ama 11.ayda yürümüş. 19 ay emzirmiş. Başka iki çocuğa da süt anneliği yapmış. Memeleri aslında fındık kadarmış ama sonra 100 beden olmuş. 'Şimdi yine küçüldü ama pörsüdü' şeklinde detayları da aldım. 'Ay inanmıyorum, bi bakiiim' demedim. Kibarım ben. Bu denli dur durak demeden konuşan, es yüzünden anaokulu müzik dersinde kalmış biriyle karşılaşmadım desem yalan olmaz. Beni çok beğendi diye telefonumu alacaktı 'Ayol ben cuma da gelicem o zaman görüşürüz' dedim. O gittikten sonra öğretmen bana 'Artık yarın kalmanıza gerek yok' diyince bu açıdan rahatlamış oldum. 'Ama biraz erken gibi geldi bana, e daha üçüncü gün bugün?' 'Bişi olmaz bişi olmaz, peee biz neler görüyoruz' tavırlarıyla beni susturmayı başardı. Bakalım yarın ne olacak?
Neyse, o şu bu da, en güzeli: bugün buralara on dakikadan fazla yağmur yağdı. Çok mutlu olduğumu söylemeye gerek yok.
Yaaaa yaaaa yaaamulllll
tekneeede haaamuuuulllll...
Komik: Bir ara arabamı park ettiğim yerde sileceklere bir reklam kağıdı sıkıştırmışlar. 'Fentezi gereçleri'. Bizim kırk yıldır bildiğimiz şişme kadın ne zamandan beri şişme 'hanım' oldu, afedersiniz? Boy boy oluyormuş bunlar artık hem de.. (eskiyi ben ne bilirim, sadece tahmin, sadece tahmin) Kağıdı attım ama ilgilenenler için park yerini tarif edebilirim.
Elimde ise deli'den ödünç aldığım, bir bitli bir de aynalı (nası kriptik yazıyorum ama), aynı yazarın iki kitabı var ki birine başlamıştım.
Deniz'in anaokuluna uyum döneminde kafa dağıtıyordum. İlk gün okudum, hiç de bölünmeden. Çünkü bir güzel eğleniyor, bir güzel katılıyor, hiç mızmızlanmadan, hiç ağlamadan, hiç suratıma bile bakmadan yanımdan akıp geçiyor. Öğretmenler 'uyum sürecini atlayalım' diyor. 'Durun ya, benim de bi uyum sürecim var, önce ben bir alışayım' diyorum. Ama tecrübeli annelerden öğrendiğim kadarıyla bu işin ilk haftası böyle sonraki haftalar tam tersi olabilirmiş. Neyse artık bir şekilde yapacağız. Vazgeçmek yok na o kadar parayı peşin almışlar, dibine kadar gidecek.Bugün geveze mi geveze bir anneyle kreşte söyleştik. Ben kitaba devam ederim sanmıştım ama ne mümkün! Benim yaşımdaymış, kocası gemiciymiş, 6 ay yokmuş, çocuğu başta istememiş aldırmak istemiş ama kocası istememiş, çocuğu kalça çıkığı yaşamış hiç yürümez demişler ama 11.ayda yürümüş. 19 ay emzirmiş. Başka iki çocuğa da süt anneliği yapmış. Memeleri aslında fındık kadarmış ama sonra 100 beden olmuş. 'Şimdi yine küçüldü ama pörsüdü' şeklinde detayları da aldım. 'Ay inanmıyorum, bi bakiiim' demedim. Kibarım ben. Bu denli dur durak demeden konuşan, es yüzünden anaokulu müzik dersinde kalmış biriyle karşılaşmadım desem yalan olmaz. Beni çok beğendi diye telefonumu alacaktı 'Ayol ben cuma da gelicem o zaman görüşürüz' dedim. O gittikten sonra öğretmen bana 'Artık yarın kalmanıza gerek yok' diyince bu açıdan rahatlamış oldum. 'Ama biraz erken gibi geldi bana, e daha üçüncü gün bugün?' 'Bişi olmaz bişi olmaz, peee biz neler görüyoruz' tavırlarıyla beni susturmayı başardı. Bakalım yarın ne olacak?
Neyse, o şu bu da, en güzeli: bugün buralara on dakikadan fazla yağmur yağdı. Çok mutlu olduğumu söylemeye gerek yok.
Yaaaa yaaaa yaaamulllll
tekneeede haaamuuuulllll...
Komik: Bir ara arabamı park ettiğim yerde sileceklere bir reklam kağıdı sıkıştırmışlar. 'Fentezi gereçleri'. Bizim kırk yıldır bildiğimiz şişme kadın ne zamandan beri şişme 'hanım' oldu, afedersiniz? Boy boy oluyormuş bunlar artık hem de.. (eskiyi ben ne bilirim, sadece tahmin, sadece tahmin) Kağıdı attım ama ilgilenenler için park yerini tarif edebilirim.
28 Mart 2007
Eskiden
Bir kız vardı. Hiç sevmezdim, o da eminim beni sevmezdi. Ama ortak arkadaşlarımız vardı. Birgün ben arkadaşlarlayken o geldi herkesi öptü bana da döndü: 'Eh, seni de öpiim bari'.
Ben, alışkın değilim böyle şeylere, uzatmıştım yanağımı.
Şimdi olsa yanağımı uzatıp son anda dönüveririm sırtımı... Laf bile etmem.
İyi bir insandım eskiden.
Neyse, jasmingreentea'nin link'lerinden yasemin'in sayfasına bakmıştım biraz evvel. Nazım Hikmet'in Sevdalı Bulut'unu yazmış. Çok eskilerden, en sevdiğim. Sonra neler okurdum düşündüm, tüm Aziz Nesin'lerin bende o zamanları ve hatta o saatleri, anlık görüntüleri hatırlatması insanı bir değişik ruh haline sokuyor.
Ben, alışkın değilim böyle şeylere, uzatmıştım yanağımı.
Şimdi olsa yanağımı uzatıp son anda dönüveririm sırtımı... Laf bile etmem.
İyi bir insandım eskiden.
Neyse, jasmingreentea'nin link'lerinden yasemin'in sayfasına bakmıştım biraz evvel. Nazım Hikmet'in Sevdalı Bulut'unu yazmış. Çok eskilerden, en sevdiğim. Sonra neler okurdum düşündüm, tüm Aziz Nesin'lerin bende o zamanları ve hatta o saatleri, anlık görüntüleri hatırlatması insanı bir değişik ruh haline sokuyor.
Bir de, ne zaman Iron Butterfly dinlesem, In-A-Gadda-Da Vida'sını, hep eskilere gidiyorum ve hep mutlu oluyorum. Küçük çocukken abimle ne tepinirdik bu şarkıda. Ne sever ne çok dinlerdik.
Bu arada, söz konusu şarkı hakkında spekülasyonlar da var. Grup o kadar 'stoned' muş ki, (nasıl diyim bilemedim), o yüzden ne şarkının sözlerini doğru düzgün söyleyebilmişler ne de bitirebilmişler. 17 dakika :-). Aslında ismi de In the Garden of Eden'mış rivayete göre. :-)
Yalnız, lütfen bir de Simpsons versiyonunu izleyin.
Ben yaşgünü olimpiyatlarına güneye gidiyorum, pazar gecesi dönücem.
12 Şubat 2007
Kactilar yine...
Coban olmak kolay is degil, herkesin kecisi ayni inatcilikta olmasa da, kafayi arada sogutmak lazim. Sıkıldıkca eglendirici/ gonul fircalayici biseyler yapmayi beceremiyorsak yapanlari gozlemek/izlemek/dinlemek lazim. O sekil bir gun dizisine girmis bulunuyorum.
1. Ahmakligin devrik hali (D.Foenkinos) = bir gunde okunacak kitap.
Adams'in yazis(ş)indan hoslandigimdan beri okuyup ayni tadda hoslanabildigim kitaplardan. Absürd, ve ötesi. Sevgilisine 30. yasgununde sardalye alan adam. Ama otuz tane ve 94 tarihli, yillandirilmis sardalye, siradan degil. Heyhat, kadin adami hic anlamiyor. Felaket bekcisi annesi, bakici eglantine ile kacan babasi, dalavereci yan komsusu martinez, duzenbaz iki polonyali ve Conrad, hayatinin anlami.
Velhasil, kafayi dagitmak icin ideal bir kitap.
2. Eski mi eski fakat yine cok matrak bir oyun: escape from monkey island. Almak, cikarip cikarip oynamak lazim. Duello kismini becerene bu hayatta gerisi bos.
3. Eski gunluk veya yilliklari karistirmak da ayni sekilde eglendirici olabilir. Olmaya-da-bilir.
4. Esnemek gevsetiyor o kesin. Olmadi biraz gerinmek lazim.
5. Tuzlu salatalik yenecek. Tansiyona oldugu kadar ruha da iyi geliyor.
5. Muzik de ise yaramiyorsa birakin, olacagi varmis,
5. Muzik de ise yaramiyorsa birakin, olacagi varmis,
Yapin elinizi yelpaze gibi.. Yaptiniz mi, oldu mu yelpaze, eliniz?
Buyrun, simdi kacabilirsiniz. Ben coktan kactim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)