Şöyle eğlenceli, çerezlik bir yazı yazmak vardı ne zamandır aklımda. Hatta eve gelirken de o yönde bir hevesim vardı. Dakikalar geçtikçe üstüme bir karabulut çöktü. Sıralı nedenleri var, canım sıkıldı.
İş arkadaşının dakika bir, usturuplu bir gammaz olduğunu öğrenmem,
mis gibi mutfağımın davlumbaz borusunda fare sesi duymam,
biraz önce gazete odtülüde akıllara zarar bir hanfendinin yazısını okumuş bulunmam,
grip olmam, köh köh köhmem,
bugünün TGI friday değil de OGIS (oh god it's still) thursday olduğunun farkına varmam
sıralı nedenlerden sıraya koyabildiklerim.
Gerzek bir eğitim aldım. Aklımda kalan tek şey gereksiz, yersiz, uygunsuz bir fıkraydı. Daha acısı herkes anıra anıra gülerken dudaklarım 'imdak kurtarın beni' formunda kıvrılmıştı. Bol bol, mühendislerin 'seçilmişler' olduğunu, sosyal bilim icra etmenin ne kadar kolay olduğunu anlatıp durdu anlatan. Kocaman, aklı çalışan bir adam yahu. Herkes de kafa salladı. Ben de salladım. Ama kafamı değil. Pozitif bilime sıkı sıkıya bağlı olup bazı şeylerin nane kıvamında olduğunu düşünsem de, bu kafa yapısına kafa atasım var.
Sırf rahatsız etmemek için, zamanı olduğunda ilgilensin nasıl olsa acil değil diye düşünerek bir iş arkaşıyla emailleşiyordum. Son mektubumda kusura bakma senin de zamanını alıyorum gibi birşey yazmıştım cevap verme tenezzülünde bile bulunmamıştı. Bugün beni arayıp beni telefonla da arayabilirsin diye izin verdi. Sağolsun.
Bizim bölümün en alt veledi bana istediğim dokümanları yollarken 'bunları çözmeye kafa patlatma çoğu çözüldü' gibi talihsiz bir cümle kurmuş. Ona da 'burda çözmeye uğraşacak birşey yok zaten gayet sarih' diye ağzının payını verdim, bugün sinirliyim. Millet emailde ne kadar yavşarsa yavşasın, benimle telefonda konuşunca siz'lemeye başlıyor. Millet işte.
Saçmasapan fanatik dinciler yüzünden deyimlerimi bile değiştirdim. Allah insanı açlıkla terbiye etmesin"i, üstün pasife çevirme yeteneğimle çevirip söylediğimi, üstelik bunu bilinçli ve düşünerek yapmadığımı farkettiğim anda tepem attı. Şöyle demiş bulundum, açlıkla terbiye olunmasın (mümkünse). Yok ki bu deyim. Ne hale sokuldum. (pasife çevirme yeteneğim burda da gayet açık görünüyor)
Bir avuç, merhaba demekten imtina eden (veya utanan, nasıl birşeyse) insana, sabahları günaydın demeyi öğretebilmek için koridor boyu topuklarımı çınlata çınlata yürüyüp, gözlerinin içine bakıp günaydın demekten bitap düşmüşüm bugün. Bunu da farkettim. Ne vasıtayla olursa olsun merhabaya karşılık vermeyen kılları da hatırlayıp yine sinirlendim. Vasıta canlı olur, sanal olur farketmez.
Dün zaten eskişehir yolunda, üstü gazeteyle örtülü bir cesedin yanından geçip fötr şapkayla sarı çoraplarını gördüğümden beri düğüm düğüm boğazım.
Üstüne bu sabah duramayacağım yolda can çekişen kedi görmez miyim! Hoş, durabilsem ne yapacaktım, bakamıyorum bile, bırak eline alıp veterinere götürmeyi.
Gazım var, alamıyorum. (tamamen allegorik)
Pis Ruh Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pis Ruh Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ocak 2008
Pnömatik
14 Ağustos 2007
Usta Uyudun mu Sen Kursta?
Benim sıtkım nasıl bir sıtıksa kolay kolay sıyrılmaz aslında. Affedici, daha ziyade unutucu bir yapım vardır.
Uzun zamandır şu malum grupla, becerisinin kesinlikle nitelenen sıfata erişemediği iş koluyla uğraşıyorum. Eskiden sıklıkla Ali'ye Ali Usta, Veli'ye Veli Usta şeklinde hitap ederken şimdi şu usta lafını temkinle kullanmaya başladım. Esirgiyorum. Oh olsun.
Benzer şekilde, anahtar teslim hizmet veren yüklenici firmaların ne doğru düzgün birşey teslim edebildiklerini ne de bir mok yüklenebildiklerini müşahade etmiş bulunuyorum. Proje sonunda paslı bir anahtar teslim edeceklerini düşündüklerini sanıyorum: anahtar teslimden anladıkları...
Bu malum bir gerçek zaten de..
Sıtkım sıyrılmış olmuyor, daha çok, zorla sıyrıltılmış.
Hadi yapılacak işin düzgün yapılmasını beklemek fantezisini geçtim de dün bir tanesiyle bir telefon muhabbetim yaptım, evlere şenlik. Aynen şöyle:
Çoban: 'Böyle de şöyle oldu. Bunu halletmeniz gerek. Bugün gelebilir misiniz?'
Adam: 'Gelirik. Adınız, telefon, adres'
Ç: 'Şöyle, şöyle. Bugün geliyorsunuz değil mi?'
A: 'Oldu. İyi gunner'
Ç: 'Bir dakika, kaçta gelirsiniz acaba?' (Ustaya saat sormak ve şans eseri verme gafletinde bulunduğu saatte geleceğine inanmak düpedüz aymazlık.)
A: 'Saat veremeyik'
Ç:'Tamam vermeyin de en azından gün dilimini söylerseniz...'
A: 'Ne dili söyliim?'
Ç: 'Yani sabah mı, öğlen mi, akşam mı'
A: 'Herhalde öğlene varmadan gelirik. Ama belki öğlen olur, hiç olmadı öğlenüstü (öğleden sonra sanırım) gelirik'
Ç: 'ahahahaa, geriye ne kaldı?
A: 'Oldu iyi gunner'
Dün geldiler mi? Ehehehe, biraz önce aradılar.
A: 'Ben gakgukdan arıyorum. Sizin ev nerdeydi?'
Ç: 'Dün bütün gün sizi bekledim. Kimse gelmedi'
A: '.............. Adresi alabilir miyim?'
Birazdan geleceklermiş.
Pöh.
Uzun zamandır şu malum grupla, becerisinin kesinlikle nitelenen sıfata erişemediği iş koluyla uğraşıyorum. Eskiden sıklıkla Ali'ye Ali Usta, Veli'ye Veli Usta şeklinde hitap ederken şimdi şu usta lafını temkinle kullanmaya başladım. Esirgiyorum. Oh olsun.
Benzer şekilde, anahtar teslim hizmet veren yüklenici firmaların ne doğru düzgün birşey teslim edebildiklerini ne de bir mok yüklenebildiklerini müşahade etmiş bulunuyorum. Proje sonunda paslı bir anahtar teslim edeceklerini düşündüklerini sanıyorum: anahtar teslimden anladıkları...
Bu malum bir gerçek zaten de..
Sıtkım sıyrılmış olmuyor, daha çok, zorla sıyrıltılmış.
Hadi yapılacak işin düzgün yapılmasını beklemek fantezisini geçtim de dün bir tanesiyle bir telefon muhabbetim yaptım, evlere şenlik. Aynen şöyle:
Çoban: 'Böyle de şöyle oldu. Bunu halletmeniz gerek. Bugün gelebilir misiniz?'
Adam: 'Gelirik. Adınız, telefon, adres'
Ç: 'Şöyle, şöyle. Bugün geliyorsunuz değil mi?'
A: 'Oldu. İyi gunner'
Ç: 'Bir dakika, kaçta gelirsiniz acaba?' (Ustaya saat sormak ve şans eseri verme gafletinde bulunduğu saatte geleceğine inanmak düpedüz aymazlık.)
A: 'Saat veremeyik'
Ç:'Tamam vermeyin de en azından gün dilimini söylerseniz...'
A: 'Ne dili söyliim?'
Ç: 'Yani sabah mı, öğlen mi, akşam mı'
A: 'Herhalde öğlene varmadan gelirik. Ama belki öğlen olur, hiç olmadı öğlenüstü (öğleden sonra sanırım) gelirik'
Ç: 'ahahahaa, geriye ne kaldı?
A: 'Oldu iyi gunner'
Dün geldiler mi? Ehehehe, biraz önce aradılar.
A: 'Ben gakgukdan arıyorum. Sizin ev nerdeydi?'
Ç: 'Dün bütün gün sizi bekledim. Kimse gelmedi'
A: '.............. Adresi alabilir miyim?'
Birazdan geleceklermiş.
Pöh.
Labels:
bıkkınlık,
Pis Ruh Halleri,
rezalet,
Usta,
zevzek
17 Nisan 2007
Bu haller çobanı şişler..
Geniş beden (XXL) bir haftasonundan sonra kaldık mı birkaç baş kuru soğan. Deniz sabah dayanamadı: 'çoban, helkes gitti, içimden bil yalnızlık hissi geliyol, sıkılıyolum'. Haklı, çocuk sever; bilmiyor ki çobananne, eğlenmiş olmakla birlikte biraz huzura erdi.
Yine de dengem bozuldu. Elimi işe süresim yok. Öyle yok ki, hani, bu kadar olur.
Bilmiyorum, acaba kalabalık mı bahaneydi çalışmamaya yoksa çalışma şevkimi kıran ve zinciri bozan kalabalık mı oldu. Bir an evvel bir çözüm bulmak lazım.
Hayır, 'söz konusu Mısır'daki firavun soyundan yaşlı teyzemin mirası, biraz beklemek lazım' kör inancımı yitirmeye başladım yavaş yavaş, bu kötüye işaret. Loto da bize çalışmıyo ki hay canına yandığımının.. Kendim için değil yani, Deniz için istiyorum; Sizi, bilmem nasıl yaparım ama, temin ederim. (temin ederim deyip iş bitmiyor, bir de teminat icraatı lazım gelir üstüne, hadi sıkıysa et bakalım. Velhasıl, komik laf..)
Pek yakında elime geçecek tom waits'in orpans: bawlers, brawlers, bastards'ı şimdi en yakın heyecan müsebbibim. Bu kadardır yani. Hayatı buna sabitleyesim geliyor bazen.
Şöyle güzel bi havada (yani yarı kapalı ve mümkünse yağmurlu) atlasam arabama boş boş gezsem şehir dışı yollarda, şu şarkıları dinlesem. Sonra mı? Yok sonrası o kadar işte.
Daha ne olsun.
Yine de dengem bozuldu. Elimi işe süresim yok. Öyle yok ki, hani, bu kadar olur.
Bilmiyorum, acaba kalabalık mı bahaneydi çalışmamaya yoksa çalışma şevkimi kıran ve zinciri bozan kalabalık mı oldu. Bir an evvel bir çözüm bulmak lazım.
Hayır, 'söz konusu Mısır'daki firavun soyundan yaşlı teyzemin mirası, biraz beklemek lazım' kör inancımı yitirmeye başladım yavaş yavaş, bu kötüye işaret. Loto da bize çalışmıyo ki hay canına yandığımının.. Kendim için değil yani, Deniz için istiyorum; Sizi, bilmem nasıl yaparım ama, temin ederim. (temin ederim deyip iş bitmiyor, bir de teminat icraatı lazım gelir üstüne, hadi sıkıysa et bakalım. Velhasıl, komik laf..)

Pek yakında elime geçecek tom waits'in orpans: bawlers, brawlers, bastards'ı şimdi en yakın heyecan müsebbibim. Bu kadardır yani. Hayatı buna sabitleyesim geliyor bazen.
Şöyle güzel bi havada (yani yarı kapalı ve mümkünse yağmurlu) atlasam arabama boş boş gezsem şehir dışı yollarda, şu şarkıları dinlesem. Sonra mı? Yok sonrası o kadar işte.
Daha ne olsun.
20 Mart 2007
Sal sul
Gemi de değil, bir sal yapmışız kendimize. Bulmuşuz bir yerlerden gözümüze sağlam görünen birkaç tahta parçası, biraz da ip bulmuşuz, hasbelkader. Bağlamışız, kendimizce, sıkıca. Atmışız kendimizi denize.
Bunun üzerinde kürek çekmişiz, kürek bulamayınca ellerimizle ilerlemişiz.
Sonra bakmışız dağılıyor sal dediğimiz. Yeniden inşa etmişiz, kıyıda. Ya da edememişiz öylece kalmış.
Böyle böyle ilerliyoruz işte hayat dediğimizin içinde.
Gitmeye amaç edinebileceğimiz bir kara parçası bile yokken. Atmışız kendimizi, atmışlar bizi denize.
Yelken yapsak? Yapmayalım yelken falan. İçini dolduracak rüzgar bulunamayacaksa, üflesek kaç yazar?
Ne gider ki bu sal?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)