Çokbilmiş bir yorum yapmam gerekirse yeni annelere, 'tutarlı olun yoksa birkaç sene sonra zılgıt yersiniz' diyeceğim.
Deniz bugün bana şunu dedi kırgın-azarlar bir ses tonuyla:
'Bilaz önce yapamazsın diyoldun şimdi izin veliyolsun... İnanılmaz! '
Buyrun sol yanağımı da döndüm. Haksız değil de, nebiliiim..
Aynı evde olup, oynamasak da sesini duymak farklı, tüm gün sesini duymayıp gece 2-3 saat sesini duymak çok farklı.
Sanırım bloga devamlı deniz yazmam da bu özlemin tezahürü.
Deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Aralık 2007
4 Aralık 2007
Tersine rüya...
Yalın gece billlüla göldüm. Muftakta sükülbe üstüme geliyoldu. Lüften gelme dedim. Dinlemedi beni. Tuatete kaçtım. Sonla gitti ben de senin odana gidip bil tane hıtka aldım kendime. Sonla teklal çıktı sükülbe, senin hıtkanı güp diye içine çekti. Ayakkabimi de aldı. Evimizin dikkötket odalali val, balkondan düşeliz diye kulplalı val kenallaldaymııış
Ben inşaat ediyolmuşum veee iki tane baca yapiyolmuşum. Evi becelme konusunda yaldım ediyolmuşsun banaaaaa.....
Meali:
Dün gece bir rüya göldüm. Mutfakta süpürge üstüme geliyoldu. Lütfen gelme dedim. Dinlemedi beni. Tualete kaçtım. Sonra gitti ben de senin odana gidip bil tane atkı aldım kendime. Sonra tekrar çıktı sükülbe, senin atkını hüüp diye içine çekti. Ayakkabımı da aldı. Evimizin dikdörtgen odaları var, balkondan düşeriz diye kulpları var kenardaymış.
Ben inşaat ediyormuşum veee iki tane baca yapıyormuşum. Evi becerme konusunda yardım ediyomuşsun banaa...
Ben inşaat ediyolmuşum veee iki tane baca yapiyolmuşum. Evi becelme konusunda yaldım ediyolmuşsun banaaaaa.....
Meali:
Dün gece bir rüya göldüm. Mutfakta süpürge üstüme geliyoldu. Lütfen gelme dedim. Dinlemedi beni. Tualete kaçtım. Sonra gitti ben de senin odana gidip bil tane atkı aldım kendime. Sonra tekrar çıktı sükülbe, senin atkını hüüp diye içine çekti. Ayakkabımı da aldı. Evimizin dikdörtgen odaları var, balkondan düşeriz diye kulpları var kenardaymış.
Ben inşaat ediyormuşum veee iki tane baca yapıyormuşum. Evi becerme konusunda yardım ediyomuşsun banaa...
3 Kasım 2007
Bi tavşan varmıııış, ödü mödü kopaaaaannn
Bugün Deniz'in okuldan arkadaşı Şaziye'nin doğumgünü. Annesi pek tatlı bir bayan. Evde değil de bir kulüpte yapmaya karar vermiş doğumgününü.
Arkadaşım iki gün öncesinden karar verdi kıyafetlerine. Şıkşıkıdım. Saçlarının önü dünden örgülüydü bugün kıvırcık olsun istediği için gece açmadı. Öğlen giyindiii, süslendiii ve gittik.
Kulübe girdik, alt kata indik. Çığlıklar, boğazlanma benzeri sesler vardı fakat eğlenceymiş ben ne biliim. Karanlık bir yerden geçip 'oyunodası' na girdik. Oyunodası gözle görülür penceresi olmayan (mikroskop serbest), muşamba tabanlı bir oda.
Ben olsam gazodası derdim daha çok andırıyor sanki. Görmüşlüğüm yok da tahmin ediyorum.
Ana o ne? Çocuklar halka, halkanın ortasında Batman, dışında Robin. İki adet sivilceli bey arkadaş. Kız çocuk partisine bi pamık prenses daha iyi giderdi sanki. Herkeş bağırıyor çağırıyor. Deniz'in teller kopmak üzere, 'ee iyi hadi çıkalım çoban' deyince anladım ki bugün eğlence günü olmayacak. İşkence günü olacağını çıkaramadım çoban kafamla.
Batman Deniz'e doğru seyirtip 'Hödödödöhehededee' diye birşeyler der demez Deniz 'böoooooooooooööö' diye ağlamaya başladı. Koala misali yapıştı. Bana tırmanma becerisine hayran kaldım. Bambu ağacıydım ben sanki. Deniz'i oyuncak bebeği gibi seven İffet arkadaşı hemen yanımıza geldi. 'Bak o gerçekten Batman diiil, şapka veriyo takıyoruz, oynuyoruz' gibi birşeyler anlatmaya çalıştı ama nafile. Deniz, koala halt etmiş, ahtapotvari bir yaklaşımla vücudumu kendisininkine yapıştırdı. Beş dakika aynı poz. Ortadan bel verdim sanıyorum. Bel başka yerden verilmez zaten, ayıp. Daha fazla Batman ve daha fazla ciyak çekemeyeceğime karar vererek Deniz'i 'amaan sonra geliriz gel yukarı çıkalım' diyerek anne kısmına götürdüm.
Ağlaması durmadı fakat. Yukarıda da aşağıdaki moron oyundan sıkılmış olan akıllı, aynı oranda hiperaktif birkaç oğlanın, zembereği boşalmış oyuncaklar gibi zıp bir oraya, zıp bir buraya koşmasıyla başı döndü hanfendinin. Yanıma geldi, ağlama devam... Bir ara su içip sakinleşti. Ben bir yandan kucağımdaki Koalakardeşle, bir yandan da yeni tanıştığım birkaç bayanla kısa özlü muhabbetler içindeyim. Tam duruldu, içeriye girecek, bir anne geldi. 'Bak o gerçek diil, kostüm o içinde bi abi var' der demez Deniz yine 'böohighgğhüohaaaaa' diye ağlamaya başladı. Yanımdaki akıllı ve sevimli anne Deniz'in kafasını başka yerlere çekmeyi becerdi. Biraz sakinleşti. Sonra da başka bir anne geldi 'sen niyeee aaaalıyoşun bakiiim' diye sordu. Deniz cevaben şunu dedi: 'bööühaühğhüahahaaaiööööö'. Allahım e durmuyo yav. Bir kişi daha seyirtirken ben 'yok bişi yok bişi aaaa abajura bak, bizim evdekinden' diyodum...Bizim evde benzer abajur var mı onun bile ayırdında değilim. Deniz en son kafasını bana yaslayıp 'çoban, altık bu konuda konuşmak istemiyolum' dedi. 'Tamam' dedim ve söz verdiğim gibi bir daha konuşmadım.
Gelip ilgi gösteren annelere de 'şimdi bu konuyu konuşmuyoruz biz' demek ayıp olacaktı, oldu da. )))))
Sonra aşağıdaki çocuklar geldi, deniz biraz düzeldi. Masanın etrafına oturup yiyecek yemeye başladılar. Deniz güzel bir yere konuşlandı. İyiydi. Derken batman abi çıkagelmesin mi. Aaaaaa. Git gitt...Hem de denizin tam karşısında durup çatlak sesiyle bişiiler bağırıyo. Denize baktım garibim, yutkunmaya başladı. Kaşlar çatı haline gelip en son gözlerini kapattığında yanına seyirttim. Şaziye'nin annesi batmani denizin arkasına bir yere konuşlandırıp kafasındaki salak batman maskesini çıkarmasını buyurdu. Çocukcağız emirlere itaat etti. Deniz benim elimi bir dakika bile bırakmadı. Ben cüce masasıyla cüce sandalyelerinin arasında biryerde mahçup mahçup bir yandan denizin elini tutmaya çalışıp bir yandan alaturka helada iş üstündeymiş gibi bir pozda objektiflerin hepsine gülümsedim.... meye çalıştım en azından. Diyeceğim o ki, fotoğrafların hepsinde biz çıktık, ben ağlamaklı, Deniz ağlak. Fotoğrafları çok merak ediyorum.
Tahmin oluncağı üzere, Denizkızının ağlaması durmadı. Bir yandan vişne suyu ve su, bir yandan garip şekilli pudra şekerli bir kurabiye arada veriyorum kafası dağılsın diye.
Sonunda o kadar hıçkırık ve o kadar su, pasta masta yüzünden, bir miktar da ağlamamak için kendisini kastığından, kustu.
O sırada artık benim sinirler kadayıftı.
Tuvalet nerde?
Temizlendik. Çok iyi davrandım Deniz'e, kendimle gurur duyuyorum.
Denizcim hadi gidiyoruz.
Annesi çok üzüldü beş kere özür diledi (yazık, kadıncaaz, ne kabahatin var da özür diliyosun), babası on kere hoşçakalın dedi (zannımca o pek bi mutlu oldu)
Ben de bu partiden ürkek tavşanımın elinden tutarak çıktım.
Bir daha kulüp partisine gidilmeyecek.
E bu da bişiidir... Güzeeel...
Dee. evde tavşan beslediğimi bilmiyodum, değişik bişii oldu bana.
PS. Çok şaşırıp da soranlara 'çok hassas benim kızım, iiiküüüsü yüksek napiim' diyecem, 'ödlek' demenin annecesi. Canım, yazık.
Arkadaşım iki gün öncesinden karar verdi kıyafetlerine. Şıkşıkıdım. Saçlarının önü dünden örgülüydü bugün kıvırcık olsun istediği için gece açmadı. Öğlen giyindiii, süslendiii ve gittik.
Kulübe girdik, alt kata indik. Çığlıklar, boğazlanma benzeri sesler vardı fakat eğlenceymiş ben ne biliim. Karanlık bir yerden geçip 'oyunodası' na girdik. Oyunodası gözle görülür penceresi olmayan (mikroskop serbest), muşamba tabanlı bir oda.
Ben olsam gazodası derdim daha çok andırıyor sanki. Görmüşlüğüm yok da tahmin ediyorum.
Ana o ne? Çocuklar halka, halkanın ortasında Batman, dışında Robin. İki adet sivilceli bey arkadaş. Kız çocuk partisine bi pamık prenses daha iyi giderdi sanki. Herkeş bağırıyor çağırıyor. Deniz'in teller kopmak üzere, 'ee iyi hadi çıkalım çoban' deyince anladım ki bugün eğlence günü olmayacak. İşkence günü olacağını çıkaramadım çoban kafamla.
Batman Deniz'e doğru seyirtip 'Hödödödöhehededee' diye birşeyler der demez Deniz 'böoooooooooooööö' diye ağlamaya başladı. Koala misali yapıştı. Bana tırmanma becerisine hayran kaldım. Bambu ağacıydım ben sanki. Deniz'i oyuncak bebeği gibi seven İffet arkadaşı hemen yanımıza geldi. 'Bak o gerçekten Batman diiil, şapka veriyo takıyoruz, oynuyoruz' gibi birşeyler anlatmaya çalıştı ama nafile. Deniz, koala halt etmiş, ahtapotvari bir yaklaşımla vücudumu kendisininkine yapıştırdı. Beş dakika aynı poz. Ortadan bel verdim sanıyorum. Bel başka yerden verilmez zaten, ayıp. Daha fazla Batman ve daha fazla ciyak çekemeyeceğime karar vererek Deniz'i 'amaan sonra geliriz gel yukarı çıkalım' diyerek anne kısmına götürdüm.
Ağlaması durmadı fakat. Yukarıda da aşağıdaki moron oyundan sıkılmış olan akıllı, aynı oranda hiperaktif birkaç oğlanın, zembereği boşalmış oyuncaklar gibi zıp bir oraya, zıp bir buraya koşmasıyla başı döndü hanfendinin. Yanıma geldi, ağlama devam... Bir ara su içip sakinleşti. Ben bir yandan kucağımdaki Koalakardeşle, bir yandan da yeni tanıştığım birkaç bayanla kısa özlü muhabbetler içindeyim. Tam duruldu, içeriye girecek, bir anne geldi. 'Bak o gerçek diil, kostüm o içinde bi abi var' der demez Deniz yine 'böohighgğhüohaaaaa' diye ağlamaya başladı. Yanımdaki akıllı ve sevimli anne Deniz'in kafasını başka yerlere çekmeyi becerdi. Biraz sakinleşti. Sonra da başka bir anne geldi 'sen niyeee aaaalıyoşun bakiiim' diye sordu. Deniz cevaben şunu dedi: 'bööühaühğhüahahaaaiööööö'. Allahım e durmuyo yav. Bir kişi daha seyirtirken ben 'yok bişi yok bişi aaaa abajura bak, bizim evdekinden' diyodum...Bizim evde benzer abajur var mı onun bile ayırdında değilim. Deniz en son kafasını bana yaslayıp 'çoban, altık bu konuda konuşmak istemiyolum' dedi. 'Tamam' dedim ve söz verdiğim gibi bir daha konuşmadım.
Gelip ilgi gösteren annelere de 'şimdi bu konuyu konuşmuyoruz biz' demek ayıp olacaktı, oldu da. )))))
Sonra aşağıdaki çocuklar geldi, deniz biraz düzeldi. Masanın etrafına oturup yiyecek yemeye başladılar. Deniz güzel bir yere konuşlandı. İyiydi. Derken batman abi çıkagelmesin mi. Aaaaaa. Git gitt...Hem de denizin tam karşısında durup çatlak sesiyle bişiiler bağırıyo. Denize baktım garibim, yutkunmaya başladı. Kaşlar çatı haline gelip en son gözlerini kapattığında yanına seyirttim. Şaziye'nin annesi batmani denizin arkasına bir yere konuşlandırıp kafasındaki salak batman maskesini çıkarmasını buyurdu. Çocukcağız emirlere itaat etti. Deniz benim elimi bir dakika bile bırakmadı. Ben cüce masasıyla cüce sandalyelerinin arasında biryerde mahçup mahçup bir yandan denizin elini tutmaya çalışıp bir yandan alaturka helada iş üstündeymiş gibi bir pozda objektiflerin hepsine gülümsedim.... meye çalıştım en azından. Diyeceğim o ki, fotoğrafların hepsinde biz çıktık, ben ağlamaklı, Deniz ağlak. Fotoğrafları çok merak ediyorum.
Tahmin oluncağı üzere, Denizkızının ağlaması durmadı. Bir yandan vişne suyu ve su, bir yandan garip şekilli pudra şekerli bir kurabiye arada veriyorum kafası dağılsın diye.
Sonunda o kadar hıçkırık ve o kadar su, pasta masta yüzünden, bir miktar da ağlamamak için kendisini kastığından, kustu.
O sırada artık benim sinirler kadayıftı.
Tuvalet nerde?
Temizlendik. Çok iyi davrandım Deniz'e, kendimle gurur duyuyorum.
Denizcim hadi gidiyoruz.
Annesi çok üzüldü beş kere özür diledi (yazık, kadıncaaz, ne kabahatin var da özür diliyosun), babası on kere hoşçakalın dedi (zannımca o pek bi mutlu oldu)
Ben de bu partiden ürkek tavşanımın elinden tutarak çıktım.
Bir daha kulüp partisine gidilmeyecek.
E bu da bişiidir... Güzeeel...
Dee. evde tavşan beslediğimi bilmiyodum, değişik bişii oldu bana.
PS. Çok şaşırıp da soranlara 'çok hassas benim kızım, iiiküüüsü yüksek napiim' diyecem, 'ödlek' demenin annecesi. Canım, yazık.
22 Ekim 2007
Galiba fahri erkekim ben...
Gittik bir yapboz aldık. Bir de su böreği. Hiç yapacak halim yok. Oysa yalancı su böreği yapmayı geçen gün annemden öğrendim.
Etek giyip, saç yaptırıp, makyaj yapacak halim yok, analar partisine... Bir kot giydim, bir tşört. Saçlarımı rüzgara bıraktım.
SORU1: Hangi cinsiyet bu şekilde giyinip çıkar, hem de ilk defa, hemcinslerinin karşısına?
Tahmin ettiğim yere gittim. E yok bunların evleri orda. Hemen aradım.
Aloo demeye lüzum görmedi...:
'Aaaa, çoban, bulamadın mı yoksa?'
'Eehee, yani ben buldum tabii de, nasın gircem ben oraya'
'U dönüşü yapcan, tamam mı?'
'Iıı, aa, tamam tabii yaa'
SORU2: Hangi cinsiyet yolu bulamayınca gururuna yediremediği için kimseye sormaz?
Yarım saat sonra balkondan el salladılar bize. Çıkçıkbitmez merdivenlerden çıktık.
İyi, ev sahibesi benim gibi giyinmiş.
'Nerden kaldın yaa' ve 'evi bulamadın di mi' sorularını şöyle savuşturdum:
'Amaaan, çerkes tavuğu. Hmm. Başlamadık mı yemeğe?'
SORU3: Hankı cinsiyet önce midesini düşünür?
Ben yemem çok aslında ama nasıl açım nasıl açım... Yahu, bi türlü oturmuyolar. Daha gelcek iki aile varmış. Bir anne elimi sıktı, 'benim isimlerle aram yok, çok özür dilerim. Hiç hatırlayamam' falan diyo. 'Ben Fikriye' dedi. 'Merebaa, mereba, memnun oldum, benim de çok yoktur dert etmeyin' dedim. Elimi bırakmadı bir iki saniye kadar, gözlerimin dibine bakıyo. Önce sandım ki şefkat istiyor, kendime çekip yanacıklarından öptüm. Pozisyonun bozulmamasından anladım ki, ismimi unutmuş.. Tekrar sormadan öğrenmek için bu kadar lakırdı. 'Ben çoban' diyince rahatladı. Biraz kendisiyle muhabbet ettik ve benim şişman sandığım bu anne meğer ikinciye hamileymiş. Hmm iyi ki bişii demedim. Çünkü hatırlarım eskiden işyerimde tuvalette bi kızın göbeğine elimi koyup 'kaç aylık' diye sormuştum. Bittabii, gerisini anlatmak istemiyorum. Sonuçta çocuğu olmadı..
SORU4: Hamilelikle şişmanlığı karıştıran cinsiyet hankısıdır?
Konuşkan ve sevimli bi anne var. Ben de ilk onu tanımıştım zaten. Adı Latife. Latife sen ne zaman geldin, Latife sen nerde çalışıyon gibi sorular sormaya başladım. 'Çok soru sorulmasını sevmiyo galiba, yüzü buruşuyo' derken, toplantının son bir saatinde o annenin adının Latife değil Melahat olduğunu öğrendim.
Burda soru moru yok, herkeşin başına gelebilir.
Ay sonunda yemeee oturduk. Aldığım su böreğini yedim, çerkes tavuğu yedim. Üstünde fasülyeleri olan bi salata yedim. Bişi daha yedim. Ama içemedim kardişim. Carcarcarcar herkes birbiriyle muhabbet ediyor ama "kim saniyede daha fazla şey söyler ve dahi yüksek sesle" yarışına girmiş. Arkadaki pencereye dalıp dalıp gidiyorum. Tam karşımdaki anne işkilleniyo, devamlı poposunu kaldırıp sandalyede farklı yerlere koyuyor. Bir kere gözgöze geldik, bana gülümsedi. Ben anladım ki, ben pencereye baktıkça o kendisine baktığımı sanıyor ve ben şaşıyım diye bana üzülüyor için için. Kimbilir kaç kere güldü bana da ben farkına varmadım. Bu da ayıp hanesine ikinci çarpıyı gerektirir.
Bir ara irkildim, lafın sonunda çoban hitabı vardı. Eveet tabii dedim gülümseyerek. Yandaki kaçlısın diye tekrar etti soruyu. Ben oossdört yaşındayım deyince bir iki es'ten sonra 'aaa' nidaları çıktı. Olsun, ben alışkınım. Cep konyaaa mı getirsemdi? Çay alır mısın diyo Nazmiye evsahibi. Ben içmem diyorum.
'Ne içersin' diyince 'hiiç, su içiim bari' diyebiliyorum. Rakı var mı rakıııı?
Deniz gidip gidip geliyo garibim. Anlamalıydım.
Bir müddet onunla oynayıp rehabilite oluyorum.
Aaaay, hiçbişii yemediniz diyo Nazmiye. 'Ben yedim, onlar yemedi' diye diğerlerini gammazlıyorum işaret parmağımla.. Mutlu mutlu gülüyorum.
SORU5: Biliyosun soruyu.
Okul muhabbeti. Aaaayyyihhhggttt.. Hayatimin en kötü günü bu olsa gerek. Eski okulum hakkında konuşuyorlar. Atıp atıp tutuyorlar. Hiçbişii demem. Banne. Sen nereye vercen diyince bilmiyorum diyorum.
Bir yarım saat sonra herkes şeceresini dökmeye başlarken konu hangi okuldan mezunsuna varınca orda anlıyorlar ama hiçbiri dediklerimiz doğru muydu diye sormuyo. Alllahtan. Bu sırada sandalyede bağdaş kurmuşum. Hafif hafif göbeeeem kaşınıyo..
Bir anne kulaklarının kepçe olduğunu söylüyor. Hanife. Kimse farketmemiş ki kulaklarının kepçe olduğunu.. Hanife bize gelmeden önce kuvaföre gitmiş üstüne simli bişiiler giymiş, kolsuz. Bir gri pantelon, bol makyac. 'Nebliiim kimle karşılaşacağımı, böyle candan olduğunuzu ne biliiim' derken sol gözünün akıyla bana baktığını hissettim. Kırık saç uçlarımla spor çoraplarıma baktım. İki salise içinde damdaki kumrulara bakıp 'Hangisi kumru hangisi güvercin diye bi soru atsam ortaya aceba hangisi bilebilir?' diye düşünüyodum. Nazmiyeye tuvaleti sordum. Geri döndüğümde tuvalette aklıma gelen ''kepçe kulak için emirgandan koysan boğaza süzüle süzüle iner' derlermiş' lafını dedim. Hanife matrak bi kız yine de, çok güldü. Biraz pişman oldum, dalga geçmek için söylüyorum sanabilirlerdi, ben severim kepçekulak.
Bu nedenledir ki, kulağını yapıştıran model arkadaşı bahis konusu etmeden 'eee şimdi ne kadar var doğuma?' diye öteki arkadaşa bulaştım.
SORU6: Patavatsızlık teoride cinse özgü olmasa da, uygulamada erkekler üstündür. Not: ama bu bi soru diil ki!! (bkz.cesur civciv)
Bi çocuk su istedi benden. Götürünce diğer 7 çocuk daha istedi su. Hepsini götürünce Deniz bana 'Çoban, artık sen şimdii bizim hizmetçimizmişsiiiin' diye oyun yarattı.. Suları içerken tüm kızlar büyümüş de küçülmüş gibi nazik nazik pozlardaydılar. Ben komiklik olsun diye hüüüüüüüüpfffff diye içtim. Normalde öyle içmem.. Bi kızın gözünde korku, diğerinin kaşlarını çatık görünce Deniz'e baktım. Kikiridiyodu. Rahatladım. Yine de suyumu uslu uslu içmeye karar verdim.
Bir ara 2 m2lik balkonda üstüsteyken kendimi aşağı salıversem güle mi çakılırım ıhlamura mı hesapları yapıyodum.
Giderken biz de bekleriz demedim.
Kesin erkekim. Bildim.
PS. İsimler gerçek diil tabii. Bi deniz gerçek, bi çoban.
PS2. Tuvalete lavabo diyor herkes benim dışımda.. Çünkü, lavaboya çiş yapmak iğrenç bişi bence..
PS3. Yoort denize sordu dun, nerdeymis evleri diye. Deniz u dönüşü yaptık dedi. ))))
Etek giyip, saç yaptırıp, makyaj yapacak halim yok, analar partisine... Bir kot giydim, bir tşört. Saçlarımı rüzgara bıraktım.
SORU1: Hangi cinsiyet bu şekilde giyinip çıkar, hem de ilk defa, hemcinslerinin karşısına?
Tahmin ettiğim yere gittim. E yok bunların evleri orda. Hemen aradım.
Aloo demeye lüzum görmedi...:
'Aaaa, çoban, bulamadın mı yoksa?'
'Eehee, yani ben buldum tabii de, nasın gircem ben oraya'
'U dönüşü yapcan, tamam mı?'
'Iıı, aa, tamam tabii yaa'
SORU2: Hangi cinsiyet yolu bulamayınca gururuna yediremediği için kimseye sormaz?
Yarım saat sonra balkondan el salladılar bize. Çıkçıkbitmez merdivenlerden çıktık.
İyi, ev sahibesi benim gibi giyinmiş.
'Nerden kaldın yaa' ve 'evi bulamadın di mi' sorularını şöyle savuşturdum:
'Amaaan, çerkes tavuğu. Hmm. Başlamadık mı yemeğe?'
SORU3: Hankı cinsiyet önce midesini düşünür?
Ben yemem çok aslında ama nasıl açım nasıl açım... Yahu, bi türlü oturmuyolar. Daha gelcek iki aile varmış. Bir anne elimi sıktı, 'benim isimlerle aram yok, çok özür dilerim. Hiç hatırlayamam' falan diyo. 'Ben Fikriye' dedi. 'Merebaa, mereba, memnun oldum, benim de çok yoktur dert etmeyin' dedim. Elimi bırakmadı bir iki saniye kadar, gözlerimin dibine bakıyo. Önce sandım ki şefkat istiyor, kendime çekip yanacıklarından öptüm. Pozisyonun bozulmamasından anladım ki, ismimi unutmuş.. Tekrar sormadan öğrenmek için bu kadar lakırdı. 'Ben çoban' diyince rahatladı. Biraz kendisiyle muhabbet ettik ve benim şişman sandığım bu anne meğer ikinciye hamileymiş. Hmm iyi ki bişii demedim. Çünkü hatırlarım eskiden işyerimde tuvalette bi kızın göbeğine elimi koyup 'kaç aylık' diye sormuştum. Bittabii, gerisini anlatmak istemiyorum. Sonuçta çocuğu olmadı..
SORU4: Hamilelikle şişmanlığı karıştıran cinsiyet hankısıdır?
Konuşkan ve sevimli bi anne var. Ben de ilk onu tanımıştım zaten. Adı Latife. Latife sen ne zaman geldin, Latife sen nerde çalışıyon gibi sorular sormaya başladım. 'Çok soru sorulmasını sevmiyo galiba, yüzü buruşuyo' derken, toplantının son bir saatinde o annenin adının Latife değil Melahat olduğunu öğrendim.
Burda soru moru yok, herkeşin başına gelebilir.
Ay sonunda yemeee oturduk. Aldığım su böreğini yedim, çerkes tavuğu yedim. Üstünde fasülyeleri olan bi salata yedim. Bişi daha yedim. Ama içemedim kardişim. Carcarcarcar herkes birbiriyle muhabbet ediyor ama "kim saniyede daha fazla şey söyler ve dahi yüksek sesle" yarışına girmiş. Arkadaki pencereye dalıp dalıp gidiyorum. Tam karşımdaki anne işkilleniyo, devamlı poposunu kaldırıp sandalyede farklı yerlere koyuyor. Bir kere gözgöze geldik, bana gülümsedi. Ben anladım ki, ben pencereye baktıkça o kendisine baktığımı sanıyor ve ben şaşıyım diye bana üzülüyor için için. Kimbilir kaç kere güldü bana da ben farkına varmadım. Bu da ayıp hanesine ikinci çarpıyı gerektirir.
Bir ara irkildim, lafın sonunda çoban hitabı vardı. Eveet tabii dedim gülümseyerek. Yandaki kaçlısın diye tekrar etti soruyu. Ben oossdört yaşındayım deyince bir iki es'ten sonra 'aaa' nidaları çıktı. Olsun, ben alışkınım. Cep konyaaa mı getirsemdi? Çay alır mısın diyo Nazmiye evsahibi. Ben içmem diyorum.
'Ne içersin' diyince 'hiiç, su içiim bari' diyebiliyorum. Rakı var mı rakıııı?
Deniz gidip gidip geliyo garibim. Anlamalıydım.
Bir müddet onunla oynayıp rehabilite oluyorum.
Aaaay, hiçbişii yemediniz diyo Nazmiye. 'Ben yedim, onlar yemedi' diye diğerlerini gammazlıyorum işaret parmağımla.. Mutlu mutlu gülüyorum.
SORU5: Biliyosun soruyu.
Okul muhabbeti. Aaaayyyihhhggttt.. Hayatimin en kötü günü bu olsa gerek. Eski okulum hakkında konuşuyorlar. Atıp atıp tutuyorlar. Hiçbişii demem. Banne. Sen nereye vercen diyince bilmiyorum diyorum.
Bir yarım saat sonra herkes şeceresini dökmeye başlarken konu hangi okuldan mezunsuna varınca orda anlıyorlar ama hiçbiri dediklerimiz doğru muydu diye sormuyo. Alllahtan. Bu sırada sandalyede bağdaş kurmuşum. Hafif hafif göbeeeem kaşınıyo..
Bir anne kulaklarının kepçe olduğunu söylüyor. Hanife. Kimse farketmemiş ki kulaklarının kepçe olduğunu.. Hanife bize gelmeden önce kuvaföre gitmiş üstüne simli bişiiler giymiş, kolsuz. Bir gri pantelon, bol makyac. 'Nebliiim kimle karşılaşacağımı, böyle candan olduğunuzu ne biliiim' derken sol gözünün akıyla bana baktığını hissettim. Kırık saç uçlarımla spor çoraplarıma baktım. İki salise içinde damdaki kumrulara bakıp 'Hangisi kumru hangisi güvercin diye bi soru atsam ortaya aceba hangisi bilebilir?' diye düşünüyodum. Nazmiyeye tuvaleti sordum. Geri döndüğümde tuvalette aklıma gelen ''kepçe kulak için emirgandan koysan boğaza süzüle süzüle iner' derlermiş' lafını dedim. Hanife matrak bi kız yine de, çok güldü. Biraz pişman oldum, dalga geçmek için söylüyorum sanabilirlerdi, ben severim kepçekulak.
Bu nedenledir ki, kulağını yapıştıran model arkadaşı bahis konusu etmeden 'eee şimdi ne kadar var doğuma?' diye öteki arkadaşa bulaştım.
SORU6: Patavatsızlık teoride cinse özgü olmasa da, uygulamada erkekler üstündür. Not: ama bu bi soru diil ki!! (bkz.cesur civciv)
Bi çocuk su istedi benden. Götürünce diğer 7 çocuk daha istedi su. Hepsini götürünce Deniz bana 'Çoban, artık sen şimdii bizim hizmetçimizmişsiiiin' diye oyun yarattı.. Suları içerken tüm kızlar büyümüş de küçülmüş gibi nazik nazik pozlardaydılar. Ben komiklik olsun diye hüüüüüüüüpfffff diye içtim. Normalde öyle içmem.. Bi kızın gözünde korku, diğerinin kaşlarını çatık görünce Deniz'e baktım. Kikiridiyodu. Rahatladım. Yine de suyumu uslu uslu içmeye karar verdim.
Bir ara 2 m2lik balkonda üstüsteyken kendimi aşağı salıversem güle mi çakılırım ıhlamura mı hesapları yapıyodum.
Giderken biz de bekleriz demedim.
Kesin erkekim. Bildim.
PS. İsimler gerçek diil tabii. Bi deniz gerçek, bi çoban.
PS2. Tuvalete lavabo diyor herkes benim dışımda.. Çünkü, lavaboya çiş yapmak iğrenç bişi bence..
PS3. Yoort denize sordu dun, nerdeymis evleri diye. Deniz u dönüşü yaptık dedi. ))))
4 Ekim 2007
O şimdi biiii dadıııı, öhhh ne uzun yazıııı
Çaycığıma çok üzüldüm. Empati diyorlar, ondan bu konu çerçevesinde bende var. Güzel gözlümün dadısını nasıl kovduğunu anlatıyor. Eski zamanlarım aklıma geldi. Ne iç sıkıntısıydı yarebbim.
Ben 12 dadı eskittim. Galiba 12ydi. Şimdi yazınca muhasebeyi görürüz.
Bunu duyan herkes bende bir gariplik olduğunu, daha doğrusu mannnnnnnyyyaak olduğumu düşünür. Düşünüyordur. Doğrudur belki bilmiyorum. Buyrun.
1. Nermin: Denizin doğumundan önce işe aldığım muhteşem ter kokulu bir bayandı. Ter kokusu eve girer girmez iki katı birden kaplardı. Bilmiyorum, o dönemlerde eline bile veremezdim denizi. O yüzden daha cevval birini aramaya başladım.
2. Mürvet: Kadın çok cevvaldi, evet. Beni ilk zamanlarda acayip rahatlattı. Denizi severken ultra soprano gür sesi bile katlanılabilir gibiydi. Kal deyince akşam bir saat daha kalırdı. Ama zamanın parasıyla ekstra 20ytl'yi taksi parası olarak cebe indirir sonra bizim siteden otostop çekerdi. Bunları anlayabiliyorum ama bulimik hallerine tahammül edemedim. Haklıyımdır. Ramazanda tüm gün oruç tutup akşam yedikten sonra böööööğğğğh diye kusan ve bunu çok normel karşılayan bir hanfendiye denizi teslim edeceğim, öyle mi?
3. Rukiye: Allahım ne düzgün bir kızdı. İki tane çocuğu vardı. Akşamları kocası geç geldin diye kızmaya başlayınca ayrılmak istediğini söyledi. Ayrıldı. Durun bu kızın devamı var.
4. Meltem: Çok iyi niyetli bir kızdı. Devamlı burnundan sümükleri akan veya akmasa da alışkanlık edinmiş olduğu için snıııfff diye evde gezen bir kızdı. En son elini cifle yıkadığı için hijyen mefhumunun olmadığını farkettim. Güvenemedim. Ya denizin poposunu cifleseydi. Ne gülüyon?
5. Zeynep: Soyadı uyanık olduğunu ifade etse de acayip bir açıkağızlıydı. Ne söylediğimi anlardı, ne yaptığımı yapabilirdi. En son yolda regl olduğu için donunu yıkayıp, lekesi çıkmayan donu bizim girişin kaloriferine astığında galiba olmayacak diye düşünmüştüm. Ama olacak gibi değildi. Kıza süt yerine rakı vermesi çoook olasıydı.
6. Adını hatırlamadığım kız: Sigara düşmanıyız o zaman. Hala evin içinde içilmesine düşmanız. Hatta annemlerin evinde bile aradasırada uğrarız diye babama sadece 'baloda' diye adlandırdığı balkonodasında içmesini dikte etmişliğim vardır. Bu kurala uyarlar gariplerim. Canlarım. Ben de az diktatör değilim, evet. Gücüm yetene... Neyse, kız dedi ki, ben içmem sigara. İyiydi de, açık görüşlüydü. Pek garipti ama, ben tişörtle gezerken o kalın kazaklar giyerdi evde ve burası sıcak derdi. Ahahahe.eiehniehnareh...İlk gün bana demez mi sigaranız var mı. Hııı dedim. Ben şimdi balkonda bi tane içsem? Git sen evinde iç dedim. Hayır, ne yalan söylüyosun. Madem söyledin niye devam ettirmiyorsun di mi... Birşey istemiştim kızdan birgün de 'bi dakka çayımı içiiim de sonra bakarız' diyince ipini çekmiştim sanırım.
7.İki günlügüne bir kız geldi. Çocuk gelişim mezunu. Bu kadar mı düzgün olunur. Bana uzun uzun anlattı: biri bunu istiyormuş da annesi babası verirse gidecekmiş mecburen. Bişiiler bişiiler. Ben de ablayım ya, canım yazık bak ekonomik özgürlüğün var şudur budur cart curt diye. Bu kadar enayi olunur. Ertesi sabah kalktığımda ne kız vardı ne fotograf makinemiz. Sonra peşine düştük seni polise vericez diyince erkek kardeşi kamerayı geri getirmişti.
8. Bi kadın geldi. Adını yine hatırlamıyorum. Bu da iki gün kaldı çünkü. Devamlı herşeye karışıyor, çorbaya niye öööle şunları bunları koymuyosunuz. Niye bal vermiyosunuz ki, ben vermiştim bişiicik olmamıştı diyo. (altı aylık çccuğuna bal vermiş de, iyi yaşıyor çocuk, bişii olmamış). Sonra kadına taktım ben. Bişiiileri ters. Bi baktım yalan üstüne yalan söylemiş bana. Mayk Hammer gibi tüm yalanlarını yüzüne çemkirdim. Aman şimdi detaya girmiycem.
9. Emine: Ay ne hoş kız. Varoş güzellerinden. Denize ilk şarkısın öğretmişti: ooofffoofff komür gibi yanıyorum oooofffoofff... Olsun, beğendik çok, en uzun devam ettiğimiz kızdı. Onu alıp tatile bile götürdük. Sana layık değil ama... da dedik... Kız tatil boyunca bira üstüne bira içti. Ara ara tuvalete kapanır ve birileriyle telefonda konuşurdu. En son denize minik bebekken bak simdi seninle ugrasamam, sakin aglama, zaten cok sıkkınım dediğinde suratının ortasına çakasım gelmişti. Kızın meğer bir aşnafişna olayları varmış. Amaaan çok komikti. Üstelik zaten sigara da içiyormuş. Ama bu akıllı gelmeden önce ve gittikten sonra içiyormuş. Bana uyar.
10. Tekrar rukiye. Naaapiim. Bu sefer akşam saatini bir saat geriye çekersem kocası izin verir diye düşündüm. Bu kız da enteresan bi alevi. Bi kere ultrasüpermegabişii kadar gururlu ve alıngan. Kaşın kalktı mı kıllanıyo. Bir ara kapı çaldı bi baktım kadının kocası ve kızı, adam kızı elime verdi ve gitti. Hıı dedim, aaa melodi denizi ziyarete geldi dedi. Acayip kızdığımı hatırlıyorum. Nooluyoruz ya, burası işyeri. Kız çok gururluydu ama ben surat astım diye iki hafta suratıma bakmadı. Canım yazık. Neyse sonra bunların bi arsaları vardı sattılar o yüzden ellerine para geçti diye kız ben artık çalışmıycam evime bakıcam diye tekrar ayrıldı. Bi daaa çaaaran na bööle olsun.
11. Ülkü: Memnunum. 2 sene oldu. 2 sene içinde 10 kadın değiştiren için az değil. Arasıra vazgeçemediği yalanları, herşeyi biryere tıkıştırması, sallaması, uyanık geçinmesi... Dönem dönem para az diye greve gitmesi dışında denizle çok iyi anlaştığı için sevdim. Bir kere bile sesi yükselmedi, sabrını kaybetmedi. Deniz onu çok seviyor. Aslında astarında ben de seviyorum bi miktar.
Bunların arasında bir yerde, karar verdim. Bunlara bırakıp işime dönemem diye. Ama işime de gelmişti ne yalan söölim. Biraz durumumuz müsaitti. Tabii çalışsam yoorrt bu kadar stres altında kalmazdı. Ona borcum var.
Bakalım. Bi dakka ya 11 oldu, 12. kimdi ve neydi acaba.
Amaaaan sallaaaaa...
Ben 12 dadı eskittim. Galiba 12ydi. Şimdi yazınca muhasebeyi görürüz.
Bunu duyan herkes bende bir gariplik olduğunu, daha doğrusu mannnnnnnyyyaak olduğumu düşünür. Düşünüyordur. Doğrudur belki bilmiyorum. Buyrun.
1. Nermin: Denizin doğumundan önce işe aldığım muhteşem ter kokulu bir bayandı. Ter kokusu eve girer girmez iki katı birden kaplardı. Bilmiyorum, o dönemlerde eline bile veremezdim denizi. O yüzden daha cevval birini aramaya başladım.
2. Mürvet: Kadın çok cevvaldi, evet. Beni ilk zamanlarda acayip rahatlattı. Denizi severken ultra soprano gür sesi bile katlanılabilir gibiydi. Kal deyince akşam bir saat daha kalırdı. Ama zamanın parasıyla ekstra 20ytl'yi taksi parası olarak cebe indirir sonra bizim siteden otostop çekerdi. Bunları anlayabiliyorum ama bulimik hallerine tahammül edemedim. Haklıyımdır. Ramazanda tüm gün oruç tutup akşam yedikten sonra böööööğğğğh diye kusan ve bunu çok normel karşılayan bir hanfendiye denizi teslim edeceğim, öyle mi?
3. Rukiye: Allahım ne düzgün bir kızdı. İki tane çocuğu vardı. Akşamları kocası geç geldin diye kızmaya başlayınca ayrılmak istediğini söyledi. Ayrıldı. Durun bu kızın devamı var.
4. Meltem: Çok iyi niyetli bir kızdı. Devamlı burnundan sümükleri akan veya akmasa da alışkanlık edinmiş olduğu için snıııfff diye evde gezen bir kızdı. En son elini cifle yıkadığı için hijyen mefhumunun olmadığını farkettim. Güvenemedim. Ya denizin poposunu cifleseydi. Ne gülüyon?
5. Zeynep: Soyadı uyanık olduğunu ifade etse de acayip bir açıkağızlıydı. Ne söylediğimi anlardı, ne yaptığımı yapabilirdi. En son yolda regl olduğu için donunu yıkayıp, lekesi çıkmayan donu bizim girişin kaloriferine astığında galiba olmayacak diye düşünmüştüm. Ama olacak gibi değildi. Kıza süt yerine rakı vermesi çoook olasıydı.
6. Adını hatırlamadığım kız: Sigara düşmanıyız o zaman. Hala evin içinde içilmesine düşmanız. Hatta annemlerin evinde bile aradasırada uğrarız diye babama sadece 'baloda' diye adlandırdığı balkonodasında içmesini dikte etmişliğim vardır. Bu kurala uyarlar gariplerim. Canlarım. Ben de az diktatör değilim, evet. Gücüm yetene... Neyse, kız dedi ki, ben içmem sigara. İyiydi de, açık görüşlüydü. Pek garipti ama, ben tişörtle gezerken o kalın kazaklar giyerdi evde ve burası sıcak derdi. Ahahahe.eiehniehnareh...İlk gün bana demez mi sigaranız var mı. Hııı dedim. Ben şimdi balkonda bi tane içsem? Git sen evinde iç dedim. Hayır, ne yalan söylüyosun. Madem söyledin niye devam ettirmiyorsun di mi... Birşey istemiştim kızdan birgün de 'bi dakka çayımı içiiim de sonra bakarız' diyince ipini çekmiştim sanırım.
7.İki günlügüne bir kız geldi. Çocuk gelişim mezunu. Bu kadar mı düzgün olunur. Bana uzun uzun anlattı: biri bunu istiyormuş da annesi babası verirse gidecekmiş mecburen. Bişiiler bişiiler. Ben de ablayım ya, canım yazık bak ekonomik özgürlüğün var şudur budur cart curt diye. Bu kadar enayi olunur. Ertesi sabah kalktığımda ne kız vardı ne fotograf makinemiz. Sonra peşine düştük seni polise vericez diyince erkek kardeşi kamerayı geri getirmişti.
8. Bi kadın geldi. Adını yine hatırlamıyorum. Bu da iki gün kaldı çünkü. Devamlı herşeye karışıyor, çorbaya niye öööle şunları bunları koymuyosunuz. Niye bal vermiyosunuz ki, ben vermiştim bişiicik olmamıştı diyo. (altı aylık çccuğuna bal vermiş de, iyi yaşıyor çocuk, bişii olmamış). Sonra kadına taktım ben. Bişiiileri ters. Bi baktım yalan üstüne yalan söylemiş bana. Mayk Hammer gibi tüm yalanlarını yüzüne çemkirdim. Aman şimdi detaya girmiycem.
9. Emine: Ay ne hoş kız. Varoş güzellerinden. Denize ilk şarkısın öğretmişti: ooofffoofff komür gibi yanıyorum oooofffoofff... Olsun, beğendik çok, en uzun devam ettiğimiz kızdı. Onu alıp tatile bile götürdük. Sana layık değil ama... da dedik... Kız tatil boyunca bira üstüne bira içti. Ara ara tuvalete kapanır ve birileriyle telefonda konuşurdu. En son denize minik bebekken bak simdi seninle ugrasamam, sakin aglama, zaten cok sıkkınım dediğinde suratının ortasına çakasım gelmişti. Kızın meğer bir aşnafişna olayları varmış. Amaaan çok komikti. Üstelik zaten sigara da içiyormuş. Ama bu akıllı gelmeden önce ve gittikten sonra içiyormuş. Bana uyar.
10. Tekrar rukiye. Naaapiim. Bu sefer akşam saatini bir saat geriye çekersem kocası izin verir diye düşündüm. Bu kız da enteresan bi alevi. Bi kere ultrasüpermegabişii kadar gururlu ve alıngan. Kaşın kalktı mı kıllanıyo. Bir ara kapı çaldı bi baktım kadının kocası ve kızı, adam kızı elime verdi ve gitti. Hıı dedim, aaa melodi denizi ziyarete geldi dedi. Acayip kızdığımı hatırlıyorum. Nooluyoruz ya, burası işyeri. Kız çok gururluydu ama ben surat astım diye iki hafta suratıma bakmadı. Canım yazık. Neyse sonra bunların bi arsaları vardı sattılar o yüzden ellerine para geçti diye kız ben artık çalışmıycam evime bakıcam diye tekrar ayrıldı. Bi daaa çaaaran na bööle olsun.
11. Ülkü: Memnunum. 2 sene oldu. 2 sene içinde 10 kadın değiştiren için az değil. Arasıra vazgeçemediği yalanları, herşeyi biryere tıkıştırması, sallaması, uyanık geçinmesi... Dönem dönem para az diye greve gitmesi dışında denizle çok iyi anlaştığı için sevdim. Bir kere bile sesi yükselmedi, sabrını kaybetmedi. Deniz onu çok seviyor. Aslında astarında ben de seviyorum bi miktar.
Bunların arasında bir yerde, karar verdim. Bunlara bırakıp işime dönemem diye. Ama işime de gelmişti ne yalan söölim. Biraz durumumuz müsaitti. Tabii çalışsam yoorrt bu kadar stres altında kalmazdı. Ona borcum var.
Bakalım. Bi dakka ya 11 oldu, 12. kimdi ve neydi acaba.
Amaaaan sallaaaaa...
L'lerimiz mazi olmak üzere. Yaşasın rrrr
Eğitim sisteminin rezaletinden bahsediyoruz. Çocuklar yarış atı gibi oldu diyoruz, bunu ben ilkokula başlarken de diyorduk. Diyorlardı, ben de dinliyordum. Şimdi yarış atı yetiştirmeye başlama yaşı 3 ila 4müş. Yaşadım da gördüm. Gördükçe kalbime asitler dökülüyormuş gibi, kalbim eriyormuş gibi oldu.
Deniz anaokuluna büyük bir neşeyle gidiyordu, çok eğleniyordu. Hatta yarım günden tam güne hiç sorun yaşamadan geçti. Gündüzleri uyumaya bile başladı. Ben şaşıradurayım meğer pıhtı branş derslerindeymiş.
Tıkandık.
Geçen hafta listeyi verdiler: Satranç, seramik, eşli danslar, drama, bale, binicilik, halk oyunları, piyano (veya keman). Dersler bunlar. Hangisine göndereceğime karar veremedim bir türlü. Dedim ki hepsine bir kez baksın. Hangilerinden hoşlanacağımı kestirebilmekle birlikte, ortam, öğretmen ve hangi arkadaşlarının katıldığı da bu derslere olan bakışını değiştireceğinden tecrübeyle kendisi sabitlesin istedim. Kendi kararını vermesi konusunda biraz abartmış olabilirim, evet. Ama nihayetinde, bir dersin ismini duyduğunda gözleri parlıyorsa ona gönderirim dedim.
İlk başta eşli dans eşli dans dedi. Başka da birşey demedi. Tamam dedik. Ondan önce satranç, bale ve dramayı denedi. Bir sorun görünmüyor ama gözleri de pek parlamıyor. Sonra seramik, yaptığı bardağı bütün fazları ve detaylarıyla anlattı. İstiyorum dedi. Elde var biiir.
Dün ağzından düşürmediği eşli danslara gitti. Rusvari bir hanımkızımız, kırmızı saçlı ve yeşil, uzun, parıl parıl parlayan tırnakları ve şekilli vücuduyla pek hoş. Pedagoji bildiğinden emin değilim. Tüm ders boyu izledim kendilerini kameradan çünkü. Bir iki tane biraz büyük abla ve yaşdaşı bir oğlan çocuğu var. Hakikaten hareketleri çok güzel yapıyorlar. Ben bile izlemekten keyif aldım ve aferin dedim. Arada bir denize de bakıyorum tabii. Deniz hareketlerde zorlandı. İlk defa dans ediyor, büyük bir kalabalığın ucunda bir yerde ve diğer çocuklara bakmaktan öğretmene bakamıyor. Belki de öğretmeni göremiyor bile. Arada öğretmen aralarına geçip hareketlerini düzeltiyor. Yavrum deniz geç kaldı, herkes yüzükoyun yatarken deniz sırtüstü yattı. Canım benim diyip gülerek izledim. Yanımdaki teyze de güzel dans eden oğlan torununu izliyor. Benimkini sordu. Söyledim hiç yorum yapmadı. Aferin oğluma diyip diyip durdu. Ne hoş. Bak yeteneğini bulmuş oğlancık. Ama öyle bir babaannem olsun istemezdim, samimiyetle. Öğretmen denizin yüzüne bakmıyor. Hemen herkesin ufak hatalarını düzeltiyor, denizin yanından su gibi akıp geçiyor. Neden acaba?
Öğreniyorum ki sınıfta daha önce de dans dersi almış çocuklar var. Şimdi bu çocukları aynı kefeye ve aynı yere koyup da en iyiye çikolata vermenin pratik faydası nedir acep? En iyiye çikolata versinler tamam da, öte yandan ilk defa böyle bir ortama giren ve ilk defa dans etmeye çabalayan bi küçüğe de ( kesinlikle benim kızım diye demiyorum, kimin çocuğu olursa olsun) en azından bir kafa okşayıp ilgi gösterip biraz neşe verilse çok mu olurdu?
Kadın, çok eminim ki, ders vermek yerine kendilerine yeni dansçı arıyor. Ben kızımı dansçı olsun diye göndermiyorum fakat o okula. Bunu anlatabilebiliyor muyum?.
Derken ders bitti. Öğretmen yetenkli bulduğu çocukların aileleriyle konuşacakmış. Yanımdaki teyzenin yanına geldi.
Torununuz çok yetenekli.
Çikolata da kazandım baabaaanneee.
Aferin oooluma.
Torununuzu bizim federasyondaki yarışmalara hazırlamak istiyorum.
Aaa tabi ne gerekiyorsa yapalım sonuna kadar. (evet, aynen ve aynen boyle dedi, sonuna kadar! Neyin sonuna kadar be teyze)
Çok güzel de, benim kafam allak bullak oluyor. Bu dersin amacı yarının dansçılarını seçip diğerlerini elemek mi yoksa tüm çocuklara, yetenekli_yeteneksiz, bir dans sevgisi aşılamak, ritm duygusu kazandırmak ve onların eğlenmelerini sağlamak mı? Bir yarış atı niteliklerine bakıp onu o şekilde kanalize etmek ve kaslarına kas katmak mı yoksa çok yeteneği olmasa da, bazı çocuklara da bu güzelliği bir oyun şeklinde vermek mi? Konservatuar elemeleri mi, neşe ve ilgi mi?
Deniz bugün ağlayarak gitti okula. Hayalkırıklığı, en çok istediği derste hiçbir boka yaramadığını, hiç yeteneği olmadığını varsayıp cesaretinin ve özgüveninin saklambaç oynamaya gittiğini görmek onun tüm derslere katılmak istediğine birden ket vurdu. Değer miydi?
Okul yönetimine birşeyler söyleyesim var bugün.
Ayrıca, anababalara, özellikle çocuk okula başladığından itibaren psikolojik destek verilmesi taraftarıyım şu günlerde. Ne kadar aklıbaşında bir anababa profili olursa olsun bu dayatmalar ve hırslarla raydan çıkmak an meselesi. Ben kendime hüsssst demiş bulunuyorum.
Okul müdürüne söyleyeceklerim işte bunlar.
Deniz anaokuluna büyük bir neşeyle gidiyordu, çok eğleniyordu. Hatta yarım günden tam güne hiç sorun yaşamadan geçti. Gündüzleri uyumaya bile başladı. Ben şaşıradurayım meğer pıhtı branş derslerindeymiş.
Tıkandık.
Geçen hafta listeyi verdiler: Satranç, seramik, eşli danslar, drama, bale, binicilik, halk oyunları, piyano (veya keman). Dersler bunlar. Hangisine göndereceğime karar veremedim bir türlü. Dedim ki hepsine bir kez baksın. Hangilerinden hoşlanacağımı kestirebilmekle birlikte, ortam, öğretmen ve hangi arkadaşlarının katıldığı da bu derslere olan bakışını değiştireceğinden tecrübeyle kendisi sabitlesin istedim. Kendi kararını vermesi konusunda biraz abartmış olabilirim, evet. Ama nihayetinde, bir dersin ismini duyduğunda gözleri parlıyorsa ona gönderirim dedim.
İlk başta eşli dans eşli dans dedi. Başka da birşey demedi. Tamam dedik. Ondan önce satranç, bale ve dramayı denedi. Bir sorun görünmüyor ama gözleri de pek parlamıyor. Sonra seramik, yaptığı bardağı bütün fazları ve detaylarıyla anlattı. İstiyorum dedi. Elde var biiir.
Dün ağzından düşürmediği eşli danslara gitti. Rusvari bir hanımkızımız, kırmızı saçlı ve yeşil, uzun, parıl parıl parlayan tırnakları ve şekilli vücuduyla pek hoş. Pedagoji bildiğinden emin değilim. Tüm ders boyu izledim kendilerini kameradan çünkü. Bir iki tane biraz büyük abla ve yaşdaşı bir oğlan çocuğu var. Hakikaten hareketleri çok güzel yapıyorlar. Ben bile izlemekten keyif aldım ve aferin dedim. Arada bir denize de bakıyorum tabii. Deniz hareketlerde zorlandı. İlk defa dans ediyor, büyük bir kalabalığın ucunda bir yerde ve diğer çocuklara bakmaktan öğretmene bakamıyor. Belki de öğretmeni göremiyor bile. Arada öğretmen aralarına geçip hareketlerini düzeltiyor. Yavrum deniz geç kaldı, herkes yüzükoyun yatarken deniz sırtüstü yattı. Canım benim diyip gülerek izledim. Yanımdaki teyze de güzel dans eden oğlan torununu izliyor. Benimkini sordu. Söyledim hiç yorum yapmadı. Aferin oğluma diyip diyip durdu. Ne hoş. Bak yeteneğini bulmuş oğlancık. Ama öyle bir babaannem olsun istemezdim, samimiyetle. Öğretmen denizin yüzüne bakmıyor. Hemen herkesin ufak hatalarını düzeltiyor, denizin yanından su gibi akıp geçiyor. Neden acaba?
Öğreniyorum ki sınıfta daha önce de dans dersi almış çocuklar var. Şimdi bu çocukları aynı kefeye ve aynı yere koyup da en iyiye çikolata vermenin pratik faydası nedir acep? En iyiye çikolata versinler tamam da, öte yandan ilk defa böyle bir ortama giren ve ilk defa dans etmeye çabalayan bi küçüğe de ( kesinlikle benim kızım diye demiyorum, kimin çocuğu olursa olsun) en azından bir kafa okşayıp ilgi gösterip biraz neşe verilse çok mu olurdu?
Kadın, çok eminim ki, ders vermek yerine kendilerine yeni dansçı arıyor. Ben kızımı dansçı olsun diye göndermiyorum fakat o okula. Bunu anlatabilebiliyor muyum?.
Derken ders bitti. Öğretmen yetenkli bulduğu çocukların aileleriyle konuşacakmış. Yanımdaki teyzenin yanına geldi.
Torununuz çok yetenekli.
Çikolata da kazandım baabaaanneee.
Aferin oooluma.
Torununuzu bizim federasyondaki yarışmalara hazırlamak istiyorum.
Aaa tabi ne gerekiyorsa yapalım sonuna kadar. (evet, aynen ve aynen boyle dedi, sonuna kadar! Neyin sonuna kadar be teyze)
Çok güzel de, benim kafam allak bullak oluyor. Bu dersin amacı yarının dansçılarını seçip diğerlerini elemek mi yoksa tüm çocuklara, yetenekli_yeteneksiz, bir dans sevgisi aşılamak, ritm duygusu kazandırmak ve onların eğlenmelerini sağlamak mı? Bir yarış atı niteliklerine bakıp onu o şekilde kanalize etmek ve kaslarına kas katmak mı yoksa çok yeteneği olmasa da, bazı çocuklara da bu güzelliği bir oyun şeklinde vermek mi? Konservatuar elemeleri mi, neşe ve ilgi mi?
Deniz bugün ağlayarak gitti okula. Hayalkırıklığı, en çok istediği derste hiçbir boka yaramadığını, hiç yeteneği olmadığını varsayıp cesaretinin ve özgüveninin saklambaç oynamaya gittiğini görmek onun tüm derslere katılmak istediğine birden ket vurdu. Değer miydi?
Okul yönetimine birşeyler söyleyesim var bugün.
Ayrıca, anababalara, özellikle çocuk okula başladığından itibaren psikolojik destek verilmesi taraftarıyım şu günlerde. Ne kadar aklıbaşında bir anababa profili olursa olsun bu dayatmalar ve hırslarla raydan çıkmak an meselesi. Ben kendime hüsssst demiş bulunuyorum.
Okul müdürüne söyleyeceklerim işte bunlar.
24 Eylül 2007
Acımasız gerçekler
'Deniz seninle giysilerini yere atmaman gerektiği konusunda konuşmamış mıydım?'
'Konusmustun ama işe yalamadı.'
Geçen sene bir ara canı sıkkınken güldüreyim diye bir espri yapmıştım bana kuru kuru bakıp 'bulanın komiği sen misin' demişti. Nerden duymuştu bu lafı ve ne kadar acımasızdı. Bunun da ne kadar farkında değildi...
Daha da kötüsü geçen haftasonu bir lokantada 'Bulanın yemekleli güzelmiş, senin yemeklelin kolkunç oluyo' lafıyla kalbime hançeri sapladı. Artık devamlı başına kakmak istiyorum, afiyetle yediği, benim hazırladığım her lokmayı...
Zaten giydiklerimi de beğenmiyor. Toptoplu katkatlı giysilerim yok. Varsa bile giyecek değilim. Bu yaşta beni bu kadar beğenmezse ileride ne olur tahmin edemiyorum.
..
Ediyorum.
'Konusmustun ama işe yalamadı.'
Geçen sene bir ara canı sıkkınken güldüreyim diye bir espri yapmıştım bana kuru kuru bakıp 'bulanın komiği sen misin' demişti. Nerden duymuştu bu lafı ve ne kadar acımasızdı. Bunun da ne kadar farkında değildi...
Daha da kötüsü geçen haftasonu bir lokantada 'Bulanın yemekleli güzelmiş, senin yemeklelin kolkunç oluyo' lafıyla kalbime hançeri sapladı. Artık devamlı başına kakmak istiyorum, afiyetle yediği, benim hazırladığım her lokmayı...
Zaten giydiklerimi de beğenmiyor. Toptoplu katkatlı giysilerim yok. Varsa bile giyecek değilim. Bu yaşta beni bu kadar beğenmezse ileride ne olur tahmin edemiyorum.
..
Ediyorum.
20 Eylül 2007
Karışık buruşuk
Lawrence Durrell'in Kıbrıs'ın Acı Limonları kitabını bitirdim biraz hızlıca ama zevkle.
Çok hoşuma gitti. İskenderiye Dörtlüsü çok güzeldi, Durell'in.
Fakat bu, benim için daha özel bir kitap. Kıbrıs'a, Rum'a, ordaki Türkler'e, burdaki Rumlara olan merakım yüzünden.
Araya hızlı bir Grange'yle bir de D.Brown attırdım. Aziz Nesin'i saymıyorum.
Şimdi gözümü Avignon beşlisine diktim. Kısmet.
Bir de, çok zor ama, yapabilirsem G.Perec'in su e'leri tamamen yokettiği la disparition'una. Çok ürküyorum. Ama azimliyim oldukça.
Tabi stooobeli şoltkeyk dizisini yemiş yutmuş bulunuyorum. O, uzmanlığım...
Bir de, elektla'ya tesekurler, dizitv'ye bakıyorum. Orda bir dizide bir adamı gördüm nerrrden tanıyorum bu adamı diyip duruyorum. Fakat şimdi diziyi de hatırlamıyorum. Yani böööle dilin ucuna gelir ya, benim de gözümün ucunda durup duruyo adam. Yok....
Deniz oyuncaklarını toplama konusunda master ve doktorasını tamamlayıp şimdi akademik hayata atıldı. Şöyle ki:
Çoban: Denizcim, hadi yatıcaz, oyuncakları topla. Haydi hop hop hop
Deniz: Tamam, yaldım edel misin
Çoban: (Aha, tamam dedi amanin.. Mest) Aaahaha, tabi ederim...
Deniz: Olduu, şimdi sen olaya git, yeldeki balbunyalalla melcimekleli topla (yok, mutfakcilik oynamistik da...)
Çoban: Peki
Deniz: Yoolt, sen de şuldaki bebekleli al, kutusu şulda onun içine koyacaksın, tamam mı
Yoolt: Tamam
Birden yoort ve çoban kazlandıklarını farkederler çünkü deniz arazi olmuştur. Bir iki saniye kadar yerde diz çökmüş bir halde bakışırlar.
Neyse, buna da şükür. En azından organizasyon kabiliyeti var arkadaşın.
Yok, yahu. Hiç yardım etmedi değil. Hatta ben balbunyalalı topladıktan sonra bir kere de portatif mutfağı yere düşürünce hepsini yere saçtım da tavukla omleti yerden o topladı.
Ev bir haftadir şeytan merdiveni ve balonlarla dolu. İçimizden birinin bir sonraki yaşgününe kadar kaldırmayı düşünmüyorum. Kim uğraşacak!
Detoks yapıyorum kendime. Nasıl yapıldığını bilmiyorum ama ben şunu yaptım, kabul olur herhalde: dün kendime sadece sebze şeyettim. Güzeldi. Biraz gaz yapıyo yan etki olarak, afedelsiniz. Bir de sebze suları çıktı ya, ne yalan sööliim kutularını daha çok seviyorum. Ehehe. Kendi evimde sıkma aparatım var, birgün avokado sıkıcam. Deneysel olarak, bakalım suyu çıkcak mı.. Yenilerden bir ayva suyu çıkmış ki şahsen bayıldım, bir miktar tatli gelmesine ragmen.. Benden başka bayılan sayısının fazla olacağını tahmin etmiyorum. Bizim ayvalar da oldu. Yemek istiyorum, başka da birşey yapmak aklıma gelmiyor. Tatlı olmasın lütfen...
Detoks dedim, aklıma botoks geldi. Botokstan da Suzan Avcı geldi. İz tv'de bugün Türk fantastik filmleri konulu bir belgesel izledim. Çok zevkliydi.
Özellikle Kilink'leri falan tekrar hatırlamak çok hoştu. Süper adamlar, örümcek adamlar, tarzan istanbul'dalar, bir tane de süper
kızımız olduğunu biliyor muydunuz? Aybiçe kurt kız: Canan Perver.
Şimdi kült diye anılan tüm filmlere hafiften değiniyordu belgesel. Yönetmenler bir yere kadar haklı aslında. Çetin İnanç (Dünyayı Kurtaran Adamın yönetmeni) diyor ki: 'Yahu tamam. Şimdi izledin mi boktan filmler. Ama zamanına bakacaksın. Madem o kadar kötü niye bu devirde hala dünyayı kurtaran adamın oğlu gibi filmler çekiyosun ki, git kendi özgün senaryonu bul' diyor.
Ki bence haklı. İnsanlar ilk filme güldü diye bundan prim yapmaya çalışmak doğru gelmiyor bana.
Bir de Aytekin Akkaya diyor: Evet, insanları şimdi çok güldürüyor. Ama biz yüreğimizi koymuştuk ortaya. Kırılmadık kemiğim kalmadı vücudumda benim. Ayazda, kavurucu sıcakta bana mısın demedik.
Ama fakat lakin, hakikaten.... Replikler hökür hökür güldürüyor insanları. Hangi film şimdi hatırlamıyorum. Batman ve Robin'in türk versiyonu muydu acaba:
Ooof ooff
Nooldu abi
O öldü, şu öldü
Eeee
Na bu da öldü
Aaa napcaz abi
Hadi eve gidelim.
Peki.
Hadi..
Çok hoşuma gitti. İskenderiye Dörtlüsü çok güzeldi, Durell'in.
Fakat bu, benim için daha özel bir kitap. Kıbrıs'a, Rum'a, ordaki Türkler'e, burdaki Rumlara olan merakım yüzünden.
Araya hızlı bir Grange'yle bir de D.Brown attırdım. Aziz Nesin'i saymıyorum.
Şimdi gözümü Avignon beşlisine diktim. Kısmet.
Bir de, çok zor ama, yapabilirsem G.Perec'in su e'leri tamamen yokettiği la disparition'una. Çok ürküyorum. Ama azimliyim oldukça.
Scorsese'nin köstebek'ini izledim. Bir hafta önce olmalı. Şunu da dedim: Aceba daha önce izlemiş miydim? ... Şimdi ise, aradan bir hafta geçmiş, birşey hatırlamıyorum. Hmm, iyiydi diyorum soranlara. Sonunu pek hatırlayamıyorum. Oyuncu performansları çok iyiydi fakat.
Tabi stooobeli şoltkeyk dizisini yemiş yutmuş bulunuyorum. O, uzmanlığım...
Bir de, elektla'ya tesekurler, dizitv'ye bakıyorum. Orda bir dizide bir adamı gördüm nerrrden tanıyorum bu adamı diyip duruyorum. Fakat şimdi diziyi de hatırlamıyorum. Yani böööle dilin ucuna gelir ya, benim de gözümün ucunda durup duruyo adam. Yok....
Deniz oyuncaklarını toplama konusunda master ve doktorasını tamamlayıp şimdi akademik hayata atıldı. Şöyle ki:
Çoban: Denizcim, hadi yatıcaz, oyuncakları topla. Haydi hop hop hop
Deniz: Tamam, yaldım edel misin
Çoban: (Aha, tamam dedi amanin.. Mest) Aaahaha, tabi ederim...
Deniz: Olduu, şimdi sen olaya git, yeldeki balbunyalalla melcimekleli topla (yok, mutfakcilik oynamistik da...)
Çoban: Peki
Deniz: Yoolt, sen de şuldaki bebekleli al, kutusu şulda onun içine koyacaksın, tamam mı
Yoolt: Tamam
Birden yoort ve çoban kazlandıklarını farkederler çünkü deniz arazi olmuştur. Bir iki saniye kadar yerde diz çökmüş bir halde bakışırlar.
Neyse, buna da şükür. En azından organizasyon kabiliyeti var arkadaşın.
Yok, yahu. Hiç yardım etmedi değil. Hatta ben balbunyalalı topladıktan sonra bir kere de portatif mutfağı yere düşürünce hepsini yere saçtım da tavukla omleti yerden o topladı.
Ev bir haftadir şeytan merdiveni ve balonlarla dolu. İçimizden birinin bir sonraki yaşgününe kadar kaldırmayı düşünmüyorum. Kim uğraşacak!
Detoks yapıyorum kendime. Nasıl yapıldığını bilmiyorum ama ben şunu yaptım, kabul olur herhalde: dün kendime sadece sebze şeyettim. Güzeldi. Biraz gaz yapıyo yan etki olarak, afedelsiniz. Bir de sebze suları çıktı ya, ne yalan sööliim kutularını daha çok seviyorum. Ehehe. Kendi evimde sıkma aparatım var, birgün avokado sıkıcam. Deneysel olarak, bakalım suyu çıkcak mı.. Yenilerden bir ayva suyu çıkmış ki şahsen bayıldım, bir miktar tatli gelmesine ragmen.. Benden başka bayılan sayısının fazla olacağını tahmin etmiyorum. Bizim ayvalar da oldu. Yemek istiyorum, başka da birşey yapmak aklıma gelmiyor. Tatlı olmasın lütfen...
Detoks dedim, aklıma botoks geldi. Botokstan da Suzan Avcı geldi. İz tv'de bugün Türk fantastik filmleri konulu bir belgesel izledim. Çok zevkliydi.
Özellikle Kilink'leri falan tekrar hatırlamak çok hoştu. Süper adamlar, örümcek adamlar, tarzan istanbul'dalar, bir tane de süper
kızımız olduğunu biliyor muydunuz? Aybiçe kurt kız: Canan Perver.
Şimdi kült diye anılan tüm filmlere hafiften değiniyordu belgesel. Yönetmenler bir yere kadar haklı aslında. Çetin İnanç (Dünyayı Kurtaran Adamın yönetmeni) diyor ki: 'Yahu tamam. Şimdi izledin mi boktan filmler. Ama zamanına bakacaksın. Madem o kadar kötü niye bu devirde hala dünyayı kurtaran adamın oğlu gibi filmler çekiyosun ki, git kendi özgün senaryonu bul' diyor.
Ki bence haklı. İnsanlar ilk filme güldü diye bundan prim yapmaya çalışmak doğru gelmiyor bana.
Bir de Aytekin Akkaya diyor: Evet, insanları şimdi çok güldürüyor. Ama biz yüreğimizi koymuştuk ortaya. Kırılmadık kemiğim kalmadı vücudumda benim. Ayazda, kavurucu sıcakta bana mısın demedik.
Ama fakat lakin, hakikaten.... Replikler hökür hökür güldürüyor insanları. Hangi film şimdi hatırlamıyorum. Batman ve Robin'in türk versiyonu muydu acaba:
Ooof ooff
Nooldu abi
O öldü, şu öldü
Eeee
Na bu da öldü
Aaa napcaz abi
Hadi eve gidelim.
Peki.
Hadi..
Not: Mac uzerinde calismaya calisan opera eger bi insan olsaydi yuzune bile bakmazdim. Beceri dusmani, satir sonu nankoru. Ayrica fayırfoks da irkci. Terlettiler gece gece.....
Labels:
Deniz,
Film,
Geçmiş Zaman Olur Ki,
Geyik,
Kitap
12 Eylül 2007
Dölllttt

Olmuş..
Kılkını da görür müyüm aceba? Görmesem de şimdiden hissedebiliyorum. Tüm parti boyunca sfenks gibi oturup etraftan hörmet bekledi. Çok mağrur, çok ağırbaşlı bir havası vardı. Pek Deniz'e benzetemedim Deniz'i. Grace Kelly'ye daha çok benzettim. Kuzgun durumlarından...
Arda da buymuş. Aha tam aşağıda..Kameraya bakan... Hmm. Şimdiden kaynana halimi içimde kıpır kıpır hissedebiliyorum. Yalebbim!.
PS: Ilgaz'ı çok seviyolum. Misoooo duy beni!
23 Ağustos 2007
Anaokulu yan etkileri...
Almaya gittim Deniz'i anaokulundan. Beni görür görmez:
'Çoban ben Cem'e aşık oldum'
'Nıeaeah?'
'O çok güzel giyinmişti bugün. Ayıcıklı ayakkabileli valdı'
'Aaa yaa? Ne hoş' (hhırrrr..ınnghhhmm!)
'Onun kaç yaşında olduğunu solucam, o da bana döt (dölt), beş, altı bişii diicek. Sonla büyüycez büyüycez büyüyceeaaaz, bilbilimize aşık olucaaaz. Sonla evlenicez. Böylelikle sen anane olucaksııın, yoort da dede olucak tabi ki. Yavlulalımız olucak çünkü. Onlalla bööle bıdık bıdık diye oynicaaaz. Sıkıştılıcaz onlalı..'
'Ehi ehi, şimdi sen göster bakiim kameradan bana kimmiş bu cem'
'Bak şulda yatıyo işte'
Öğretmen: 'O Damla, Deniz'cim'
'Yok yok şuldaki'
Çoban: 'Yavlum o yastık, yastığa aşık olmuş olabilir misin? neniheh'
İşte bu noktada dilimin ucuna geleni söylememem konusunu hatırladım ama cümle ağzımdan çıkmıştı bi kere.
'Hayıl, ben yastığa aşık falan olmadım!'
'Afedersin. Seninle dalga geçmek istememiştim.'
'Dalga geçiyosun benimle'
'Hayır, aslaa. Ben sadece bi şaka yapiim demiştim ama çok uygunsuz oldu, özür dilerim'
'Bi daa yapma'
'Tamam, söz.'
'Bugün Cem çok üzgündü. Ben onunla ilgilendim. Yemekte konuştum onunlaaa, sonla salıldııım'
Çoban: 'Öğretmen hanım, şu Cem'i bi görebilir miyim?' (Iıınghhhh)
Öğretmen fısıltıyla: 'Valla gösteriirdim ama Cem diye biri yok ki'
Olay tam bir muamma.
Yolda:
'Çoban bu gece Cem'i evimize davet edelim. Ona bi ziyafet çekeliiim. Sonla da benim odamda yatalım uyuyalım'
İİİiiiiiiiinnnggg...
'Çoban ben Cem'e aşık oldum'
'Nıeaeah?'
'O çok güzel giyinmişti bugün. Ayıcıklı ayakkabileli valdı'
'Aaa yaa? Ne hoş' (hhırrrr..ınnghhhmm!)
'Onun kaç yaşında olduğunu solucam, o da bana döt (dölt), beş, altı bişii diicek. Sonla büyüycez büyüycez büyüyceeaaaz, bilbilimize aşık olucaaaz. Sonla evlenicez. Böylelikle sen anane olucaksııın, yoort da dede olucak tabi ki. Yavlulalımız olucak çünkü. Onlalla bööle bıdık bıdık diye oynicaaaz. Sıkıştılıcaz onlalı..'
'Ehi ehi, şimdi sen göster bakiim kameradan bana kimmiş bu cem'
'Bak şulda yatıyo işte'
Öğretmen: 'O Damla, Deniz'cim'
'Yok yok şuldaki'
Çoban: 'Yavlum o yastık, yastığa aşık olmuş olabilir misin? neniheh'
İşte bu noktada dilimin ucuna geleni söylememem konusunu hatırladım ama cümle ağzımdan çıkmıştı bi kere.
'Hayıl, ben yastığa aşık falan olmadım!'
'Afedersin. Seninle dalga geçmek istememiştim.'
'Dalga geçiyosun benimle'
'Hayır, aslaa. Ben sadece bi şaka yapiim demiştim ama çok uygunsuz oldu, özür dilerim'
'Bi daa yapma'
'Tamam, söz.'
'Bugün Cem çok üzgündü. Ben onunla ilgilendim. Yemekte konuştum onunlaaa, sonla salıldııım'
Çoban: 'Öğretmen hanım, şu Cem'i bi görebilir miyim?' (Iıınghhhh)
Öğretmen fısıltıyla: 'Valla gösteriirdim ama Cem diye biri yok ki'
Olay tam bir muamma.
Yolda:
'Çoban bu gece Cem'i evimize davet edelim. Ona bi ziyafet çekeliiim. Sonla da benim odamda yatalım uyuyalım'
İİİiiiiiiiinnnggg...
5 Ağustos 2007
Müşteriler geldi.
Dün akşam misafirlerimiz vardı. Eski bir arkadaşımız ve onun yeni kız arkadaşı.
Deniz'e, eski zamanların tedirginliğiyle 'cici' olma mesajları verdim, üstü kapalı. Çünkü zat-ı muhterem, eski zamanlarında, misafirlerin suratına çemkirip, 'Bunu sevmedim bu gitsin' laflarını edebilen bir bebe-çocuktu. Çoğunlukla da nedense bu arkadaşımıza yapardı. Artık akıllandı veya alıştı veya büyüdü veya hepsi. Beğenmediğine yine pek yüz vermiyor ama en azından kibarlığı elden bırakmıyor.
Araba görünür görünmez ben misafirlerin geldiğini ifade etmeye çalıştım gel gör ki ağzımdan garip bir 'Müşteriler geldi' cümlesi çıktı. Deniz güldü ve daha sonra aleyhime kullanır diye ödüm koptu. Unuttuğunu sanmıyorum, bir gün hatırlatacak mutlaka. Bekliyorum.
Arabadan inenlerden kız olanına gözü takıldı. (Kız derken sanırım benden bir iki yaş kadar büyük).
Deniz: 'Güzel kıyafet!'.
Abi: 'Bana dedin di mi?'
Deniz: 'Hayıl, kıza!'
Abla: 'Ahaha, kekir kekir, teşekkür ederim'
O sırada gözleri ayakkabılarına takılır:
Deniz: 'Vaaaay, topuklu ayakkabı!'
Abla: 'Ahehihehi, sen nasıl bir yaratıksın!'
Çoban: (içinden elbette) ??
Gece topuklu ayakkabısız kadına kadın denmeyeceği gözümün irisine bakarak ifade edildi, abi tarafından. Meğer kızcağız da aslında sevmezmiş, abi seviyor diye giymek zorunda kalmış. Mutsuz görünmüyordu iyi ki.
Deniz kızım tüm gece boyunca koca bir insan gibi de değildi, yaramaz bir çocuk gibi de değildi. Daha çok, oldukça hareketli büyük bir insan gibiydi.
Ve yuppii, artık misafir yanında oturabiliyorum.
Üstelik gece uyutmak için odasına gitmiyorum.
(Hayır, çıkıp kendi odasında kendi uyumuyor, bahçedeki salıncaklı koltukta uyuyor.)
Gece 2'ye yakın uyanıp beni bizim odamıza götürdü.
Ben de yanında sızıvermişim.
Müşterileri yoort uğurlayıp, mutfağı ve diğer tüm dağınıklığı tek başına topladığı; gayet normalmiş gibi de ağzından tek bir 'alacağın olsun, aşkolsun' mealinde cümleler çıkmadığı için hayranlık ve minnet duyuyorum..
Ona biraz hediye yaptım, yukarıda sevdiği diziyi izliyor şimdi. Azıcık da uyumasına izin vereceğim hehehe.
Deniz'e, eski zamanların tedirginliğiyle 'cici' olma mesajları verdim, üstü kapalı. Çünkü zat-ı muhterem, eski zamanlarında, misafirlerin suratına çemkirip, 'Bunu sevmedim bu gitsin' laflarını edebilen bir bebe-çocuktu. Çoğunlukla da nedense bu arkadaşımıza yapardı. Artık akıllandı veya alıştı veya büyüdü veya hepsi. Beğenmediğine yine pek yüz vermiyor ama en azından kibarlığı elden bırakmıyor.
Araba görünür görünmez ben misafirlerin geldiğini ifade etmeye çalıştım gel gör ki ağzımdan garip bir 'Müşteriler geldi' cümlesi çıktı. Deniz güldü ve daha sonra aleyhime kullanır diye ödüm koptu. Unuttuğunu sanmıyorum, bir gün hatırlatacak mutlaka. Bekliyorum.
Arabadan inenlerden kız olanına gözü takıldı. (Kız derken sanırım benden bir iki yaş kadar büyük).
Deniz: 'Güzel kıyafet!'.
Abi: 'Bana dedin di mi?'
Deniz: 'Hayıl, kıza!'
Abla: 'Ahaha, kekir kekir, teşekkür ederim'
O sırada gözleri ayakkabılarına takılır:
Deniz: 'Vaaaay, topuklu ayakkabı!'
Abla: 'Ahehihehi, sen nasıl bir yaratıksın!'
Çoban: (içinden elbette) ??
Gece topuklu ayakkabısız kadına kadın denmeyeceği gözümün irisine bakarak ifade edildi, abi tarafından. Meğer kızcağız da aslında sevmezmiş, abi seviyor diye giymek zorunda kalmış. Mutsuz görünmüyordu iyi ki.
Deniz kızım tüm gece boyunca koca bir insan gibi de değildi, yaramaz bir çocuk gibi de değildi. Daha çok, oldukça hareketli büyük bir insan gibiydi.
Ve yuppii, artık misafir yanında oturabiliyorum.
Üstelik gece uyutmak için odasına gitmiyorum.
(Hayır, çıkıp kendi odasında kendi uyumuyor, bahçedeki salıncaklı koltukta uyuyor.)
Gece 2'ye yakın uyanıp beni bizim odamıza götürdü.
Ben de yanında sızıvermişim.
Müşterileri yoort uğurlayıp, mutfağı ve diğer tüm dağınıklığı tek başına topladığı; gayet normalmiş gibi de ağzından tek bir 'alacağın olsun, aşkolsun' mealinde cümleler çıkmadığı için hayranlık ve minnet duyuyorum..
Ona biraz hediye yaptım, yukarıda sevdiği diziyi izliyor şimdi. Azıcık da uyumasına izin vereceğim hehehe.
11 Temmuz 2007
Survivor
Sonunda tellerimi kopardılar.
Deniz anaokuluna başladığından beri, yani 5 haftadır iki üç hırpalanma vukuatı yaşadı. Diğer çocuklar tarafından. Bir gün kolu üzerinde çizik ve morluklar vardı. Bir diğer gün sırtında 16 adet tırnak izi vardı 10-15 cm. uzunluğunda. Hep olur böyle şeyler cümlesini geçirip duruyordum kafamdan. Birikmiş bunlar meğer.. Beynimi şişirmiş..
Dilbermiş bugün kızımı biftek zanneden. Dilber. Dişber artık o.
Bir gittim almak için Deniz'i, yavrucağız hıçkır hıçkır bir döndü yanağını, elmacık kemiğinin üstünde şiş bir mor, ceviz
büyüklüğünde.. Kenarları kırmızı dantel gibi işlenmiş. Yanak çıkıntısı iki katı gibi olmuş, moğol gibi duruyor.
Dilber, konuşma zorluğu çektiği içinmiş, anlaşamazsa, kızarsa veya çok severse ısırıyormuş. 'Ne hoş' dedim, 'ısırmadığı zaman var mı peki, geriye bir ruh durumu kalmadı da? Siz niçin müdahale edemiyorsunuz?' Her zaman yapmazmış, çok ani olmuş. Hmm...
Arabaya binince cozutmaya başladı. Daha taze olduğu için olay, acı yerini yeni yeni kızgınlığa bıraktı sanırım. Çok kızmış, çok kızmış. Bağırıp duruyor. Ben de ona yapıcaaaaam. Bana şu şalkıyı çaaaalll. Çişim geldieaaa! Doktola gitmek istemiyoluuum. Okula da gitmek istemiyoluuum.
Valla ne yalan söyliyeyim benim de götüresim yok.
O kadar kızdım ki (içimden) kuduz aşısı yaptırmak istedim. Saçmaladığımı farkederek en azından baticon süreyim dedim. Sürerken şişliği gördükçe hem gözlerim büyüyor, hem de kalbimin sızısı. Deniz ise hala kızgın. 'Demek Dilber seni yemeye çalıştı. Acıkmış olabilir mi?' diyince o kahkahalar attı ben rahatladım mı daha mı çok sinirlendim hatırlamıyorum.
Olayın şoku geçince bana anlattı: diş fırçalıyorlarmış, Deniz'in ağzındaki diş macunu ağzını yakmaya başlamış ve dilberin lavabosuna diş macununu tükürmüş. Dilber de nakış işlemiş.
O çocuğun da problemleri varmış, anlıyorum ama ya kalıcı bir hasara neden olursa birgün? Öğretmenlerin elleri armut toplarken? Bir saniyede türlü bela olabilir. Bu durumdaki çocukların üzerinde en az dört gözün nöbet beklemesi gerekmez mi? İşte bunu anlayamıyorum.
Doktor 'kreşlerde olur hep böyle şeyler' dedi.
Bu kadar da olur mu hakikaten?
Deniz anaokuluna başladığından beri, yani 5 haftadır iki üç hırpalanma vukuatı yaşadı. Diğer çocuklar tarafından. Bir gün kolu üzerinde çizik ve morluklar vardı. Bir diğer gün sırtında 16 adet tırnak izi vardı 10-15 cm. uzunluğunda. Hep olur böyle şeyler cümlesini geçirip duruyordum kafamdan. Birikmiş bunlar meğer.. Beynimi şişirmiş..
Dilbermiş bugün kızımı biftek zanneden. Dilber. Dişber artık o.
Bir gittim almak için Deniz'i, yavrucağız hıçkır hıçkır bir döndü yanağını, elmacık kemiğinin üstünde şiş bir mor, ceviz
büyüklüğünde.. Kenarları kırmızı dantel gibi işlenmiş. Yanak çıkıntısı iki katı gibi olmuş, moğol gibi duruyor.Dilber, konuşma zorluğu çektiği içinmiş, anlaşamazsa, kızarsa veya çok severse ısırıyormuş. 'Ne hoş' dedim, 'ısırmadığı zaman var mı peki, geriye bir ruh durumu kalmadı da? Siz niçin müdahale edemiyorsunuz?' Her zaman yapmazmış, çok ani olmuş. Hmm...
Arabaya binince cozutmaya başladı. Daha taze olduğu için olay, acı yerini yeni yeni kızgınlığa bıraktı sanırım. Çok kızmış, çok kızmış. Bağırıp duruyor. Ben de ona yapıcaaaaam. Bana şu şalkıyı çaaaalll. Çişim geldieaaa! Doktola gitmek istemiyoluuum. Okula da gitmek istemiyoluuum.
Valla ne yalan söyliyeyim benim de götüresim yok.
O kadar kızdım ki (içimden) kuduz aşısı yaptırmak istedim. Saçmaladığımı farkederek en azından baticon süreyim dedim. Sürerken şişliği gördükçe hem gözlerim büyüyor, hem de kalbimin sızısı. Deniz ise hala kızgın. 'Demek Dilber seni yemeye çalıştı. Acıkmış olabilir mi?' diyince o kahkahalar attı ben rahatladım mı daha mı çok sinirlendim hatırlamıyorum.
Olayın şoku geçince bana anlattı: diş fırçalıyorlarmış, Deniz'in ağzındaki diş macunu ağzını yakmaya başlamış ve dilberin lavabosuna diş macununu tükürmüş. Dilber de nakış işlemiş.
O çocuğun da problemleri varmış, anlıyorum ama ya kalıcı bir hasara neden olursa birgün? Öğretmenlerin elleri armut toplarken? Bir saniyede türlü bela olabilir. Bu durumdaki çocukların üzerinde en az dört gözün nöbet beklemesi gerekmez mi? İşte bunu anlayamıyorum.
Doktor 'kreşlerde olur hep böyle şeyler' dedi.
Bu kadar da olur mu hakikaten?
18 Haziran 2007
Sosyal Havuz Problemleri
(Fotograf: Amasya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği)Artık yazabilirim. Zor işler bunlar. Bu yazıdan feyz alınacak bir durum yok. Ama anısal olarak durabilir. (su-vöö-niiir)
Denizin anaokulunda 3. haftasına daha bugün başladık. Geçen iki hafta bana iki ay gibi geldi. Deniz'e konuyla ilgili ne hissettiğini sordum:
'Haftasonu givikliyo' dedi.
'Yaa? Hmm, ben bilmiyorum giviklemek ne demek, anlatsana!' dedim kendisine, birşeyler anlattı.
Ben de çıkarım olarak, ona da haftaiçinin uzun geldiğini varsaydım. Herhalde doğrudur.
İlk iki hafta hem ağlarım hem giderim davranışı gösterdi. İçim cızlasa da, eğer kabul edemeyeceği bir hal olsaydı gitmek istemez ve bana anlatırdı diye düşünerek en soğukkanlı tavrımı takınmaya çalıştım. Ağlama demedim hiç, çünkü boşaltıma ihtiyacı vardı. O da bir rasyonalizasyon geliştirmiş: 'Hayıl, ben anaokuluna gidiyolum diye ağlamıyolum, kleş aklıma geliyol o yüzden..' diyip duruyor. Bit kadar şey yediremiyor gururuna. Esasında, ağlıyor da sayılmaz, daha çok sızlanıyor. Ağlamasını biliyorum ben 'bıaaaaaaaaaanaaa' diye bağırdığında aklım yerinden oynar. Fakat öyle değil, daha çok içli köfte gibi.. Kızarmış da değil, haşlamayla yapılan.. Bu laflar üzerine dayanamadım:
'Yavrucuum, anaokulundan da çekiniyor olabilirsin, çok normal, yeni bir ortam ve bir çuval yeni kişi.. Ama oraya eğlenmeye gittiğini ve benim hep gelip seni alacağımı bil. Keyfine bak.'
cümlesini kurmaya çalıştım. Herhalde hatırı sayılır bir miktarda kurdum bu mealde cümleler. Ama kolay değil onun açısından. Nasıl olsun?
İki haftada iş bitti diyebilir miyiz? Hayır, bunun öncesi de var.
2.5 yaşlarında bir kreşe gitti. Bir kere altına kaçırdı ve gururuna çok dokundu. Bir kere de 3 yaşına geldiğinde gitti. Bizim evin aynısı, sadece kreş haline getirildi diye biraz modifikasyon var. Orada iki kere üstüste bronşit geçirdi. Astım ilaçları kullandı ve en sonunda gittiğimiz prof. bize 'Bir müddet kreşe göndermeyin. Hatta 4-5 yaşına kadar gitmesin' dedi. 'Öh' dedim. 'Yapmayın yaaa?'
Bu gittiği yere kreş demiyoruz, orası anaokulu. Görüntüsü de süslenmiş okul gibi zaten. Bu amaçla yapılmış bir yer. O yüzden baştan 1-0 başladık. İlk günkü intibası: 'Bulası büyük olduğu için itiş kakış olmuyol' idi. Devam ettik. İlk hafta laylaylom diye gitti. İkinci hafta sabahları: 'Bugün haftaiçi mi yoksa tatil mi?' diye sorarak uyanıp, eğer haftaiçi ise dudak büzüp içli nağmeler attırmakla geçti. Giderken yanına mutlaka bir adet kağıt mendil aldı. Haftanın sonunda kağıt mendil yerine kağıt havlu almaya başladı. (Bu kriptoyu nasıl çözeceğim bilemiyorum.) Öğretmeni kafasını dağıtmak için ayakkabı değiştirirken: 'Ne güsel ayakkabın var senin' gibi talihsiz bir cümle kurmuş. Cebindeki kağıt mendili hemen çıkarıp bir miktar gözyaşıyla ıslatıp: 'Eveeet, çoban aldııı'. Durumun vehametinden sıyrılmak isteyen öğretmen: 'Bir dakka yaa, elbisenin üstünde kelebek mi var, ne güzel' şeklinde ikinci talihsiz cümlesini kurar kurmaz cebe zaten girmemiş olan kağıt mendil göze ve buruna iyice tutulup: 'Böööö, onu da çoban aldııı böööööööööööö' diye cevap alınca öğretmenleri kıyafet konusunu bir müddet ertelediler.
Alıştı çok. Ben ki ilk tecrübeden ötürü çok korkmuştum, şaşırdım kaldım bu duruma. Aslında ilk günden beri şaşırıp duruyorum. İlk hafta uyum süreciydi ve anne ilk hafta okulda biryerlerde apart bekleyecekti. E üçüncü gün, siz gidin gerek yok deyince pek inanasım gelmedi. Falaka dahil her yolu düşündüm. E olamaz, alışmış olamazz!
Ama artık inanıyorum ki her çocuğun kendi saati var. Bana öyle geliyor. Ama bu saati bilmek çok kolay değil. Sadece kreş için değil, meme bırakırken de, bez bırakırken de, yemek yerken deee...İlk kreş maceramızda Deniz'in hazır olduğunu zannetmiştim. Değilmiş. Çok bilinmeyenli bir denklem bu ve maalesef dene/yanıl metodu dışında da herhangi bir metod sökmüyor. Her ne kadar iç sesini dinlemeye çalışsak da çocuğun, olmuyor..
Bugün yine ağzım yere vurdu. Girer girmez okula iki üç öğretmen üstüste: 'Bugün Deniz bize ne şarkılar söyledi' diyip durdular. Allah allaaaah!. 'Ne sööledi' diye merak edip sordum. Ama her gelen bana bi göz kırpıyo. Hoydabree.. Aile sırlarımız ifşa olmamıştır işallah maşallah...
'İlk önce maskeli balo, sonra birkaç türkü söyledi sonra da birşeyler uydurdu. Biz de çocuk şarkısı söyleyecek zannetmiştik' dediler.
Bilmiyorum nasıl tezahür etti, ama Deniz'in favori üçlü türküsü var, çünkü hepsi 'geliyor ve hatta geldi'. Kader birliği yüzünden diye tahmin ediyorum (bu arada annemin gözünün yağını yiyim) :
'Gemi geliyol gemi de sulalı yala yala'
'Dele geliyol dele, yalelellll yaalelelll kumunu sele selee yallelllliiii'
'Tilen gelill hoş gelilll ley ley lümlümleyy'
Bugün müzik dersinde ilk önce yeni türküden maskeli balo , sonra bu türküleri söylemiş. Sordum:
E bunlardan sonra ne söyledin?' (öğretmenlerin uydurdu dedikleri kısmı merak ediyorum). Sırasıyla Van Halen, Bob Dylan ve Ben Harper söylemiş olduğunu ama kimsenin bi bok anlamadığını, dolayısıyla uyduruk varsaydıklarını çakozladım.
'Nehehe, yavrucuuum, o şarkıların anlaşılması için, biraz liseye gidiyor olmak lazım. ' dedim.
Bu cümleden ne anladı bilmiyorum. Önemli değil, kendim için kurdum artık bu cümleyi de, izin verrrseniz.
Dün benim ipod'u kendi kendine alıp, açıp, kulaklıkları kulağına sokup en az 30 dakika kadar, artık bu süreye ne kadar şarkı sığar ise, o kadar şarkı dinlediğini gözlemledim.
Keşke müzikisyen olsa allaam.. (ya da andy, sana da söylesem olur herhalde, isteklere ekleyebilir miyik?)
Pşşşt, çoban, ı-ıııııh, çoban. Sus bakiim.
Denizin anaokulunda 3. haftasına daha bugün başladık. Geçen iki hafta bana iki ay gibi geldi. Deniz'e konuyla ilgili ne hissettiğini sordum:
'Haftasonu givikliyo' dedi.
'Yaa? Hmm, ben bilmiyorum giviklemek ne demek, anlatsana!' dedim kendisine, birşeyler anlattı.
Ben de çıkarım olarak, ona da haftaiçinin uzun geldiğini varsaydım. Herhalde doğrudur.
İlk iki hafta hem ağlarım hem giderim davranışı gösterdi. İçim cızlasa da, eğer kabul edemeyeceği bir hal olsaydı gitmek istemez ve bana anlatırdı diye düşünerek en soğukkanlı tavrımı takınmaya çalıştım. Ağlama demedim hiç, çünkü boşaltıma ihtiyacı vardı. O da bir rasyonalizasyon geliştirmiş: 'Hayıl, ben anaokuluna gidiyolum diye ağlamıyolum, kleş aklıma geliyol o yüzden..' diyip duruyor. Bit kadar şey yediremiyor gururuna. Esasında, ağlıyor da sayılmaz, daha çok sızlanıyor. Ağlamasını biliyorum ben 'bıaaaaaaaaaanaaa' diye bağırdığında aklım yerinden oynar. Fakat öyle değil, daha çok içli köfte gibi.. Kızarmış da değil, haşlamayla yapılan.. Bu laflar üzerine dayanamadım:
'Yavrucuum, anaokulundan da çekiniyor olabilirsin, çok normal, yeni bir ortam ve bir çuval yeni kişi.. Ama oraya eğlenmeye gittiğini ve benim hep gelip seni alacağımı bil. Keyfine bak.'
cümlesini kurmaya çalıştım. Herhalde hatırı sayılır bir miktarda kurdum bu mealde cümleler. Ama kolay değil onun açısından. Nasıl olsun?
İki haftada iş bitti diyebilir miyiz? Hayır, bunun öncesi de var.
2.5 yaşlarında bir kreşe gitti. Bir kere altına kaçırdı ve gururuna çok dokundu. Bir kere de 3 yaşına geldiğinde gitti. Bizim evin aynısı, sadece kreş haline getirildi diye biraz modifikasyon var. Orada iki kere üstüste bronşit geçirdi. Astım ilaçları kullandı ve en sonunda gittiğimiz prof. bize 'Bir müddet kreşe göndermeyin. Hatta 4-5 yaşına kadar gitmesin' dedi. 'Öh' dedim. 'Yapmayın yaaa?'
Bu gittiği yere kreş demiyoruz, orası anaokulu. Görüntüsü de süslenmiş okul gibi zaten. Bu amaçla yapılmış bir yer. O yüzden baştan 1-0 başladık. İlk günkü intibası: 'Bulası büyük olduğu için itiş kakış olmuyol' idi. Devam ettik. İlk hafta laylaylom diye gitti. İkinci hafta sabahları: 'Bugün haftaiçi mi yoksa tatil mi?' diye sorarak uyanıp, eğer haftaiçi ise dudak büzüp içli nağmeler attırmakla geçti. Giderken yanına mutlaka bir adet kağıt mendil aldı. Haftanın sonunda kağıt mendil yerine kağıt havlu almaya başladı. (Bu kriptoyu nasıl çözeceğim bilemiyorum.) Öğretmeni kafasını dağıtmak için ayakkabı değiştirirken: 'Ne güsel ayakkabın var senin' gibi talihsiz bir cümle kurmuş. Cebindeki kağıt mendili hemen çıkarıp bir miktar gözyaşıyla ıslatıp: 'Eveeet, çoban aldııı'. Durumun vehametinden sıyrılmak isteyen öğretmen: 'Bir dakka yaa, elbisenin üstünde kelebek mi var, ne güzel' şeklinde ikinci talihsiz cümlesini kurar kurmaz cebe zaten girmemiş olan kağıt mendil göze ve buruna iyice tutulup: 'Böööö, onu da çoban aldııı böööööööööööö' diye cevap alınca öğretmenleri kıyafet konusunu bir müddet ertelediler.
Alıştı çok. Ben ki ilk tecrübeden ötürü çok korkmuştum, şaşırdım kaldım bu duruma. Aslında ilk günden beri şaşırıp duruyorum. İlk hafta uyum süreciydi ve anne ilk hafta okulda biryerlerde apart bekleyecekti. E üçüncü gün, siz gidin gerek yok deyince pek inanasım gelmedi. Falaka dahil her yolu düşündüm. E olamaz, alışmış olamazz!
Ama artık inanıyorum ki her çocuğun kendi saati var. Bana öyle geliyor. Ama bu saati bilmek çok kolay değil. Sadece kreş için değil, meme bırakırken de, bez bırakırken de, yemek yerken deee...İlk kreş maceramızda Deniz'in hazır olduğunu zannetmiştim. Değilmiş. Çok bilinmeyenli bir denklem bu ve maalesef dene/yanıl metodu dışında da herhangi bir metod sökmüyor. Her ne kadar iç sesini dinlemeye çalışsak da çocuğun, olmuyor..
Bugün yine ağzım yere vurdu. Girer girmez okula iki üç öğretmen üstüste: 'Bugün Deniz bize ne şarkılar söyledi' diyip durdular. Allah allaaaah!. 'Ne sööledi' diye merak edip sordum. Ama her gelen bana bi göz kırpıyo. Hoydabree.. Aile sırlarımız ifşa olmamıştır işallah maşallah...
'İlk önce maskeli balo, sonra birkaç türkü söyledi sonra da birşeyler uydurdu. Biz de çocuk şarkısı söyleyecek zannetmiştik' dediler.
Bilmiyorum nasıl tezahür etti, ama Deniz'in favori üçlü türküsü var, çünkü hepsi 'geliyor ve hatta geldi'. Kader birliği yüzünden diye tahmin ediyorum (bu arada annemin gözünün yağını yiyim) :
'Gemi geliyol gemi de sulalı yala yala'
'Dele geliyol dele, yalelellll yaalelelll kumunu sele selee yallelllliiii'
'Tilen gelill hoş gelilll ley ley lümlümleyy'
Bugün müzik dersinde ilk önce yeni türküden maskeli balo , sonra bu türküleri söylemiş. Sordum:
E bunlardan sonra ne söyledin?' (öğretmenlerin uydurdu dedikleri kısmı merak ediyorum). Sırasıyla Van Halen, Bob Dylan ve Ben Harper söylemiş olduğunu ama kimsenin bi bok anlamadığını, dolayısıyla uyduruk varsaydıklarını çakozladım.
'Nehehe, yavrucuuum, o şarkıların anlaşılması için, biraz liseye gidiyor olmak lazım. ' dedim.
Bu cümleden ne anladı bilmiyorum. Önemli değil, kendim için kurdum artık bu cümleyi de, izin verrrseniz.
Dün benim ipod'u kendi kendine alıp, açıp, kulaklıkları kulağına sokup en az 30 dakika kadar, artık bu süreye ne kadar şarkı sığar ise, o kadar şarkı dinlediğini gözlemledim.
Keşke müzikisyen olsa allaam.. (ya da andy, sana da söylesem olur herhalde, isteklere ekleyebilir miyik?)
Pşşşt, çoban, ı-ıııııh, çoban. Sus bakiim.
6 Haziran 2007
Bal kaymak
Aman bugün iyice hoş oldum. Bir tepetaklak bekliyor beni bundan sonra herhalde. Ancak o paklar. (Muhafaza talep ediyorum!)Merakla beklediğim iki kitap da geldi. Artık onlar benim kitaplarım.
Elimde ise deli'den ödünç aldığım, bir bitli bir de aynalı (nası kriptik yazıyorum ama), aynı yazarın iki kitabı var ki birine başlamıştım.
Deniz'in anaokuluna uyum döneminde kafa dağıtıyordum. İlk gün okudum, hiç de bölünmeden. Çünkü bir güzel eğleniyor, bir güzel katılıyor, hiç mızmızlanmadan, hiç ağlamadan, hiç suratıma bile bakmadan yanımdan akıp geçiyor. Öğretmenler 'uyum sürecini atlayalım' diyor. 'Durun ya, benim de bi uyum sürecim var, önce ben bir alışayım' diyorum. Ama tecrübeli annelerden öğrendiğim kadarıyla bu işin ilk haftası böyle sonraki haftalar tam tersi olabilirmiş. Neyse artık bir şekilde yapacağız. Vazgeçmek yok na o kadar parayı peşin almışlar, dibine kadar gidecek.
Bugün geveze mi geveze bir anneyle kreşte söyleştik. Ben kitaba devam ederim sanmıştım ama ne mümkün! Benim yaşımdaymış, kocası gemiciymiş, 6 ay yokmuş, çocuğu başta istememiş aldırmak istemiş ama kocası istememiş, çocuğu kalça çıkığı yaşamış hiç yürümez demişler ama 11.ayda yürümüş. 19 ay emzirmiş. Başka iki çocuğa da süt anneliği yapmış. Memeleri aslında fındık kadarmış ama sonra 100 beden olmuş. 'Şimdi yine küçüldü ama pörsüdü' şeklinde detayları da aldım. 'Ay inanmıyorum, bi bakiiim' demedim. Kibarım ben. Bu denli dur durak demeden konuşan, es yüzünden anaokulu müzik dersinde kalmış biriyle karşılaşmadım desem yalan olmaz. Beni çok beğendi diye telefonumu alacaktı 'Ayol ben cuma da gelicem o zaman görüşürüz' dedim. O gittikten sonra öğretmen bana 'Artık yarın kalmanıza gerek yok' diyince bu açıdan rahatlamış oldum. 'Ama biraz erken gibi geldi bana, e daha üçüncü gün bugün?' 'Bişi olmaz bişi olmaz, peee biz neler görüyoruz' tavırlarıyla beni susturmayı başardı. Bakalım yarın ne olacak?
Neyse, o şu bu da, en güzeli: bugün buralara on dakikadan fazla yağmur yağdı. Çok mutlu olduğumu söylemeye gerek yok.
Yaaaa yaaaa yaaamulllll
tekneeede haaamuuuulllll...
Komik: Bir ara arabamı park ettiğim yerde sileceklere bir reklam kağıdı sıkıştırmışlar. 'Fentezi gereçleri'. Bizim kırk yıldır bildiğimiz şişme kadın ne zamandan beri şişme 'hanım' oldu, afedersiniz? Boy boy oluyormuş bunlar artık hem de.. (eskiyi ben ne bilirim, sadece tahmin, sadece tahmin) Kağıdı attım ama ilgilenenler için park yerini tarif edebilirim.
Elimde ise deli'den ödünç aldığım, bir bitli bir de aynalı (nası kriptik yazıyorum ama), aynı yazarın iki kitabı var ki birine başlamıştım.
Deniz'in anaokuluna uyum döneminde kafa dağıtıyordum. İlk gün okudum, hiç de bölünmeden. Çünkü bir güzel eğleniyor, bir güzel katılıyor, hiç mızmızlanmadan, hiç ağlamadan, hiç suratıma bile bakmadan yanımdan akıp geçiyor. Öğretmenler 'uyum sürecini atlayalım' diyor. 'Durun ya, benim de bi uyum sürecim var, önce ben bir alışayım' diyorum. Ama tecrübeli annelerden öğrendiğim kadarıyla bu işin ilk haftası böyle sonraki haftalar tam tersi olabilirmiş. Neyse artık bir şekilde yapacağız. Vazgeçmek yok na o kadar parayı peşin almışlar, dibine kadar gidecek.Bugün geveze mi geveze bir anneyle kreşte söyleştik. Ben kitaba devam ederim sanmıştım ama ne mümkün! Benim yaşımdaymış, kocası gemiciymiş, 6 ay yokmuş, çocuğu başta istememiş aldırmak istemiş ama kocası istememiş, çocuğu kalça çıkığı yaşamış hiç yürümez demişler ama 11.ayda yürümüş. 19 ay emzirmiş. Başka iki çocuğa da süt anneliği yapmış. Memeleri aslında fındık kadarmış ama sonra 100 beden olmuş. 'Şimdi yine küçüldü ama pörsüdü' şeklinde detayları da aldım. 'Ay inanmıyorum, bi bakiiim' demedim. Kibarım ben. Bu denli dur durak demeden konuşan, es yüzünden anaokulu müzik dersinde kalmış biriyle karşılaşmadım desem yalan olmaz. Beni çok beğendi diye telefonumu alacaktı 'Ayol ben cuma da gelicem o zaman görüşürüz' dedim. O gittikten sonra öğretmen bana 'Artık yarın kalmanıza gerek yok' diyince bu açıdan rahatlamış oldum. 'Ama biraz erken gibi geldi bana, e daha üçüncü gün bugün?' 'Bişi olmaz bişi olmaz, peee biz neler görüyoruz' tavırlarıyla beni susturmayı başardı. Bakalım yarın ne olacak?
Neyse, o şu bu da, en güzeli: bugün buralara on dakikadan fazla yağmur yağdı. Çok mutlu olduğumu söylemeye gerek yok.
Yaaaa yaaaa yaaamulllll
tekneeede haaamuuuulllll...
Komik: Bir ara arabamı park ettiğim yerde sileceklere bir reklam kağıdı sıkıştırmışlar. 'Fentezi gereçleri'. Bizim kırk yıldır bildiğimiz şişme kadın ne zamandan beri şişme 'hanım' oldu, afedersiniz? Boy boy oluyormuş bunlar artık hem de.. (eskiyi ben ne bilirim, sadece tahmin, sadece tahmin) Kağıdı attım ama ilgilenenler için park yerini tarif edebilirim.
1 Haziran 2007
Pek helecanlı durumlar
Doğru konuşmak için eğri oturmanın şart olduğu atalarımız tarafından tespit edilmiş bir kere, yapacak birşey yok. Yürürken sakız çiğneyememenin afillisi, fakat saygımız sonsuz.
Bu laf mükemmeliyetçi olmak sorunda olmadığımızın bir işareti.
Ben gibi olmamak gerekliliğinin yani.
İyi bir huy değil bu. Hiç değil. Genlerle geldiğini kabul etmiyorum, burçları da bu konuda suçlamamalı. Yetiştiriliş tarzıyla birebir alakalı . Yine de, Deniz'in bu adeti devam ettirme ihtimalini düşününce tüylerim dikenimsi oluyor. Biraz ettirme meyli var. Aman uzak dursun ondan...
Çok komikti bugün fotoğraf stüdyosundaki hali. Poz verme gereği hissettiği için bacağını büküp kollarını değişik şekillere sokup yüzük parmaklarını havaya kaldırdı, sandalyede amuda kalktı. 'Bi versene arkadaş ya makinanı, kızın şu halerini boydan çekelim' diyemeyecek kadar lordum, huyum kurusun. Ama o papaz suratlı adam bile güldü hani. Yine de boydan çekmedi hıyal. (E iş sahibi) ve bittabi herkesin dünyasının merkezi çocukları olabiliyor (olmayabilenlere de rastlamadım ama olmadığını iddia edenlere, evet.) Geri kalan kitle için bir sürü yaramaz velet, etrafta dolaşan.
Şimdi benim tek idefiksim (asteriks'ten hatırlayalım) 'pazartesi napıcak aceba'. Yok, çok poker suratlıyım, asla belli etmiyorum. En kötü şey çocuğa, kendisinden şüphelendiğimi çaktırmak. Yumşak yumşak, olabilecek güzel şeylerden bahsedip gerisini sallamamak şeklinde tezahür ediyor durumum şu anda. O da çok havalı. Ama ben biliyorum adım gibi ki, günü gelince mızır mızır mızır, türlü numaralar, gözyaşları....
Lazımdır kırtasiye bu işler için. Gidiniz bir kırtasiyeciye ve adını duymadığınız bir takım şeyleri almaya kalkınız. A4 boyutunda resim kağıdının renkli olabileceğini yazmış liste. Kırtasiyede ben dahil kimse bilmiyor. A4 boyutunda fon kartonu, A4 boyutunda elişi kağıdı, tamam bunlar var. Ama renkli resim kağıdı bulamadım. Bi bilen varsa, sevabına, şu cahile!
Gittiğimiz alışveriş yerindeki tüm mini etekli ve topuklu yavrular (ı-ım pardon, bayanlar) Deniz'in türlü iltifatına maruz kaldı. Benim yanımda 'Pis çoban, git bak elalem ne güzel giyiniyo' gibi bir hava yaratıldığı için bayanlar kıs kıs gülüp yan gözle beni süzüyorlar. Bu 1-0 durumdan sonra rövanş için diyeceğim şudur ki, 'minik bi bebeden iltifat almak insana neler katar bilmiyorum' . E hattızatında, benim de buralarda bi tane 10'lu yaşlarda hayranım var, ayıptır söylemesi. Her gün kapımızın önünden geçiyor. Beni göremeyince dönüp tekrar geçiyor. 'Naber Berke, pisiklet yok bugün?' diye sorayım diye.. Ben şahsen pek taltif edilmiş gibi hissetmiyorum. Ama yooort, 'Oo yakışıklı çocukmuş' dediğinden beri, biraz alıcı gözüyle bakıp onore edilme yolları aramaya başladım. Bi de aynı gözucunu yapıp annesine kısır götürmeye gitmeliyim belki, bilmiyorum.
Kırtasiye konusuna geri dönecek olursak, eskiden gidilen kreşte ay başına bi 100 (harfle, yüz) kaat çakıyolardı, siz uğraşmayınız efenim diye, burda kendin pişir kendin ye diyorlar ve ben 30ytl'ye çıkıyorum kırtasiyeden. Kekişlendiğimizi bile bile bu duruma alışmış olan bizler farklı bir perspektifle olayı yaşayınca sevinç gözyaşlarına gark oluyoruz. Mini teselli.
Yağmur yağıyor yağmur, gökten.
Üstelik işimi de bitirdim, dıdının dıdısı kaldı, onları da yaparız evelallah.
Daha ne isteyeyim.
(Bir sonraki yazımda alışveriş merkezinde, yavrunuzun gayta kültürü için nasıl örnek alınır onu anlatabilirim. Anlatmayabilirim de..)
Bu laf mükemmeliyetçi olmak sorunda olmadığımızın bir işareti.
Ben gibi olmamak gerekliliğinin yani.
İyi bir huy değil bu. Hiç değil. Genlerle geldiğini kabul etmiyorum, burçları da bu konuda suçlamamalı. Yetiştiriliş tarzıyla birebir alakalı . Yine de, Deniz'in bu adeti devam ettirme ihtimalini düşününce tüylerim dikenimsi oluyor. Biraz ettirme meyli var. Aman uzak dursun ondan...
Çok komikti bugün fotoğraf stüdyosundaki hali. Poz verme gereği hissettiği için bacağını büküp kollarını değişik şekillere sokup yüzük parmaklarını havaya kaldırdı, sandalyede amuda kalktı. 'Bi versene arkadaş ya makinanı, kızın şu halerini boydan çekelim' diyemeyecek kadar lordum, huyum kurusun. Ama o papaz suratlı adam bile güldü hani. Yine de boydan çekmedi hıyal. (E iş sahibi) ve bittabi herkesin dünyasının merkezi çocukları olabiliyor (olmayabilenlere de rastlamadım ama olmadığını iddia edenlere, evet.) Geri kalan kitle için bir sürü yaramaz velet, etrafta dolaşan.
Şimdi benim tek idefiksim (asteriks'ten hatırlayalım) 'pazartesi napıcak aceba'. Yok, çok poker suratlıyım, asla belli etmiyorum. En kötü şey çocuğa, kendisinden şüphelendiğimi çaktırmak. Yumşak yumşak, olabilecek güzel şeylerden bahsedip gerisini sallamamak şeklinde tezahür ediyor durumum şu anda. O da çok havalı. Ama ben biliyorum adım gibi ki, günü gelince mızır mızır mızır, türlü numaralar, gözyaşları....
Lazımdır kırtasiye bu işler için. Gidiniz bir kırtasiyeciye ve adını duymadığınız bir takım şeyleri almaya kalkınız. A4 boyutunda resim kağıdının renkli olabileceğini yazmış liste. Kırtasiyede ben dahil kimse bilmiyor. A4 boyutunda fon kartonu, A4 boyutunda elişi kağıdı, tamam bunlar var. Ama renkli resim kağıdı bulamadım. Bi bilen varsa, sevabına, şu cahile!
Gittiğimiz alışveriş yerindeki tüm mini etekli ve topuklu yavrular (ı-ım pardon, bayanlar) Deniz'in türlü iltifatına maruz kaldı. Benim yanımda 'Pis çoban, git bak elalem ne güzel giyiniyo' gibi bir hava yaratıldığı için bayanlar kıs kıs gülüp yan gözle beni süzüyorlar. Bu 1-0 durumdan sonra rövanş için diyeceğim şudur ki, 'minik bi bebeden iltifat almak insana neler katar bilmiyorum' . E hattızatında, benim de buralarda bi tane 10'lu yaşlarda hayranım var, ayıptır söylemesi. Her gün kapımızın önünden geçiyor. Beni göremeyince dönüp tekrar geçiyor. 'Naber Berke, pisiklet yok bugün?' diye sorayım diye.. Ben şahsen pek taltif edilmiş gibi hissetmiyorum. Ama yooort, 'Oo yakışıklı çocukmuş' dediğinden beri, biraz alıcı gözüyle bakıp onore edilme yolları aramaya başladım. Bi de aynı gözucunu yapıp annesine kısır götürmeye gitmeliyim belki, bilmiyorum.
Kırtasiye konusuna geri dönecek olursak, eskiden gidilen kreşte ay başına bi 100 (harfle, yüz) kaat çakıyolardı, siz uğraşmayınız efenim diye, burda kendin pişir kendin ye diyorlar ve ben 30ytl'ye çıkıyorum kırtasiyeden. Kekişlendiğimizi bile bile bu duruma alışmış olan bizler farklı bir perspektifle olayı yaşayınca sevinç gözyaşlarına gark oluyoruz. Mini teselli.
Yağmur yağıyor yağmur, gökten.
Üstelik işimi de bitirdim, dıdının dıdısı kaldı, onları da yaparız evelallah.
Daha ne isteyeyim.
(Bir sonraki yazımda alışveriş merkezinde, yavrunuzun gayta kültürü için nasıl örnek alınır onu anlatabilirim. Anlatmayabilirim de..)
30 Mayıs 2007
IndiaGolf99
Yapmam gereken işlere başladım, aferin bana. Dün neredeyse tüm gün çalıştım. Bugün de biraz tıngırdayıp biraz çalışıyorum.
Çok konsantre ben, kocca bir ses, tam o sırada, yukardan:
'India Golf doksandokuz, popoda kaka val, meydeymeydey'
Ülkü anlamaz bittabi. Bendeniz ise bayılayazdım gülmekten :
'E kakası gelmiş ülkü yaa!'
'Aaaa, heheh, gel denizcim yapalım.'
Evden çalışmanın mümkünatını siz tahmin edin bu durumda.
Bu kadar mı oyun manyağı olunur, bayılıyorum bu çocuklara! Oyun kaçırmayayım diye uyumuyor bizim bayan artık. Abime sordum, boşver uyumasın dedi. O zaten tüm tıbbi sorularıma asprin al geçer şeklinde yaklaşıyor. Onun kızı da -halayım ben :-)))- deniz gibi, belki biraz daha fazla, bi yatiim de uyiiim demeyenlerden.
Diyen var mı ben burdan sormak istiyorum.
Sanki bana yokmuş gibi geliyor.
Pazartesi sabahı görecek oyunu o... (hakikaten görecek, sanki içime doğuyo, çok eğlenecekmiş gibi..).
Not: Şu geography challenge'a takmış durumdayım. %50'nin üzerine bi kere çıktım o da şans eseri oldu galiba. Anguta döndüm, durumun hasretinde olanlar için tavsiye ederim.
Çok konsantre ben, kocca bir ses, tam o sırada, yukardan:
'India Golf doksandokuz, popoda kaka val, meydeymeydey'
Ülkü anlamaz bittabi. Bendeniz ise bayılayazdım gülmekten :
'E kakası gelmiş ülkü yaa!'
'Aaaa, heheh, gel denizcim yapalım.'
Evden çalışmanın mümkünatını siz tahmin edin bu durumda.
Bu kadar mı oyun manyağı olunur, bayılıyorum bu çocuklara! Oyun kaçırmayayım diye uyumuyor bizim bayan artık. Abime sordum, boşver uyumasın dedi. O zaten tüm tıbbi sorularıma asprin al geçer şeklinde yaklaşıyor. Onun kızı da -halayım ben :-)))- deniz gibi, belki biraz daha fazla, bi yatiim de uyiiim demeyenlerden.
Diyen var mı ben burdan sormak istiyorum.
Sanki bana yokmuş gibi geliyor.
Pazartesi sabahı görecek oyunu o... (hakikaten görecek, sanki içime doğuyo, çok eğlenecekmiş gibi..).
Not: Şu geography challenge'a takmış durumdayım. %50'nin üzerine bi kere çıktım o da şans eseri oldu galiba. Anguta döndüm, durumun hasretinde olanlar için tavsiye ederim.
23 Mayıs 2007
Romantik
(Birkaç gündür kolsuz tişört giyen çoban'a):
D:Bakıyolum da, sen de taktın başını şu kısa kollulala!
Ç:Amele kolu gibi oldu da biraz, düzelsin diye güneşte kısa kollu giyiyorum
D:Hııııı, peki inşaat mı yapıcaksın?
Ç:Yok. (kikir)
D: Eski günlelimizi hatıllıyol musun? Helyelde inşaat valdııı, kepçeeleeeel, tlaktölleeeelll...bıdı bıdı
----
D: Çoban, bak bak bak bak, bak çoban bak bak filme bak ('bak' ları az bile yazdım sanırım)
Ç: Aaa ne güzel. Sen çok mu seviyosun bu filmi?
D: Evet, hem lomantik hem de komik. Çok seviyolum. (bu romantik filmde bi kuzu zıp zıp zıplarken alıp götürüp yünlerini kırpıyolar, kuzu ağlıyo. sonra bi tavşalop geliyo (tavşan+antilop) kuzuyu ikna ediyo falanda filanda..)
----
Sabah kalktık:
Ç: Naber yavru?
D: Bilmiyolum, içimde bi his val
Ç: Nası bi his iyi mi kötü mü?
D: Kötü. Kötü bi lüla göldüm.
Ç: Hatırlıyor musun? Anlatmak ister misin?
D: I-ıh, boşvel güzel şellelden bahsedelim.
Ç: Peki
----
D: Benim ismimi çok komik koymuşsunuz
Ç: Deniz komik mi sence?
D: Bi içinde balık olan vaaal, bi de ben valım. Çok komik
Ç: Hehehe, evet.
---
D:Bakıyolum da, sen de taktın başını şu kısa kollulala!
Ç:Amele kolu gibi oldu da biraz, düzelsin diye güneşte kısa kollu giyiyorum
D:Hııııı, peki inşaat mı yapıcaksın?
Ç:Yok. (kikir)
D: Eski günlelimizi hatıllıyol musun? Helyelde inşaat valdııı, kepçeeleeeel, tlaktölleeeelll...bıdı bıdı
----
D: Çoban, bak bak bak bak, bak çoban bak bak filme bak ('bak' ları az bile yazdım sanırım)
Ç: Aaa ne güzel. Sen çok mu seviyosun bu filmi?
D: Evet, hem lomantik hem de komik. Çok seviyolum. (bu romantik filmde bi kuzu zıp zıp zıplarken alıp götürüp yünlerini kırpıyolar, kuzu ağlıyo. sonra bi tavşalop geliyo (tavşan+antilop) kuzuyu ikna ediyo falanda filanda..)
----
Sabah kalktık:
Ç: Naber yavru?
D: Bilmiyolum, içimde bi his val
Ç: Nası bi his iyi mi kötü mü?
D: Kötü. Kötü bi lüla göldüm.
Ç: Hatırlıyor musun? Anlatmak ister misin?
D: I-ıh, boşvel güzel şellelden bahsedelim.
Ç: Peki
----
D: Benim ismimi çok komik koymuşsunuz
Ç: Deniz komik mi sence?
D: Bi içinde balık olan vaaal, bi de ben valım. Çok komik
Ç: Hehehe, evet.
---
18 Mayıs 2007
Ben de bazen bulaşık yıkayamıyorum
Bugün arabada giderken şarkılara eşlik ediyordum. Hep zaten, hep, arabada şarkı söyleyip dururum. Çok da vukuat geçti başımdan. Ben araba kullanırken şarkı söylüyorsam hoşgörülü olurum, kimseye bulaşmam, alttan alırım, önemli olan şarkıyı söylemek, gerisi ya(l)van. Ama gören de beni kendilerine küfrederken yakaladıklarını zannediyor. İyi, dayak yemiyorum. Aman, elime konuşmiim. Evime karaoke istiyorum, en iyisi.
Neyse, arabada babam, annem ve deniz (ve stella var, alt paragraflarda tanıştırıcam.) Babam Tom Waits'i hep Bruce Springsteen'le karıştırıyo (!!). Bugün RAZ çalıyodu (e ya o ya o şu sıralarda başka ne çalcak zaten), babamın ağzından 'bu da Tom Hanks mi, kim bu?' çıktı. Halbuki bilir kendilerini, zamanın yarı-çiçek çocukları ne de olsa. Gül babam gül. (yani hem mecaz hem de sözlük anlamıyla..). Babam şarkı eşliklerimi, senkronizasyonumu ve arada attırdığım doğaçlamaları (kanonlar ve alt/üst sesler, öhööömm..) özel ve güzel buldu (e benim babam, haliyle, yaa bırakın biraz övünsün:-)). O öyle buldukça ben gaza geldim. Öte yandan şahsının müzik kulağına ve bilgisine güvenirim. Geçen hafta emekli oldu ve hemen tamburuna sarıldı, çok uzun zamandır iki ayrı koroya gidiyor, çok da beğeniyorum. Ben, gözleri görmez oluncaya kadar babaanemin ud çaldığı, büyük amcamın tambur çaldığı fasıllarla her hafta kulak doldurmuştum, küçüklüğümde. (nası, küçük bi çocukken aynanın karşısında şarkı söylerdim hep diyen popcuklarımıza benzetebildim mi kendimi?)
Bana 'sen müzikle ilgili bişiiler yapsana' dedi babam ve benim içim cız cız etti, sonra bi de coz etti (lafın üzerine hemen biraz su içtim). Zamanında tüm müzik hocalarımın beni konservatuara yönlendirmelerini hatırladım. Sonra ortaokul sınavında frenk dilli bi okulu kazanınca babamın dediğini de hatırlıyorum: 'bir dil bir insan...' :-) . Yok hayır, ebeveynimin beni hayata yönlendiriş biçimini beğeniyorum, benim için en iyisini istediğini de biliyorum, aynı zamanda bu yollardan geçmiş olmak da beni tatmin ediyor. Fakat insan nankör bi yaratık, noolurdu diye düşünmeden de duramıyorum. Bi bok olmaya da bilirdi, şimdi sanki çok bişii oldu ya. Neyse bu işler adamı şişler, unutalım.
Stella dedim. Deniz bi Barbie filmi izlediğinden beri 'ben Balbiyim, sen elikasın (erica)' diye geziyor. Allah, dedim, Barbie manyaklığı başladı, allaam seni beni koru, naapcaz? Ama artık barbie falan hikaye, Winx ve Bratz diye şeyler çıktı. Amaaan yarebbim, 4 yaşına bile daha gelmemiş çocuk winx kızlarından olmak istiyo. Bunlar, barbie'den farklı olarak bi de peri, yani cadı falan yaaaa. Yok sihir güçleri gelince kıyafet değiştiriyolar, hepsi bi ince uzun vücut, bi güzel gözler, makyaclar, pipilerinden asılası pozcu pozcu erkek arkadaşlar ...
Diyorum ki Deniz'e, 'ya bi düşünsene bu kızlar kocccaman topuklu ayakkabılarla nası koşarlar mümkün değil, sonra o incecik kıyafetlerle popoları donar, bunlar gerçek değil ki.' Bi düşünüyo sonra yine 'Ben Byum (bloom) oliiim sen de miüyza ol (miusa). Şimdi biz sihil yapıyomuşuuuuzzzz, hadi kıyafet bulalim kendimize'. Sonra yağmur yağarken, zürefanın düşkünü, plaj kıyafetleri üzerimizde, onları giyebilmek için evden dışarı çıkmayan bi yavru. Alttan gir üstten çık, onu dışarı çıkart, anlaş, paktlar yap, iş anlaşmaları şeyet, haayyt ruhum daraldı, ühühühühüü!
Bugun uyuyan guzel barbie'yi almaya gitmiştik, söz vermiştim, uzun zamandır istiyordu. Gittik, barbie'lerin yanından geçmedi, winx'leri görünce cozuttu. Stella'yı almaya karar verdik. Yahu nası oyuncak bu böyle tam 4 saat elinden düşürmedi ve dünyayı gözü görmedi. Uyumasaydı hala devamdı, 4 saatin sonunda uyurken de saçlarına yapışmıştı, zor ayırdım. (Evet harika di mi, bu hafta ilk olarak bugün gündüz uykusunu uyudu heyoooo).
Ama hakikaten çok korkuyorum, noolcak bu kızların hali? Şu güzellik, süslülük, şu incelik, çıtçıt olma halleri ve aman kanım donuyo şu anorexia'lar bulimia'lar.
Ya annecim yaaa!
Neyse, arabada babam, annem ve deniz (ve stella var, alt paragraflarda tanıştırıcam.) Babam Tom Waits'i hep Bruce Springsteen'le karıştırıyo (!!). Bugün RAZ çalıyodu (e ya o ya o şu sıralarda başka ne çalcak zaten), babamın ağzından 'bu da Tom Hanks mi, kim bu?' çıktı. Halbuki bilir kendilerini, zamanın yarı-çiçek çocukları ne de olsa. Gül babam gül. (yani hem mecaz hem de sözlük anlamıyla..). Babam şarkı eşliklerimi, senkronizasyonumu ve arada attırdığım doğaçlamaları (kanonlar ve alt/üst sesler, öhööömm..) özel ve güzel buldu (e benim babam, haliyle, yaa bırakın biraz övünsün:-)). O öyle buldukça ben gaza geldim. Öte yandan şahsının müzik kulağına ve bilgisine güvenirim. Geçen hafta emekli oldu ve hemen tamburuna sarıldı, çok uzun zamandır iki ayrı koroya gidiyor, çok da beğeniyorum. Ben, gözleri görmez oluncaya kadar babaanemin ud çaldığı, büyük amcamın tambur çaldığı fasıllarla her hafta kulak doldurmuştum, küçüklüğümde. (nası, küçük bi çocukken aynanın karşısında şarkı söylerdim hep diyen popcuklarımıza benzetebildim mi kendimi?)
Bana 'sen müzikle ilgili bişiiler yapsana' dedi babam ve benim içim cız cız etti, sonra bi de coz etti (lafın üzerine hemen biraz su içtim). Zamanında tüm müzik hocalarımın beni konservatuara yönlendirmelerini hatırladım. Sonra ortaokul sınavında frenk dilli bi okulu kazanınca babamın dediğini de hatırlıyorum: 'bir dil bir insan...' :-) . Yok hayır, ebeveynimin beni hayata yönlendiriş biçimini beğeniyorum, benim için en iyisini istediğini de biliyorum, aynı zamanda bu yollardan geçmiş olmak da beni tatmin ediyor. Fakat insan nankör bi yaratık, noolurdu diye düşünmeden de duramıyorum. Bi bok olmaya da bilirdi, şimdi sanki çok bişii oldu ya. Neyse bu işler adamı şişler, unutalım.
Stella dedim. Deniz bi Barbie filmi izlediğinden beri 'ben Balbiyim, sen elikasın (erica)' diye geziyor. Allah, dedim, Barbie manyaklığı başladı, allaam seni beni koru, naapcaz? Ama artık barbie falan hikaye, Winx ve Bratz diye şeyler çıktı. Amaaan yarebbim, 4 yaşına bile daha gelmemiş çocuk winx kızlarından olmak istiyo. Bunlar, barbie'den farklı olarak bi de peri, yani cadı falan yaaaa. Yok sihir güçleri gelince kıyafet değiştiriyolar, hepsi bi ince uzun vücut, bi güzel gözler, makyaclar, pipilerinden asılası pozcu pozcu erkek arkadaşlar ...
Diyorum ki Deniz'e, 'ya bi düşünsene bu kızlar kocccaman topuklu ayakkabılarla nası koşarlar mümkün değil, sonra o incecik kıyafetlerle popoları donar, bunlar gerçek değil ki.' Bi düşünüyo sonra yine 'Ben Byum (bloom) oliiim sen de miüyza ol (miusa). Şimdi biz sihil yapıyomuşuuuuzzzz, hadi kıyafet bulalim kendimize'. Sonra yağmur yağarken, zürefanın düşkünü, plaj kıyafetleri üzerimizde, onları giyebilmek için evden dışarı çıkmayan bi yavru. Alttan gir üstten çık, onu dışarı çıkart, anlaş, paktlar yap, iş anlaşmaları şeyet, haayyt ruhum daraldı, ühühühühüü!
Bugun uyuyan guzel barbie'yi almaya gitmiştik, söz vermiştim, uzun zamandır istiyordu. Gittik, barbie'lerin yanından geçmedi, winx'leri görünce cozuttu. Stella'yı almaya karar verdik. Yahu nası oyuncak bu böyle tam 4 saat elinden düşürmedi ve dünyayı gözü görmedi. Uyumasaydı hala devamdı, 4 saatin sonunda uyurken de saçlarına yapışmıştı, zor ayırdım. (Evet harika di mi, bu hafta ilk olarak bugün gündüz uykusunu uyudu heyoooo).
Ama hakikaten çok korkuyorum, noolcak bu kızların hali? Şu güzellik, süslülük, şu incelik, çıtçıt olma halleri ve aman kanım donuyo şu anorexia'lar bulimia'lar.
Ya annecim yaaa!
Labels:
Deniz,
Geçmiş Zaman Olur Ki,
Geyik,
Müzik
17 Mayıs 2007
Sad Eyed Lady of the Lowlands
Benim 'en sevdiğim şarkı' bundan bir zaman öncesine kadar olmamıştı. En sevdiklerim vardı, çok sevdiklerim de vardı ama aralarından seçip de bir tanesini, en tepeye koyamıyordum. Belki de her dönem bi tane en tepedeydi şimdi de bu tepede, olabilir. Emin değilim. Bilmiyorum. Biraz daha bekleyip göreceğim. Yalnız bu dönemler bende çok uzuyor gitgide. En sevdiğim, daha gençken bir hafta, ondan sonra bir ay falan diye giderken ahanda bu şarkı bir seneyi geçti. Ya yaşlanmanın belirtisi (yaşlıyım demiyorum, dikkat) ya da bu hakkikaten kalacak bende bu şekilde. (Belki de eskiden hızla geçtikleri için oturmadan kalkıyorlardı, of çok fazla teori oldu üstüste.)
Sizi youtube'den alıntılarım arasındaki (RAZ başlığı) ilk şarkıya davet ediyorum. Herkeste aynı etkiyi bırakmayacağından eminim, sevdiğiniz müzik; çevre, hatıralar, içtiğiniz şarap, ruhi durum ve rüya/hülyalarınızla yakından bağlantılıdır ne de olsa. Neyse ben yine de, dinlememiş olanları davet etmeyi ihmal etmeyeceğim. Belki seven bile çıkar. Belki halihazırda vardır bile, kimbilir.
Sevgili iki-üç günlük, bugün denizi anaokuluna götürdüm. Dikkat çekerim, kreş veya yuva değil, anaokulu. İki hafta sonra ikinci parti sancılarımı yazacağımdır. O güne kadar ikametgah, fotoğraf falan o işlerle uğraşacam.
Domates tohumlarım kafalarını uzattı. Fişneler eli kulağında, ayva çiçekleri açtı da döktü. Lavantalar da pötürdeyelim artık diye bekliyolar. Bütün iğne yapraklılar patlattı. Ya bu baharı çok seviyorum.
My warehouse eyes, my arabian drums.
Dırınım dırınım.
Sizi youtube'den alıntılarım arasındaki (RAZ başlığı) ilk şarkıya davet ediyorum. Herkeste aynı etkiyi bırakmayacağından eminim, sevdiğiniz müzik; çevre, hatıralar, içtiğiniz şarap, ruhi durum ve rüya/hülyalarınızla yakından bağlantılıdır ne de olsa. Neyse ben yine de, dinlememiş olanları davet etmeyi ihmal etmeyeceğim. Belki seven bile çıkar. Belki halihazırda vardır bile, kimbilir.
Sevgili iki-üç günlük, bugün denizi anaokuluna götürdüm. Dikkat çekerim, kreş veya yuva değil, anaokulu. İki hafta sonra ikinci parti sancılarımı yazacağımdır. O güne kadar ikametgah, fotoğraf falan o işlerle uğraşacam.
Domates tohumlarım kafalarını uzattı. Fişneler eli kulağında, ayva çiçekleri açtı da döktü. Lavantalar da pötürdeyelim artık diye bekliyolar. Bütün iğne yapraklılar patlattı. Ya bu baharı çok seviyorum.
My warehouse eyes, my arabian drums.
Dırınım dırınım.
11 Mayıs 2007
Şenlik Menlik
Eveet, bugün yine o güzel günlerden biriydi. Katılanlara sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
PDeli'yi aldııık Deniz'le birlikte onun Oti'deki işlerini halletmesine refakat ettik. Sonra şenlik (ben panayır diycem) yerine geldik. Yeni yeni başlıyordu sanırım. Çünkü gözleme stand'ının önünde hiç sıra yoktu. Ben uyanıklık edip (şark tipi) yanıma hiç para almadım :-P, o yüzden PDeli'ye gözlemelerimizi ve içeceklerimizi aldırdık. Sonra Miso geldi.
PDeli'nin Miso'su çok candan, çok matrak ve çok hoş görünüşlü biri. Çok'ların altını çizelim..(Şimdii, o okur diye yazmıyorum, keşke okumasa da daha yazsam). Yazdıklarının ötesi bişii. Deniz de hemen bayıldı tabi Miso'ya.
Hıh, o geldi ya, hemen onun da cüzdanını boşaltma cihetine gittik, Deniz kendisine pamuk helva aldırttı, su aldırttıııık. Sonra biraz daha PDeli'ye döndük, ona da mıstır ve dondurmalı kavun aldırttık. Süperiz di mi? Tabii bitmedi, en güzeli de, Miso'nun soğuk biralarının bir şişesini aparmak oldu ki, yani çok hora geçti. :-) Ben de götürecektim ama ben çoğu şeyi yine unuttum, bazılarını da hatırlamama rağmen koşturuktan alamadım.
Deniz, (tamamen içgüdüsel olarak sanırım çünkü anne tıntın), bir prenses edasıyla gözlemesini yedi. (Tüm yiyeceklerini tutması için de zavallı Miso'yu görevlendirdi. Çoban karşıda gekgekgüberek, oh ne güzel oldu diye gerine gerine oturdu) Ama biz üstünde acıcık ot olan toprakta otururken hanfendi kendine bi taş buldu. Ayakları da parmakucu yaptı yine. Mide dolunca dans faslı başladı cilveli cilveli. (Hayır yaa, ben diyil, tööbe tööbeee). Deniz yani, seyirci vardı çünküm. Sonra da düştü. Azıcık ağladı, biraz pansumanvari bişii yaptık sonra da oturdu bi saat boya yaptı. Tabi Miso'ya 'sen de boyaaaasanaaa' eşliğiyle, onun da tecrübeli katılımıyla.
Bitmek üzereyken LKYHN geldi, biraz ona homur homur yaptı çünkü uykusuzluk ciddi boyutlara ulaşmış. Daha sonra Miso'nun Kıvır'ı geldi, (çok özür dilerim, adını hatırlamadığım ya da duyamadığım (hangisi onu bile hatırlamıyorum tü bana)) çok hoş bir abla da geldi. Bir de ikinci Kıvır (anlatıcam birazdan)
Deniz artık mızırdamaya ve gidelim gidelim demeye başladı. Ben o sıralardaki konuşmalara mümkün olduğu kadar katılmaya çalışsam da mümkünün de bi sınırı oldu maalesef.
Deniz dönüş yolunda sızar diye düşünmüştüm 'çoban, kızın mevzubahisse sen ne beklersen tersi olur, hiç ıkınma' kuralı işledi ve arkadaş gözünü bile kırpmadı. Sonra Erdeniz'in kucağında uyumak istediğini söyledi (Nııı, pek sıradışı?) Dedesi, o da hasta ve dizi şiş bizim evdeydi bugün. Deniz'in de dizi yaralı ya, kendini ona çok yakın hissetti ve eve gelir gelmez kucağına zıpladı. Birlikte topalladılar. Bıyık altından çok güldüm.
Biraz önce 'bugün ne güzeldi di mi' başlıklı konuşmamızı yaptık. Ayakta uyuduğunu düşündüğüm dönemi tırtıkladım: 'Sonra LKYHN geldii, sonra Kıvır geldiii'
el-cevap: 'Iıı sonla da öteki kıvıl geldi. Ama o çok kıvıl diiildi.' (?? isim zikretmedi)
Yapılacaklar:
Miso ve PDeli'yle kafa çekilecek.
Iııı, düzeltiyorum, Miso'yla kafa çekilecek. (malum)
Kızlara diledikleri ısmarlama yapılacak, gönülleri hoş tutulacak.
Pek kuru oldu di mi, napiiim, fotoğraf makinesi de unutulanlar listesinde ve cep telefonu şarj'ın dibindeydi.
PDeli'yi aldııık Deniz'le birlikte onun Oti'deki işlerini halletmesine refakat ettik. Sonra şenlik (ben panayır diycem) yerine geldik. Yeni yeni başlıyordu sanırım. Çünkü gözleme stand'ının önünde hiç sıra yoktu. Ben uyanıklık edip (şark tipi) yanıma hiç para almadım :-P, o yüzden PDeli'ye gözlemelerimizi ve içeceklerimizi aldırdık. Sonra Miso geldi.
PDeli'nin Miso'su çok candan, çok matrak ve çok hoş görünüşlü biri. Çok'ların altını çizelim..(Şimdii, o okur diye yazmıyorum, keşke okumasa da daha yazsam). Yazdıklarının ötesi bişii. Deniz de hemen bayıldı tabi Miso'ya.
Hıh, o geldi ya, hemen onun da cüzdanını boşaltma cihetine gittik, Deniz kendisine pamuk helva aldırttı, su aldırttıııık. Sonra biraz daha PDeli'ye döndük, ona da mıstır ve dondurmalı kavun aldırttık. Süperiz di mi? Tabii bitmedi, en güzeli de, Miso'nun soğuk biralarının bir şişesini aparmak oldu ki, yani çok hora geçti. :-) Ben de götürecektim ama ben çoğu şeyi yine unuttum, bazılarını da hatırlamama rağmen koşturuktan alamadım.
Deniz, (tamamen içgüdüsel olarak sanırım çünkü anne tıntın), bir prenses edasıyla gözlemesini yedi. (Tüm yiyeceklerini tutması için de zavallı Miso'yu görevlendirdi. Çoban karşıda gekgekgüberek, oh ne güzel oldu diye gerine gerine oturdu) Ama biz üstünde acıcık ot olan toprakta otururken hanfendi kendine bi taş buldu. Ayakları da parmakucu yaptı yine. Mide dolunca dans faslı başladı cilveli cilveli. (Hayır yaa, ben diyil, tööbe tööbeee). Deniz yani, seyirci vardı çünküm. Sonra da düştü. Azıcık ağladı, biraz pansumanvari bişii yaptık sonra da oturdu bi saat boya yaptı. Tabi Miso'ya 'sen de boyaaaasanaaa' eşliğiyle, onun da tecrübeli katılımıyla.
Bitmek üzereyken LKYHN geldi, biraz ona homur homur yaptı çünkü uykusuzluk ciddi boyutlara ulaşmış. Daha sonra Miso'nun Kıvır'ı geldi, (çok özür dilerim, adını hatırlamadığım ya da duyamadığım (hangisi onu bile hatırlamıyorum tü bana)) çok hoş bir abla da geldi. Bir de ikinci Kıvır (anlatıcam birazdan)
Deniz artık mızırdamaya ve gidelim gidelim demeye başladı. Ben o sıralardaki konuşmalara mümkün olduğu kadar katılmaya çalışsam da mümkünün de bi sınırı oldu maalesef.
Deniz dönüş yolunda sızar diye düşünmüştüm 'çoban, kızın mevzubahisse sen ne beklersen tersi olur, hiç ıkınma' kuralı işledi ve arkadaş gözünü bile kırpmadı. Sonra Erdeniz'in kucağında uyumak istediğini söyledi (Nııı, pek sıradışı?) Dedesi, o da hasta ve dizi şiş bizim evdeydi bugün. Deniz'in de dizi yaralı ya, kendini ona çok yakın hissetti ve eve gelir gelmez kucağına zıpladı. Birlikte topalladılar. Bıyık altından çok güldüm.
Biraz önce 'bugün ne güzeldi di mi' başlıklı konuşmamızı yaptık. Ayakta uyuduğunu düşündüğüm dönemi tırtıkladım: 'Sonra LKYHN geldii, sonra Kıvır geldiii'
el-cevap: 'Iıı sonla da öteki kıvıl geldi. Ama o çok kıvıl diiildi.' (?? isim zikretmedi)
Yapılacaklar:
Miso ve PDeli'yle kafa çekilecek.
Iııı, düzeltiyorum, Miso'yla kafa çekilecek. (malum)
Kızlara diledikleri ısmarlama yapılacak, gönülleri hoş tutulacak.
Pek kuru oldu di mi, napiiim, fotoğraf makinesi de unutulanlar listesinde ve cep telefonu şarj'ın dibindeydi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)