işgüç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işgüç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2007

La 'dolce vita' sta finendo....

Bilmem böyle denir mi, yarım yamalak italyancamla pörtlettim. Tatlı hayat bitmekte yani.
Anlaşıldı ki ben kendimi acayip suçlu hissediyorum Deniz'e karşı.
Neden? Çünkü bugün gittim kıza yeni yeni kıyafetler ve bir iki oyuncak aldım. Paraları ilerde alacağım maaştan mahsup edilmek üzere.  Bahane de yarın fotoğraf çekimi var, cumartesi günü arkadaşının doğumgünü partisi var. Kıyafetler bu yüzden. E gitmişken bir pony bir de winx kızı bir de zıplayan kurbağalar alıverdim. Hepsini de kredi kartıma taksit yaptırdım.
Kim inanır bahanelere. Basbayağı suçlu hissediyorum. Tüm gün okula giden arkadaşla sadece bir saatimiz eksik kalacak gibi görünüyor ama ben alışveriş sapığı oluverdim. Bir nev'i özür. Aaa gelme üstüme artık.
Sonra DienaR'a attım kendimi.  Evde okunmamış kitap kalmamış gibi son bir ayımın okunmaya çalışılacaklar listesine de yazdırdım bunları. İlki Ankara'da gölge oyunları. Bülent Orakoğlu'nun. Bayağı bir kısmını okudum sanırım. En çok genç subaylar kısmına takıldım.
Sonra daha önce hiç okumadığım Kurt Vonnegut aldım. (arakçı ayıp sana) İlk kitabı Mavisakal'a başlar gibi yaptım. Şu pasajı okuduktan sonra elimi yaktı bıraktım (uzundur):
Türklerle ittifak halindeki Alman İmparatorluğu, bu yüzyılın ilk soykırımını değerlendirmeleri için ülkeye nemelazımcı askeri gözlemciler gönderdi. Soykırım, henüz hiçbir lisana girmemiş bir sözcüktü o zaman. Günümüzde bu sözcüğün anlamı, dünyanın her yerinde, insan ırkının tanımlı bir altfamilyasına mensup herkesin, kadın, erkek, çocuk denmeden öldürülmesini amaçlayan, dikkatle planlanmış bir girişim olarak biliniyor. (burda çeviri hatası, daha doğrusu türkçe hatası gördüm)
Böylesine iddialı projelerin beraberinde getirdiği sorunlar tam anlamıyla endüstriyeldir. O kadar çok sayıda, büyük ve becerikli hayvanı ucuz ve hızlı biçimde öldürmenin, kimsenin kaçmadığına emin olmanın ve sonrasında oluşan et ve kemik dağlarını imha etmenin yolları aranır. Bu konuda dünyaya önayak olan Türklerinse ne işi büyütme kabiliyetleri, ne de bu iş için gereken özel makineleri vardı. Almanlar, bundan sadece çeyrek yüzyıl sonra, her ikisini de mükemmelen sergileyeceklerdi. Oysa Türkler, bulabildikleri tüm ermenileri evlerinden, işlerinden, teneffüslerinden, oyunlarından, ibadetlerinden, eğitimlerinden ya da her neredeyseler oradan alıp kırsal bölgelere sürüverdiler, onları yiyecekten, sudan ve barınaktan mahrum bıraktılar, onları vurup ezdiler ve hepsi de ölmüş gibi görünene dek buna devam ettiler. Sonrasında oluşan pisliği temizlemek ise, köpeklere, akbabalara, kemirgenlere ve nihayet solucanlara kaldı...

İşte öyle, sonra bırakıverdim.
Biraz 'ekşi sözlük yazarlarından ekşi öyküler'e başladım. Bir iki tanesini ortadan rastgele seçerek okudum ve verdiğim paraya üzülmedim.
Diğer Vonnegut kitabı Galapagos'a bakamadım bile E hala elim yanıyor. 
Gönlüm Calvino'nun Kozmokomik öyküleri'nde. Yarın okuyacağım. Calvino'ya 'ağaca tüneyen baron' dan itibaren ayrı bir muhabbet beslerim. 
Bu arada Adam Fawler'ın olasılıksız'ının da devamına devam etmeye karar verdim.
Perec'in la disparition'u beni galiba bir ömür bekleyecek, çok üzgünüm. Kafamı sabitleyemiyorum.